İmkânsızı iste, gerçekçi ol

15 Temmuz Darbe Girişimi, Türkiye’nin yakın tarihindeki en önemli olaylardan biri oldu. Darbe girişimi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesine ve kuruluş ilkelerine temelden karşı olan iki dinci yapılanma arasındaki erk kavgasının sonucu olarak ortaya çıktı.

Erdoğan, darbe girişimini “Allah’ın bir lütfu” olarak değerlendirdi ve OHAL ilan edilerek sadece darbeciler değil bütün muhalefet güçleri baskı altına alındı; ülke KHK’lerle yönetilmeye başlandı. OHAL koşullarında yapılan referandumla ülkenin yönetim sistemi değiştirilerek bütün yetkiler tek bir elde toplandı. Sonuç olarak bu darbe girişimi, Erdoğan/AKP iktidarının sorumluluklarını da unutturarak kendi amaçlarının gerçekleşmesini kolaylaştıran bir olaya dönüştü.

Darbe girişimini planlayanların gerçek niyetleri ve iktidar sahipleri ile ABD’nin bu darbe tertibinin hazırlanmasında ne gibi bir rol oynadıkları konusunda fazla somut bir bilgiye sahip değiliz. Bu konulardaki gerçeklerin bütünüyle açığa çıkması belki çok zaman alacak, belki de hiç ortaya çıkarılmayacaktır.

Ancak bu tür tarihsel olaylar, tertipçilerinin niyetlerinden ya da kimlerin marifeti olduğundan çok, yarattığı toplumsal ve siyasal sonuçlara göre anlamlandırılır. Şimdi yine 2019’a doğru OHAL altında, kimi akıllı yandaşların ifadesiyle ‘yüzde elli artı bir garantiye alınarak’ gidilecek bir seçimle bu faşizm yürüyüşü taçlandırılacak olursa, bugünlerde ‘demokrasi bayramı’ olarak kutlanan 15 Temmuz, tarihe ‘Yeni Türkiye’ diye içine sürüklenilen karanlık gidişin bir miladı olarak kaydedilecektir.

ABD, AKP ve yeni ‘yetmez ama evet’çiler
Gelinen aşamada Erdoğan/AKP iktidarı, başlangıçtaki ‘yetmez ama evet’çi liberalleri de arkasına takmasını sağlayan liberal görünümlü bir ılımlı İslam projesi olmaktan çıkmış durumda. Keza Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında (Cemaat'le birlikte) iktidar gücünü ele geçirmelerinde büyük rolü olan ABD ilişkileri de ciddi bir kriz içinde. Zaten bu yüzden, ‘Yeni Türkiye’ projesinin isim babası olan Graham Fuller hakkında darbe girişimi ile bağlantısı dolayısıyla tutuklama kararı çıkartıldıktan sonra bu ‘Yeni Türkiye’ lafını da kullanmaz oldular.

Bu koşullarda iktidar hegemonik pozisyonunu, asıl olarak ‘dış düşmanlara’ karşı yürütülen bir milliyetçi hamasetle, tabii bu dış düşmanların işbirlikçisi olarak takdim edilen bütün muhalefet güçlerine, özel olarak da Kürt muhalefetine karşı yürütülen baskı şiddet ve bölgesel savaş politikalarıyla sürdürmeye çalışıyor. Aslında bu, Hitler’den bu yana bilinen “elverişli” bir faşizm klasiğinden başka bir şey değil.

Askeri bürokrasi içindeki ulusalcı kesimlerden bu çerçevede sağlanan destek, özellikle15 Temmuz’un bastırılmasında hayati bir rol oynadı. Keza küreselleşme çağının değişken emperyalist güç dengelerinin git-gelleri içinde ve zaman zaman bir ‘kayıkçı dövüşü’ halinde sürdürülen bu politikalarda gerçek bir millilik vehmederek iktidara destek verenler de var. Doğu Perinçek, liberallerin ‘yetmez ama evetçiliğinin ulusalcı bir versiyonu’ olarak böyle bir politika savunuyor. Emperyalist güç dengeleri arasında cambazlık yapılarak ne milli ne de antiemperyalist bir politika yapılamayacağının yeni bir örneğinden başka bir şey değil. Erdoğan’a destek olma konusunda Bahçeli ile girdiği rekabette ise maalesef Doğu’nun hiç şansı yok!

Muhalefetin yolu
Doğrusunu söylemek gerekirse, muhalefetin durumu iktidarın durumundan çok daha zor görünüyor. Ama doğrusunu söylemek de gerekiyor.

En önemli sorunlardan biri, ilk bakışta hiç de sebepsiz gibi görünmeyen yaygın bir çaresizlik duygusu.
Bunun temel nedenlerinden biri, çareyi parlamento içindeki 2-3 parti çerçevesinde aramaktan kaynaklanıyor. Oysa CHP artı HDP, (Haydi onu da ekleyelim, artı İYİ parti) denkleminden bir çare çıkarmak hiç de kolay görünmüyor. Elbette bu, seçim meselesini bütünüyle reddetme anlamına gelmiyor; sadece, bütün meseleyi bilmem hangi tarihte, OHAL altında ‘yüzde elli artı biri garantiliyerek’ yapılacak ve sonucu önceden belirli bir seçime odaklanmanın yanlışlığını ifade ediyor.

Gene bu çaresizlik duygusu, toplumda kendi dışından bir müdahaleye bel bağlama eğilimini de körüklüyor. Bu eğilimin sonucu olarak, 2017’nin son günleri, Amerika’da görülen bir davayı tartışmakla geçti ve yaşanan her şey bunun ne kadar boş bir şey olduğunu gösterdi.

Oysa çare var ve bu çare kendi içimizde. Çare CHP ve HDP dışında kalan, onların kapsayamadığı geniş toplumsal muhalefetin birleşik gücünde, bu gücün bir alternatif toplumsal-siyasal bir güç olarak örgütlenerek kendisini ortaya koymasında…


Böyle devrimci bir muhalefet hareketinin temel gündemi de, öyle bütün meseleyi Erdoğan’ın nasıl olursa olsun gitmesi, yolsuzluk vb. konularda değil, yoksul emekçi halkın doğrudan yaşadığı, hayatına değen, canını yakan gerçek sorunlarda yoğunlaşmalı, kendi alternatifini de orada kurmalı.

Onlar bağnazlığı, ayrımcılığı, şiddeti, harisliği, düşmanlığı, kin ve nefretten beslenen karanlığı körüklüyor; buna karşı devrimci muhalefetin yolu, hoşgörüden, dayanışmadan, özgürlükten, sevgiden ve paylaşmadan geçecek.
Yeni yıl bu umudun büyüdüğü, karanlığın ablukasının dağıldığı bir yıl olsun.

En Çok Okunan Haberler