İlahiyatçı Kılıç'tan 'Adnan hoca' operasyonuna: AKP ile tarikatlar etle tırnak gibi

CAN UĞUR

Adnan Oktar ve ekibine yönelik operasyonun ardından yandaş kalemler ile iktidar cephesi, operasyonu alkışlamakta gecikmedi. İlk gün Adnan Oktar’ın ‘ahlaksızlığından’ dem vuran iktidar cephesi, dün ise meseleyi FETÖ ile ilişkilendirdi. Bir dönem hem FETÖ hem de Adnan Oktar’ın ekibi ile organik ilişkileri bulunan AKP, söz konusu operasyonun ardından bu konuyu yok saydı. Peki bugün suç örgütü sıfatıyla yargılanan bazı tarikat ve cemaatleri bir dönem ‘parlatan’ onların devlet kademelerinde örgütlenmesini sağlayan siyasi iktidarın bunda hiç payı yok mu? Ya da soruyu şöyle sormak mümkün: Bu tarikat ve cemaatler bunca suçu işlerken iktidarın hiç haberi yok muydu?

Taraflar teyit ediyor

Meseleyi yakından takip edenler için bu soruya haberi yoktu diye yanıt vermek çok mümkün değil. İktidara geldiği günden bu yana Türkiye’deki tarikatları oy deposu olarak gören onları iktidarının ortağı haline getiren AKP’nin tarikatların attığı her adımdan haberi vardı. Hem AKP’nin üst düzey isimleri hem de tarikat temsilcileri çeşitli zamanlardaki açıklamalarıyla bu durumu teyit ediyor. Türkiye’de tarikatlarla iktidarın tarihsel ilişkisini yakından takip eden isimlerden İlahiyatçı-Yazar Cemil Kılıç AKP ile tarikat ilişkisinin organik bir ilişki olduğunu söylüyor. BirGün’e konuşan Kılıç, bugün siyasal iktidarın kenara çekilip eleştirme hakkının olmadığını bu tarz yapılanmaların büyümesinde pay sahibi olduğunu belirtiyor.

Organize işler bunlar…

BirGün’e konuşan Kılıç şunları söyledi: Türkiye’de cemaat ve tarikat benzeri yapıların siyasi iktidarla ilişkisi konusunda bilinmesi gereken en önemli husus bu yapıların daima siyasetle ve iktidar çevreleriyle iç içe olduklarıdır. Yani siyasi iktidar, cemaat ve tarikatlardan ayrışmış, bağımsız bir yapı değildir. Daha düz söyleyecek olursak cemaat ve tarikatlar iktidarın bir parçasıdır. Dolayısıyla güçlenme noktasında birbirlerini daima beslemiş bir ilişkiler ağı söz konusudur. Bu nedenle iktidarın bu işte payı yok mu demek pek isabetli bir söylem değildir. Ne var ki bazı cemaat ve tarikatlar zamanla diğer bileşenlere karşı öne çıktıklarında operasyona maruz kalırlar. Adnan Oktar grubuna yönelik operasyonu bir de bu yönüyle değerlendirmek gerekir.

Diğer tarikatlar da tehdit

FETÖ ile ilgili hatırlatmalarda bulunan Kılıç, analizlerini şu ifadelerle sürdürdü:

Daha öncesinde FETÖ’nün iktidarla ilişkisi de bu düzlemde idi. Birlikte yürüyorlardı. Ne var ki FETÖ zamanla diğer bileşenlere karşı öne çıktı ve siyasi gücü tümüyle ele geçirmek istedi. İşte bu noktada güç savaşı devreye girdi. FETÖ’nün darbe kalkışması da bu güç mücadelesinin belki de en ileri aşamasıydı. Ne var ki mücadeleyi kaybetti. FETÖ’den boşalan yeri doldurmak için yarış halinde olan diğer cemaat ve tarikatlar da bir süre sonra diğer bileşenlere karşı tehdit haline gelebilirler. O durumda da bu sefer onlara operasyon yapılır yahut belki de onlar gücü tümüyle ele geçirip diğer bileşenleri tasfiye edebilirler. Adnan Oktar grubunun bir cemaat olmanın yanı sıra aynı zamanda bir suç örgütü olduğu yönündeki iddialar da elbette kendilerine yönelik operasyondaki en önemli etkenlerden birini oluşturmaktadır.
İktidarların özelde ise sağ iktidarların tarikat cemaat ağları ile kurdukları ilişkinin tarihsel arka planını sorduğumuzda ise Kılıç şunları söyledi: Cemaat ve tarikatlar tarihimizin daima bir parçası olagelmişlerdir. Osmanlı ve öncesinde dahi siyasi iktidarların bir kısım cemaat ve tarikatlara dayandıkları malumdur. Bu yapıların zaman zaman devletle /siyasi iktidarla ters düştükleri ve çıkar çatışması yaşadıkları dönemler olmuştur. İşte böylesi dönemlerde çeşitli siyasi krizlerin yaşandığını biliyoruz. Günümüzdeki cemaat siyaset ilişkisi de tarihten tevarüs eden bir ilişkidir. Bu ilişki her yönüyle yaşanmaya devam ediyor. Gerek işbirliği yönüyle gerekse de kimi zaman çıkar çatışması, tasfiye ve operasyonlar yönüyle…

Yolu DP açtı

Cumhuriyetin ilk döneminden örnek veren Kılıç bugün sürecin nasıl tersine çevrildiğine işaret etti:

Cumhuriyet kurulurken tarihten tevarüs eden bu çarpık ilişkiye son vermek için tekke ve zaviyelerin kapatılması, cemaat ve tarikat benzeri yapılan yasaklanması yoluna gidildi. Dinsel hareketleri kontrol altında tutmak ve onlarla mücadele etmek için de Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Ne var ki süreç içerisinde Diyanet, işlevinden uzaklaşıp kuruluş amacının tersi bir fonksiyona kavuştu. Diyanet’in özellikle DP iktidarıyla birlikte bir cumhuriyet kurumu olma özelliğini hızla yitirdiğini görüyoruz. Öyle ki Diyanet bünyesinde Fethullah Gülen ve Cemalettin Kaplan gibi dinci teröristlerin yer bulabildiğini dahi gördük.

Türkiye’de cemaat, tarikat ve siyaset ilişkisi konusunda Atatürk’ün şu sözü rehber alınmadığı sürece benzer sıkıntıları tekrar tekrar yaşamamız kaçınılmazdır:
“Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz! Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” Kılıç ifadelerini önemli bir uyarıyla sonlandırdı:
Son söz olarak şunu ifade edeyim ki; din; dincilere, cemaat ve tarikatlara bırakılmayacak kadar önemli bir sosyal gerçekliktir. Bu nedenle cumhuriyet devrimine inanan aydın din bilginleri, cemaat ve tarikat benzeri yapılarla mücadele konusunda öne çıkmalıdırlar. Bu bağlamda dini, laik devlet düzeniyle bağdaştıran, ilerici bir yoruma kavuşturan ve gericileşmeyi önleyecek çağdaş bir mahiyetle yeniden inşa eden bir dinsel yorum, cemaat ve tarikat benzeri yapılara karşı savunulup güçlendirilmelidir.

***

86 firma çıktı

İstanbul merkezli 5 ilde Adnan Oktar ekibine yönelik düzenlenen operasyonun detayları ortaya çıkmaya başladı. MASAK raporuna göre Oktar’ın müritleri üzerine 86 şirket olduğu belirtildi. Bu şirketlerden bazılarının örneğin Avrupa’daki bir firmanın aynı adıyla açılmış ikiz firmalar olduğu belirlendi. Öte yandan polis operasyon sonrası adreslerde yaptığı aramalarda 77 tabanca, 23 tüfek, 289 şarjör ve 17 bin 597 adet mermi ele geçirildi.

En Çok Okunan Haberler