İnternet sansürüne ‘güncellenen’ bahane: 2011’de porno, 2014’te terör, 2018’de sigara

Antidemokratik her türlü adıma kılıf bulmak konusunda iktidarın eline su dönmek mümkün değil. O dönemki ortakları Gülencilere teslim ettikleri TİB üzerinden internete ilk darbeyi 2011’de vurdular. O dönem hükümet sözcülüğü yapan Bülent Arınç, yasağa isyan edenlere bütün “özgül ağırlığı”yla şöyle yanıt veriyordu: “Onlar iktidara geldiklerinde pornoyu serbest bırakırlar…”

Sansürün ilk dalgasını porno üzerinden savunan, “İnternetime Dokunma” diye sokaklara dökülen gençleri pornocu ilan eden iktidar, ikinci sansür dalgasını bu kez Gülencilere düşman kesildiğinde başlattı. 17/25 Aralık Operasyonu’ndan sonra, 2014’te çıkarılan 5651 nolu yasayla beğenmedikleri her türlü siteyi engellemenin yolunu açtılar. Bu kez bahaneleri porno değil, “Terörle mücadele, kişilik haklarına saldırıları engelleme”ydi. 5651 ile yargı kararı olmaksızın sadece bürokrat imzasıyla bugüne kadar Wikipedia dahil binlerce siteyi engellediler.

Birinci aşama tamamlandı

Ama belli ki bu da yetmedi. Doğan Grubu’nu da saf dışı bırakarak ana akım konvansiyonel medyayı “zapturapt” altına iktidar, şimdi de 2011 ve 2014’teki sansür dalgasına takılmayan ama hala can sıkma potansiyeli olan internet sitelerini susturmanın peşine düştü. Doğan Grubu’nun el değiştirmesiyle, DHA üzerinden “can sıkıcı” haberlerin bu ajansa abone binlerce sitede yayınlanmasını engellemek yeterince önemli bir adımdı. (Devredilen matbaalar ve dağıtım şirketi YAYSAT üzerinden, hazzetmedikleri gazete ve dergileri “basmama-dağıtmama” haklarının olması apayrı bir tehlike.)

Şimdi sıra kendi içeriğini yaratan, internet üzerinden yayın yapan platformlara geldi. Bunları, kritik 3 seçimin yapılacağı 2019’a doğru RTÜK kapsamına sokarak boğmanın peşindeler. Yine muazzam bahaneleri var. 2011 ve 2014’te olduğu gibi…

Velev ki bahaneler bunlar...

17/25 Aralık’ta sızan ses kayıtları için “Hissediyorum, montaj” sözleriyle tanınan Bakan Fikri Işık, interneti RTÜK’e bağlamayı bakın nasıl savunuyor: “Televizyonda sigara ve içkiyi buzluyorsanız, internette de bunu yapın. Uydu yayınındaki dizide ağza alınmayacak küfür ve ifadeler RTÜK denetiminden dolayı verilemezken, aynı dizi internette yayımladığında her türlü şeyi verebiliyorlar. Televizyonda yaparım ama internette yapmam anlayışına izin vermemiz mümkün değil.”

Güzel hoş da, yasağın gerekçesi, dizilerde edilen birkaç küfür ve sigara-içkili sahneler ise neden sadece dizi platformlarını değil de internetin tümünü RTÜK denetimine sokuyorsunuz?

Açıkça “Külfet yok” yalanı

Yasaya göre karasal ya da uydudan yayın yapanların tekrar RTÜK tarafından denetlenmeyecek. Yani sadece internette yayın yapanlara televizyon muamelesi yapılacak. Örneğin BirGün’ün başarıyla internet üzerinden yaptığı canlı yayınları niye RTÜK’e bağlıyorsunuz? Orada küfür mü ediliyor, içki-sigara mı içiliyor? Bakan Işık, yeni düzenlemenin yayıncılara hiçbir ek yük getirmeyeceğini iddia ediyor... Öyle ise Medyascope gibi başarılı internet yayıncıları, yeni düzenlemeyle neden yayın yapmak için astronomik bedellerle ruhsat almak zorunda bırakılıyor?

Ekonomik sıkıntılarla boğuşan internet medyasını, milyonlarca dolar reklam geliri olan televizyonlarla aynı kefeye koymak, onları susturmanın ekonomik yolu olmasın sakın? Ne dersiniz Sayın Işık, bunu da “hissettiniz” mi?

*****

İbrikçibaşı’nın Doğan itirafı

Doğan Grubu’nun medyadan çekilmesi konusunda yandaş basında şizofrenik bir sevinç dalgası var. Kimisi açık açık, “Erdoğan’ın yeni Türkiye’sinde bunlara yer yoktu. Tasfiye edildiler” diyerek açıkça satışta iktidar parmağını işaret ediyor. Aynı gazetelerde karşı sütunda yazanlar ise “Hükümet ile ilgisi yok. Kızları kavga ediyordu, zaten zarardaydı. Ondan çekildi” cümlelerini döşeniyorlar. Sevinçlerini belli ederek elbette...

Her iki savı aynı anda dile getiren ise Fethullah Gülen’in eski İbrikçibaşı Hüseyin Gülerce oldu. Dünkü Star’da “Aydın Doğan satmak zorundaydı” başlıklı makale kaleme alan Gülerce, bu zorunluluğu yazının girişinde şöyle dile getiriyordu:

Birinci çinko: Dirilişi okuyamadı

“Erdoğan Türkiye’si; iki asırlık arayış, bocalama döneminden sonra öze dönüş, yerli ve milli değerlerle diriliş Türkiye’sidir. Aydın Doğan, bu dirilişi okuyamadı. Yanlış tercih yaptığı, yanlış yerde durduğu için medyasını satmak zorunda kaldı..”

Özetle satışın gerekçesini, “zamanın ruhunu yakalayamama” olarak göstermiş. Haklı olabilir, ne de olsa kendisi bu alanda uzman… Gülencilerin devleti ele geçirme sürecinin 2 numaralı mimarıyken, birkaç yıl önce yaptığı dönüşle en hızlı FETÖ-savara dönüştü...

Biz konumuza dönelim… Doğan’ın kendi hatası nedeniyle medyadan çekildiğini savunan Gülerce, birkaç paragraf sonra ise ağzındaki baklayı bakın nasıl çıkarmış:

İkinci çinko: Yayını biz yönetseydik

“En fazla 5 yazarı gönderseydi, (…) yayın çizgisine sivil iradenin gösterdiği istikamet yön verseydi, Aydın Doğan hâlâ medya patronuydu…”

Kimin hazzetmediği “ez fazla 5 yazar”dı acaba bunlar? Normal demokrasilerde bizim bildiğimiz, gazeteciler, yazarlar sadece okurlarına karşı sorumludur ve elbette mesleki ilkelerine… Peki gazetelerin yayın çizgilerine, ne zamandan beri “sivil iradenin gösterdiği istikamet” yön veriyor? O “istikamet”te yayın yapan tıpkıbasım gazetelerin ağababaları mı? Kendi istikametinde yaptığı yayınla, tıpkıbasımların toplamından daha fazla satan gazeteyi sattırmakla övünenlerin, hele de milli irade lafını ağzından düşürmeyenlerin, buna bir yanıtı olur mu acaba…

En Çok Okunan Haberler