IMF Türkiye Raporu ve riskler

HAYRİ KOZANOĞLU
hayrikozanoglu@mynet.com

Korkut Boratav’ın BirGün’deki 22 Nisan tarihli yazısının başlığı, “IMF’den dünya bilgileri”ydi. Aynı gün Türkiye’ye ilişkin uzman değerlendirmelerini içeren 4. Madde Konsültasyon Raporu da IMF’nin sitesine düştü. Böylelikle IMF’nin Türkiye perspektifi hakkında da fikir edindik.

Korkut Hoca IMF’nin Ekonomik ve Finansal Raporlarında, “kapitalizm ve emperyalizm” sözcüklerinin zinhar kullanılmadığının altını çizdi. Haliyle Türkiye Raporu’nda da bu sakıncalı kelimelere rastlanmıyor. Tahmin edeceğiniz gibi, “gericilik, siyasal İslam” gibi kavramlar da “iktisadi” bir metinde kendine yer bulamıyor. Haklarını yemeyelim, asgari ücretin emek piyasasının esnekliğine, rekabet gücüne, bütçe dengelerine zarar verebileceği vurgulanırken, yükselen ücretlerin “gelir dağılımını” iyileştirebileceği kabul ediliyor. Böylelikle nazar boncuğu kabilinden “sosyal içerikli” bir cümle raporu süslüyor. (Sayfa 33, paragraf 68).

Rapor bazen, Türkiye gerçeklerinden tamamen kopuk izlenimi veriyor. Örneğin, IMF uzmanları kendi neoliberal itikatları doğrultusunda, rekabet açısından emekli maaşlarının “yüksekliğini” ve kıdem tazminatının “yükünü” bir yapısal sorun olarak saptıyorlar. Buna karşılık Türk yetkililer, 10. Kalkınma Planı'nın bu yıl sonuç vereceğini, daha fazla doğrudan yabancı sermayenin şimdiye kadar ithal edilen malları içeride üreteceğini (buna ithal ikamecelik denmiyor muydu?), AB’yle Gümrük Birliği'nin, hizmetleri, kamu ihalelerini, belki de tarımı içerecek şekilde genişleyeceğini (görüşmelerin 2017’de başlayacağını vurgulayarak!) belirttikten sonra, “yapısal reform gündemlerinin” üçüncü ayağını şöyle ifade ediyorlar:

Kanun hakimiyeti, eğitim, özel emeklilik, emek piyasası, gelir vergisi, yargı alanında kritik yapısal reformlar; rekabeti, emek piyasası esnekliğini, tasarrufları artıracak ve bu yolla potansiyel üretim de artacak. (Sayfa 18, paragraf 26)

Anlaşılan, “rekabet, emek esnekliği” gibi neoliberalizmin kutsal jargonuna başvurulunca; IMF uzmanlarının aklına, “Hangi kanun hakimiyeti? Hangi yargı bağımsızlığı?”, “Mezhepçi eğitim mi sizi kurtaracak?”, “Yahu sizin RTE’nin adamları daha dün bizim Brookings Enstitüsü’nde terör estirmiyorlar mıydı da kendi ülkenizde kanun hakimiyetini tesis edecekler?” diye sorgulamak gelmemiş.

Buna karşın uygulanan “ekonomi politikasının” kendi mantığıyla tutarlı olarak, IMF uzmanlarının bazen isabetli uyarılarda bulunduğu, Türk yetkililerin ise kaçamak cevaplarla konuyu geçiştirmeye gayret gösterdikleri dikkat çekiyor. İsterseniz bu diyaloğu daha yakından izleyelim.

Para politikalarını sıkılaştırın

IMF: 2015’te parasal sıkılaştırma enflasyonu düşürmede yetersiz kaldı. Politika faizi olarak kullanılan bir haftalık repo oranı reel faiz getirecek şekilde çabucak enflasyon oranının üzerine çıkarılmalı. Merkez Bankası faiz koridorunu daraltarak, tüm likidite ihtiyacını politika faizinden sağlamalı. Brüt döviz rezervleri 2016’da 14 milyar dolar, 2017’de 6 milyar dolar artırılmalı. Sıkı para politikasıyla döviz kuru üzerindeki baskı giderilmeli.

Türk Yetkililer: Ortalama fonlama oranı yeterince sıkı. Yüzde 5 enflasyon oranına üç yıl içerisinde geçmeyi planlıyoruz. Makro ihtiyati politikalarla tüketici kredilerini kontrol altında tutarak, ithalat talebini gemliyoruz. Böylelikle dövizi baskılıyoruz. 2016’nın ilk çeyreğinden başlayarak brüt döviz rezervlerindeki kanamanın durmasını bekliyoruz.

Yorum: Görüldüğü gibi Merkez Bankası, Saray’ın beklentisi doğrultusunda faizleri aşağı çekmekten bahsetmiyor. Aksine sermaye akışlarının oynaklığı azalınca basitleşmeye gideceğim, yani politika faizini artıracağım, diyor. Anlaşılan faizlerle ilgili “şenlikli günler” bizi bekliyor.

Maliye politikalarını da sıkılaştırın

IMF: İç tasarrufları artırabilmek, Merkez Bankası’nın enflasyon hedefine ulaşmasını kolaylaştırmak, özel sektörün borçlanmasındaki artışa karşın manevra alanı oluşturmak için 2015’e kadar bütçeyi GSMH’nin yüzde 1.5’i oranında sıkılaştırmak zorunlu.

Türk Yetkililer: Büyümenin potansiyelin yüzde 1 altında seyretmesi aksine genişlemeci maliye politikaları gerektiriyor. Seçim vaatlerini tutmak için de daha gevşek bir yönelime girmeliyiz.

Yorum: Gerçekten zayıf büyüme ortamında sıkı maliye politikaları, ancak neoliberal kemer sıkma mantığıyla talep edilebilir. IMF’nin özel sektör borçlarından bahsetmesi ise, “yarın kurtarma operasyonlarına hazır olun” iması içeriyor. Yani bir kez daha, “kârlar özel zararlar kamusal” mantığının devreye girebileceği anlamına geliyor. İlk belirtiler, 2016’da bütçenin öngörülenin üzerinde çok ciddi açıklar verebileceğini gösteriyor.

Bankacılık risklerini görmezden gelmeyin

IMF: Bankaların sermayeleri yeterlik oranlarının üzerinde seyretmekle birlikte, zayıflama trendinde. Bankaların döviz borçlanıp, bunu TL krediye dönüştürmesi bir risk oluşturuyor. Her ne kadar bu riskler bilanço dışı pozisyonlarla kapatılsa da, bir çalkantıda önlem almak zorlaşabilir.

Türk Yetkililer: Bankaların net döviz pozisyonu sınırlı. Yurtdışından toptan döviz borçlanma gereksinimi de azalıyor. Ekonomide döviz kuruna bağlı riskler hatırı sayılır ölçüde seyretse de, biz bunları yönetebiliriz.

Yorum: Bankacılık sektöründe yurtiçi döviz mevduatları 162.4 milyar dolara yükselmiş durumda. Bu nedenle bankaların yurtdışı borçlanma gereği azalsa da, yerli yatırımcıların dövize ikamesine yönelmesi, TL’ye güven duymaması, önümüzdeki dönemde ekonominin başını çok ağrıtacak.

Ani bir sermaye çıkışı riski var

IMF: Uluslararası sermaye piyasaları merkezli bir şok, ani sermaye çıkışlarına neden olabilir. Bankalar ve finansal olmayan şirketler dış borçlarını döndürmede büyük risklerle karşı karşıya kalabilir. Yüzde 20 oranında bir devalüasyon, bankaların döviz kredilerinin tahsilinde temerrüt riski yaratır.

Türk Yetkililer: Benzer ülkelerden daha iyi performans gösteriyoruz. AB ile ticari ve finansal bağlantılarımız bizi korunaklı kılıyor. Şoklara karşı tamponlarımız sağlam. Kamu borçlarının GSMH’ye oranı da düşük.

Yorum: Gerçekten kamu borçları eskisi kadar tehlike arz etmiyor. Ne var ki, özel sektörünün dış borçları 284 milyar doları bulan, ekonomik büyümede yavaşlamaya karşın enerji dışı cari açığı gerilemeyen, üstelik bu açığı finanse etmekte de giderek zorlanan bir ekonominin her an bir dış şoktan etkilenme riski Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor.

En Çok Okunan Haberler