Hükümet ve kabine: “Yeni” Türkiyelilerin “eski” Türkiye özlemi mi?

Cumhurbaşkanı Kararnameleri (CBK); okudukça, 21/1/2017 tarih ve 6771 sayılı Kanun ve 16.04.2017 Anayasa halkoylaması ile kabul edilen düzenlemelerin “sıradışılığı” daha iyi anlaşılabiliyor.

Ne olmadığı açık: Anayasa madde 2’de öngörülen “demokratik hukuk devleti”nin temel gerekleri yok bu düzenlemede.

Tepedeki kişi, her yerde hazır ve her şeye nazır. Kurul ve makamlar arasında görev ve yetkiler iç içe, hatta bir karmaşa söz konusu.

Sorumluluk; hiyerarşik yapı yerine, tek kişiye karşı sorumluluk geçerli. Hiçbir sorumluluğu olmayan tek kişi, politika üretiyor CBK metnine göre; ama aslında kişisel tercihlerini ortaya koyuyor. Hepsi birlikte, hantal bir bürokratik yapı.

Hükmeden tek kişi
“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” kavramı yasaya da geçirildi, fakat “hükümet toplantısı” demek yerine, bu kez “kabine toplantısı” deyimi öne çıkarıldı; ama, ‘bakanlar toplantısı’ veya ‘bakanlar kurulu toplantısı’ kavramları kullanılmadı.

Bakanlar kurulu nitelemesi yapılamazdı da; çünkü, Anayasa’da ve yasalarda bakanlara, başbakana, hükümete ve bakanlar kuruluna ait bütün kavram ve yetkiler, Cumhurbaşkanı’na aktarılmış bulunuyor.

Ortada, “hükümet sistemi” denebilecek kurum, makam ve kural yok; sadece “hükmeden tek kişi” var. Buna da sistem demek mümkün değil; çünkü, nasıl işleyeceği belli değil. Sıkça yayımlanan CBK’ler ise, bunu sağlamaktan uzak. Zira, sayısı on beşe varan kararnameler, belli sistematikten ve düzenden yoksun, gerekçesiz metinler.

Kabine nedir?
9 Temmuz 2018’de yürürlüğe giren 6771 sayılı Kanun’a giden yol, anayasal bilgi kirliliği altında döşendi. Bu alışkanlık, “yeni” adını verdikleri sistemin uygulanması aşamasında da sürdürülüyor. Ne var ki, Cumhurbaşkanı (CB) başkanlığında bakanlar toplantısı için yapılan kabine nitelemesi yanlış. Britanya kökenli kabine, 19. yüzyılda hükümet başkanı yönetiminde bütün hükümet ekibini betimlemek için kullanıldı. Günümüzde ise, genel siyaseti belirleme sorumluluğunu başbakan ile paylaşan ve tam bir dayanışma içinde olan ekibi ifade eder. Hükümetin ve başbakanın olmadığı bir yönetim, “kabine” kavramına tamamen yabancı. Çünkü burada, ne bir kurul var; ne de kolejyalite (kurul halinde sorumluluk).

Özetle, kabine, parlamenter rejim öncülüğünü yapan Birleşik Krallık kökenli olup, siyasal bakımdan sorumlu olmayan tek kişilik yönetim olgusuna tamamen yabancı.

Resmi Gazete mi, CBG mi?
Resmi Gazete, “yeni durumu” yansıtıyor aslında. Yürütme adına, en az beş unvanla donatılan tek var; hatta 9 Temmuz sonrası, TBMM’nin sadece iki yasa kabul ettiği gözönüne alınırsa, yasama alanına giren düzenlemeler de, büyük ölçüde “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” başlığı ile R.G.’lere yansıyor.

Eğer bazı ilanlar ve yargı kararları olmasa, Resmi Gazete yerine Cumhurbaşkanlığı gazetesi demek uygun düşer.

Kurul yok, kişi var
6771 Sayılı Kanun gereği, KHK ve CBK yoluyla yapılan -ve hiçbir gerekçeye dayanmayan- düzenlemeler, kurum-kurul ve kural yerine, bir kişi, hepsinin merkezine ve tepesine yerleştiriyor. Bu nedenle bakanlar toplantısına, anayasal olarak;

Bakanların CB başkanlığında veya AK Parti Genel Başkanı başkanlığında ya da Devlet Başkanı başkanlığında dahası Devletin Başı veya Başkomutan başkanlığında toplanması denebilir. Bununla birlikte, anayasal ve siyasal gerçeklikle örtüşmeyen deyimler, kulağa hoş gelmesi için “sıradışı” bir düzenlemeye kılıf arayışı dışında bir işlev görmez.

Siyasal kavramlar da doğru kullanılmalı
Batılıların “ılımlı İslam” nitelemesine karşı, “Hayır, biz ‘maneviyatçı muhafazakâr’ partiyiz” söylemi ile, demokrasi ve İslam, birlikte kullanılmaktan kaçınıldı.

“Maneviyatçı” politika, ürünlerini 15 Temmuz gecesi acı bir biçimde, sadece Türkiye değil, dünya kamuoyu önüne sergiledi. Özeti, “dinin politikaya alet edilmesi” idi.

“Muhafazakâr” politikaya gelince; nasıl bir muhafazakârlık idiyse, yıkıcı sonuçları, 16 Nisan 2017 halkoylaması ile görüldü.

“Biz maneviyatçı bir partiyiz” söylemi ile, Anayasa 24/son sürekli ihlal edilerek, Cemaat, “ayrıcalıklı hükümet ortağı” haline getirildi. Olan, 15 Temmuz gecesi Türkiye’ye oldu.

“Mahafazakârlık” da bir kılıf olarak kullanıldı; çünkü 21.01.17’de TBMM’de oylanan 6771 Sayılı Kanun, sadece yürürlükteki anayasal düzeni ortadan kaldırmadı; Osmanlı-Cumhuriyet anayasal ve siyasal mirası inkar etti. (Burada, asıl muhafaza edilmesi gereken ülkenin ve doğal ortamların talan edilmesi sorununa girmiyorum…)
Şimdilik şu kadarını belirtmekle yetinelim:

Olumlu mirası muhafaza etmek, -siyasal ve ülkesel anlamda- ilerlemeciliğe ve gelişmeye açık oluşa işaret eder.
Olumlu mirası inkar ise, yıkıcılık ve gericiliktir.

Barış ve bayram
Bayram, -ister milli ister dini olsun,- hoşgörü, dayanışma ve kardeşlik temalarını öne çıkarmak suretiyle toplumsal barışı pekiştirme vesilesi olarak anlaşılır.

Anayasa, toplum sözleşmesi ve doğa sözleşmesi nitelemesi ile “barış belgesi” olarak da görülür.

Çatışmacı ve dayatmacı bir yaklaşımla yürürlüğe konan 6771 Sayılı Kanun döneminin ilk bayramı olarak Kurban Bayramı, ne ölçüde toplumsal barışa katkı sağlar? Unutmamalı: barış, ancak -bitki/hayvan/homo sapiens sapiens bütününde- “ekosistem” dengesi ve toplumsal uzlaşma birlikteliğinde tasarlanabilir.

“Eski” ve “yeni” sıfatlarını siyasal emeller uğruna kullanım tarzı ise, ne anayasanın niteliği ile ne de bayramın özü ile bağdaşır.

Anayasa ve bayramın, doğal ve toplumsal barış bütününde düşünüldüğü nice bayramlara.

En Çok Okunan Haberler