İndi bahar Ankara’nın sisli yamaçlarına: Ankaragücü’nün dönüşü

2011-2012 sezonunun sonunda 34 maçta sadece iki galibiyet alarak Samsunspor ve Manisaspor ile birlikte küme düştü Ankaragücü, kökleri 1910 senesine kadar uzanan başkentin sarı lacivertli takımı. Onca sene araya rağmen ebedi puan cetvelinde 6. sıradalar, 1959 senesinde başlayan resmi futbol ligimizde 48 sezon ülke futbolunun en üst liginde mücadele vermişler, gelecek sezon altı sene aradan sonra yeniden Süper Lig’de yer alacaklar. Maç günleri tribünleri boş kalan belediye takımlarından değiller, hiç olmadılar zaten.

Bu sezon 1. Lig’de 17 bin 967 taraftar ortalamasıyla Süper Lig takımlarını geride bıraktılar, yer aldıkları her lige renk getirdiler. Ülke futbolunun dibe vurduğu zamanlarda kökleri, mazisi, taraftarı, şehir takımı olmaları bile yeter hatırlanmalarına. Dönüşlerini kutlayalım uzaklardan da olsa…

Onlarla ilk tanışmam 60’lı senelere denk gelir, şimdi çok eskide kalmış siyah beyaz zamanlara... Futbolun televizyon ekranları karşısında değil statlarda izlendiği, yaz akşamları parlak yıldızların altına salkım saçak kurulmuş çakıl taşlı açık hava sinemalarında Ayhan Işık, Sadri Alışık, Vahi Öz filmlerinin oynadığı zamanlara… Yazın simitçiler, kışın bozacılar geçerdi çocuk seslerinin yankılandığı sokaklardan, hemen her çocuk gibi ben de sevdalanmıştım o güzel oyuna. Evde futbol, hele de Ankaragücü dedin mi akan sular dururdu, adam sevdalanmış bir kere, maç günleri bağlasan durmaz, Ankara takımlarının maçı olduğu günlerde mutlaka soluğu alırdı o eski statta…

Bilmeyenler için 70’li yılların başları sarı-lacivertlilerin altın yıllarıydı. Ankaragücü 1971–1972 sezonunda Türkiye Kupası’nı kazandı. O sezon Türkiye futbol tarihinde, ilk defa Ankara’dan bir kupa şampiyonu çıktı. 70’li senelerin ortaları asansör takımların izlerini taşıyan düşmeler ve çıkmalarla geçen zamanlar. 1975–1976 sezonunda düştüler, ertesi sezon döndüler, 1977–1978 sezonunda yeniden düştüler…

1981 senesinde, 2. Ligde oynadıkları zamanlarda dünya futbol tarihinde çok önemli bir başarıya imza attılar. Bir 2. Lig takımı ülke futbolunun en önemli ikinci kupasını kazandı ve dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in desteğiyle ödülü 1. Lig oldu. Kenan Evren yıllarını, onun kararını tartışacak değilim, ne haddime! Keşke 12 Eylül Cuntası futbola hiç bulaşmasaydı, işçi sınıfının takımı o günlerle anılmasaydı. Yine de görüşüm, o yılların günümüzün belediye takımlarıyla donatılmış futbolundan daha iyi zamanlar olduğu yönünde. Daha naif zamanlardı en azından; düşünsenize, Aziz Yıldırım’ın değil Süleyman Saba’nın başkan olduğu, ülke futboluna Demirören’in değil Orhan Şeref Apak’ın yön verdiği, futbolun belediye takımlarıyla değil, Vefa, Şekerspor, PTT, Altay ile anıldığı zamanlardan bahsediyorum…

Hani, “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” der ya şair şiirinde, büyümekle mi alakalı bilemem ama değişti her şey zamanla. Televizyonların yatak odalarımıza kadar girdiği, futbolun her daim üç İstanbulluyla endekslendiği zamanlarda ruhunu yitirdi Angaralıların takımı. 90’lı yılların ortalarından sonra her gelen sezon bir öncekini aratır oldu. Zamanla boşaldı tribünler; eskiyi bilen Ankara sevdalıları küstüler takımlarına. Haris bir belediye başkanı ve onca sene koltuğuna yapışmış kalmış kır saçlı bir kulüp başkanının didişmesinde lime lime oldu o köklü çınar. Maddi sıkıntılar, transfer yasaklarıyla geçen karanlık zamanlarda tutanın elinde kaldı… Sonra… Sonra düştüler, kötü giden bir hikâyenin beklenen sonu nihayet gelmişti, yoksulluk içinde kara akıbeti bekleyen hasta misali eridi gitti Ankaragücü…

Alt liglerde geçen onca zamandan sonra geçtiğimiz sezon başladı dönüşleri. 3. Ligde oynadıkları zamanlarda, futbolun görünmez köşelerinde ülkenin kırlarında çıktıkları deplasmanlarda taraftar rekorlarını kırarak devam ettiler yarım kalmış hikâyelerine. Onca yokluğa, parasızlığa, transfer yasaklarına, onca unutulmuşluğa, vefasızlığa rağmen unutulmuş bir hikâyeyi yeniden yazdılar. “Buralar hep köy kasaba, sığmıyoruz biz statlara” tezahüratını çoğunuz duymamışsınızdır sanırım. O müthiş tezahürat anlatır bilmeyenlere dönüşün hikâyesini. 1933 senesinde aramızdan ayrılmış Yunanlı şair Konstantinos Kavafis o enfes şiirinde, “Bu şehir arkandan gelecektir” der, muhtemel onların hikâyesini en güzel anlatan dizeler…

Nicedir gitmiyordum maçlarına, biraz kırgınlık, biraz uzaklarda olmanın verdiği kısıtlama. Yine de bu bir matem ya da eskiyle hesaplaşma yazısı olmasın, gönülden kutlayalım dönüşlerini. Süper Lig’den birlikte düştükleri Manisaspor bir küme daha düşerken onlar Manisa deplasmanında galip gelerek çıkmayı başardılar. Umarım düşüş yıllarından, kötü geçen sezonlardan ders almış, kişilerin değil şehrin takımı olmaları gerektiğini, birlik içinde oldukları zaman ayakta kalabileceklerini, yönetebilmenin de taraftarlığın da yolunun karşılıksız sevdadan geçtiğini, gruplaşmanın felaket getirdiğini anlamışlardır. Bu vesileyle başarının mimarı hocaları İsmail Kartal’a da selam çakalım, yokluktan var ettiği takımında uzun seneler kalsın, Ankaragücü’nün Wenger’i olsun…


Velhasıl dönüşün kutlu olsun Ankara’nın köklü çınarı, eskiden olduğu gibi tüm Ankara’nın, şehrini tribünden sevmişlerin takımı olmayı başarırsın umarım. Çocukken ilk maçıma götüren, ilk formamı alan, bu güzel oyuna ve renklere sevdalanmama vesile olan kahramanım babama ve artık aramızda olmayanların ruhuna gitsin dönüşün…

En Çok Okunan Haberler