Irak:1 İngiltere:0

Yıllardır uluslararası göçün  çatışma kuramı çerçevesinde açıklanabilirliği üzerine kafa yoruyorum. Temel hipotez çeşitli düzeylerde ortaya çıkan çatışmaların insanların bir yerden bir yere gitmesine ve daha genel anlamda hareketliliğine yol açtığı ve bu hareketliliği şekillendirdiği üzerine. Yani insanların göç etme ve nasıl, hangi yolla göç edeceklerine dair kararlarının arkasındaki çatışma durumlarına bakmak önemli. Bu aile içi gerilimler olabilir; toplumsal düzeyde çatışmalar olabilir; kan davaları olabilir; kız meselesi olabilir. Kısaca herşey olabilir.
Ulusal düzeyde, devletler düzeyinde gerilimler de olabilir. Yıllardır Avrupa Birliği ülkeleri çevrelerindeki ülkeleri çeşitli yollarla sınır kontrolleri konusunda zorladılar. Şantaj denebilecek düzeyde baskı uyguladılar. Yani göç konusunda ortak olmayan talepler söz konusuydu. Buradan hareketle devletler arasında ciddi gerilim ve hatta çatışmalar çıkabileceğini düşünüyorum. Çıksın diye de dua etmiyorum tabii ki.
Geçen hafta Bağdat havaalanında yaşanan olay teorik olarak ekmeğime yağ sürdü. Havaalanındaki Iraklı komutan İngiltere İçişleri Bakanlığının bir uçağa koyup sınırdışı ettiği 39 Iraklıyı aynı uçakla Londra’ya geri gönderdi. Bir tanığa göre bununla da kalmayıp uçaktaki İngiliz sınır görevlilerine bir daha zorla kimseyi geri göndermeyin diye emir vermiş.
İngiliz İçişleri Bakanlığı büyük oranda iç politikadaki dalgalanmalara paralel olarak ve oldukça da keyfi olarak zaman zaman bazı ülkeleri “güvenli ülke” ilan ediyor ve o ülkelerden gelen sığınma başvurularını reddetmeye başlıyor. Örneğin Afganistan yıllardır “güvenli ülke” ilan edilmiş durumda ve Afganların sığınma başvuruları kabul edilmiyor bu nedenle. Haberlerden takip ediyorsunuzdur Afganistan’ın ne menem güvenli bir yer olduğunu. İçişleri Bakanlığında bu güvenli ülke sınıflamalarını yapan zevzekleri Kabil’e tatile göndermeli. Şöyle çılgın gibi güvenli bir tatil yapsınlar!
Meğer artık Irak da güvenli ülkeymiş! Duyduğunuz gördüğünüz yalan! Kimse kimseyi öldürmüyor Irak’ta. Sokak katliamları falan hep yalan. Bunlar Iraklıların dini vecibelerini yerine getirmek için yaptıkları ulusal dinsel törenler. Bir kaç İçişleri Bakanlığı yetkilisini de Basra’ya tatile göndermeli. Bol ateşli bir tatil için.
Uluslararası Iraklı Sığınmacılar Federasyonu’na göre Bağdat havaalanındaki olay şöyle gelişmiş: Iraklı görevli yanında 7 Kalaşnikoflu muhafız ile uçağa binmiş “Irak’a geri dönmek isteyenler uçaktan insin diğerleri olduğu yerde kalsın” demiş. Geri kalanlar Londra’ya geri getirilip Brook House göçmen hapishanesine  nakledilmişler.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) de Iraklıların zorla Bağdat’a gönderilmesini protesto etti. Ancak bu hikaye de daha çok soru işareti var. Örneğin 39 Iraklıyı Bağdat’a götüren uçakta 130 İtalyan ve İngiliz güvenlik görevlisi varmış! Sığınmacı başına 3’den fazla güvenlik görevlisi! İtalya’da uçak değiştirilmiş ve İtalyan görevliler oradan binmişler. Uçak değiştirme meselesi ilginç. Bu gizli bir operasyon muydu? Yoksa İngilizler Irak’tan gelecek tepkiyi biliyorlardı ve de işi oldu bittiye mi getirmek istediler? Bu arada uçak değiştirme sırasında 3 sığınmacı görevliler tarafından dövülmüş ve yaralanmışlar.
İçişleri Bakanlığı belli ki ne pahasına olursa olsun bazı sığınmacıları sınırdışı edebildiklerini göstermek istiyorlar. Çok ciddi ve masraflı bir seçim yatırımı olsa gerek. 39 sığınmacının yaşadığı eziyetler tabii ki kabul edilemez ama Iraklı komutanın hareketini en azından BMMYK de benim kadar takdir etmiştir.
Umarım göç savaşları görmeyiz ama çok ciddi çatışmalar yaşanıyor ve insanlar çok ağır koşullar altında sınırları geçmeye devam ediyorlar. Avrupa’da sağ parti iktidarları arttıkça ve ekonomik kriz devam ettikçe bu göç meselesi de can alıcı olmaya devam edecek. Ancak Atlantik’in öteki yakasında çok daha ağır deneyimler yaşanıyor. Siyah ve Hüseyin olan Barak kardeşimizin patinaj yapmayı bırakıp insani kaygılarla Meksika sınırına acilen bakması gerek. Sınırın kuzeyinde ırkçı sınır militanları güneyinde ise insan taciri çeteler göçmenlere işkence ediyor ve onları soyuyorlar. Güneydeki yeni eğilim göçmenleri kaçırıp ellerinden paralarını almak ve ailelerinden fidye istemekmiş. Arada göz dağı vermek içinde bir kaç göçmeni öldürüyorlarmış. Sorumluluğu sadece Obama’nın omzuna yüklemek haksızlık ama aldığı Nobel ödülünden sonra daha çok ona yükleneceğiz.
İyi pazarlar ve bol şanslar.

En Çok Okunan Haberler