Heves de etmez miydi?

Yıllar önce bir arkadaştan hoş bir Temel fıkrası dinlediğimi hatırlıyorum. Şivesiyle hikâyesiyle güzel bir tat kalmış aklımda ama tamamını hatırlamıyorum. Temel vefat etmiş. Cenazesinde karısı ağıtlar yakıyormuş: “aah ne güzel şiirler yazardı, ne güzel romanlar yazardı, çok güzel resimler yapardı” diyerek dövünürmüş. Bunu gören Temel’in arkadaşlarından biri yanına yaklaşıp sakinleştirmeye çalışmış: “Yahu Temel okuryazar bile değildi sen neler diyorsun”. Kadın bir an durup sakin sakin: “Heves de etmez miydi?” demiş.
TÜBİTAK’ın yurtdışında doktora yapmış Türk bilim adamlarını memlekete geri döndürmek için ilan ettiği programla ilgili haberi görünce bu fıkra aklıma geldi. Bir heves olduğu kesin.
Programa göre yurtdışında doktorasını yapmış Türk vatandaşları en az iki yıl uzmanlık alanında ücretli olarak yurtdışında çalıştıktan sonra TÜBİTAK araştırma burs programına başvurup ülkelerine geri dönebileceklermiş. Böylelikle kanayan yara beyin göçü tersine çevrilecek!
Ama pek ufak tefek sayılamayacak sorunlar var programda. Yurtdışında doktora yapmış olma şartı tamam, Türkiye’de bir üniversiteden kabul yazısı tamam, araştırma planı ve referanslar da tamam. Tamam olmayan doktora sonrası, en az iki yıl uzmanlık alanında yurtdışında ücretli çalışma şartı.
Türkiye’ye dönerse böyle bir “beyin”, aylık 2.750 TL burs alacak TÜBİTAK’tan. Şimdi hayal edin ki öyle bir “beyin” olmuşsunuz, o yetmemiş yurtdışında doktorayı da bitirmişsiniz. Dahası mali krizi de atlatıp iki yıl ücretli olarak çalışmışsınız yurt dışında. Muhtemelen doktora yaptığınız kurum ayarında bir yerde. Sonra vay memleket hasreti bacayı sardı diyerek döneceksiniz Türkiye’ye.
Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da bilim sektörlerinde iş bulmak zor zanaat. Bütün dünya ile yarışıp sınırlı sayıda kadrodan birini almaya çalışacaksınız. Doktorasını tamamlamış genç bilim insanları genelde düşük ücretlere çalıştırılıyorlar ancak 2 yıl çalıştıktan sonra da 2750 TL’den daha iyisini rahatça elde edebilirler. Zaten çoğu durumda doktora sonrası başladıkları ilk işte en azından bunun yüzde 25 yüzde 50 üzerinde maaşlar alırlar. Gelişmiş, olgunlaşmış araştırma ortamlarında oldukları için zaten daha iyi ve etkili işler yapmaları ve dolayısıyla bilimsel olarak daha tatmin edici bir çalışma ortamına sahip olduklarını da tahmin edebilirsiniz.
Şimdi beyin göçünü tersine çevirmek amaçlı bu programın neyi başarabileceğini de görebilirsiniz. Böyle bir programın çekici olabilmesi için ya maddi olarak çok iyi bir teklif içermesi gerekli ya da araştırma olanakları açısından cazip bir şeyler önermesi gerekli. Aksi takdirde çekebileceğiniz iki muhtemel grup var: işsiz kalmış doktoralı Türkler ve çok yoksul ülkelerde doktora yapmış ve çalışan Türkler. İki gruptaki arkadaşlara da haksızlık etmek istemem. Dilerlerse tabii ki bundan yararlanıp memlekete dönsünler. Ancak programın amacının, örneğin Gana, Peru, Tanzanya ve Kamboçya’da doktora yapmış hemşerilerimizi engin ve zengin Türk akademisine kazandırmayı amaçlamadığını tahmin ediyorum.
Neyse, heves var muhakkak ama dediğim gibi Temel okuryazar bile değildi!
•••
Son bir not da bizim gazetenin yazarlarından Enver Aysever’e dair. Enver’in Cihangir yazısı biraz maksadı aşmış. Ufak çaplı bir deprem yarattı. Eminim kendisi de bir kez daha oturup yeniden değerlendirmiştir yazdıklarını. Diğerini anlama eksikliği yazılarda görülebilir. Pek çok arkadaştan tepkiler geldi. Hatta tepkilerin de bir kısmı maksadı aştı. Anlama eksikliği burada da yaygın. Fırsat bulmuşken, sandıktan çıkarıp eskileri, çıkmışlar sokağa. Kimsenin kimseyi anlama mecburiyeti tabii ki yok, ancak öylesi daha güzel bana inanın. Baktınız olmuyor yine de linç kültürüne teslim olmaya gerek yok.
İyi günler ve bol şanslar.

En Çok Okunan Haberler