Irak işgali yasa dışıydı ve Blair bizi kandırdı

6 Temmuz Çarşamba günü muhtemelen siyasetin hayal kırıklıklarından biri olarak tarihe geçecek. Irak savaş araştırma Komisyonu’nun başkanı, Sir John Chilcot 7 yıl süren çalışmayı sonuçlandırdı. Chilcot raporu takdim ederken soruşturmadan çıkan sonucun ‘gelecekte benzer büyüklükte askeri müdahalelerin yeterli ve daha dikkatli değerlendirmeler olmaksızın mümkün olmaması’ olarak formüle etti. Rapordan beklenen Irak Savaşı’ndan dersler çıkarılması olduğu için Chilcot’un bu dersi yetersiz. Önemli olan siyasi iradenin bu rapor üzerine ne yapacağı. Savaş karşıtlarının ve muhaliflerin beklentisi Tony Blair’in yargılanması. Rapor bunun önünü açabilecek unsurlar da içeriyor.

7 yıldan sonra bu raporun şaşırtıcı bir yanı olduğunu söylemek zor. Bir tarafta verdiği kararın doğru olduğunu ısrarla savunan Tony Blair, diğer tarafta ise sağdan sola siyasi yelpazenin her tarafından kamuoyunun ve parlamentonun yanıltıldığı ve kanıt olmadan Irak’a savaş ilan edildiği iddiaları vardı.

Üç temel soru

Chilcot raporunun, ya da Irak savaşı soruşturmasının üç temel soruya yanıt vermesi bekleniyordu:

1. Tony Blair, George W. Bush ile gizli bir anlaşma yaptı mı?

2. Blair hükümeti kendilerine sunulan bilgileri doğru bir biçimde yansıttı mı? (Yoksa istediği desteği almak için herkesi yanılttı mı?)

3. Irak’a savaş açmak yasal mıydı? Bu adil bir savaş mıydı?

Bunlarla ilişkili olarak da Irak’a açılan savaşın Birleşik Krallık’a karşı terör tehdidini artırıp artırmadığı sorusu ve tabii ki savaşta ölen askerler ve Iraklıların hesabı var.

Birinci sorunun yanıtını bulmak herhalde herhangi bir komisyon için mümkün olmayacak. Tek olasılık Bush’un bir ihtimal günlük tutmuş olması ve bunları orada yazmış olması.

Kitle imha silahları

İkinci sorunun yanıtı ise yıllar önce verildi. Blair hükümeti hem kamuoyuna hem de parlamentoya Irak’ın kitle imha silahları olduğunu kesin bir biçimde söylemesi savaşa karar verilmesinde kritik öneme sahip. Başlangıçta savaşa karşı çıkan kamuoyu ve milletvekilleri bu “yalanla” ikna edilmişti. Bu kitle imha silahlarının varlığı hiçbir zaman ispatlanmadı. Tam da bu nedenler Blair, Irak savaşı kararını savunurken silahlardan ziyade Saddam Hüseyin’in diktatör oluşuna vurgu yapmayı tercih etti.

Özür dilemişti

Eski Başbakan Tony Blair, Chilcot soruşturmasına karşı savunmasında yeni bir şey söylemedi. Ancak Irak’taki Şii-Sünni ayrımı, El Kaide varlığı gibi konuları gündeme getirerek işgal kararının doğruluğunu vurgulamaya çalıştı. Blair hâlihazırda yanlış istihbarat bilgisinden dolayı özür dilemişti. Ancak rapora yanıtında yine bunu Saddam’ın yalanları ve Birleşmiş Milletleri yanıltması gibi konulara vurgu yaparak, bilgi kirliliği yaratarak örtmeye çalışmış olması dikkate değerdi. Beklendiği üzere Bush ile işgal konusunda gizli anlaşma yaptığını reddediyor ancak rapor Bush’a koşulsuz destek verdiğini kanıtlıyor. Son olarak işgal sonrası için yeterli hazırlığın ve planın yapılmadığını kabul eden Blair, yine de kabaca haklı olduğunu savunmaktaydı ve geçmişte de defalarca ifade ettiği üzere savaş kararının doğruluğunda ısrar ediyordu.

Sonuçta raporun bize söylediği yeni bir şey yok. Ama raporun çok net olarak belirttiği Blair’in Irak’ta rejim değişikliğine işgalden yıllar öncesinde zaten ikna olmuş olması. Bunun işareti de Blair’in Bush’a verdiği söz: ne olursa olsun seninleyiz! Yani Blair, raporlar istihbarat ne derse desin bu savaşa girmeye hazır ve nazır idi.

Suçlama için kanıt var

Chilcot Blair’i açıkça suçlamasa da suçlamak isteyenlere sınırlı da olsa kanıt sunuyor. Bunları üç kalemde özetlemek mümkün:

» Irak İşgali yeterli olmayan kanıt ve sorunlu istihbarata dayalı bir karardı.

» Irak işgali yasadışı bir müdahale idi ve barışçıl çözüm olasılıkları tüketilmeden gerçekleştirilmişti

» Irak’ta kitle imha silahları olduğuna dair kesin istihbarat yoktu.

» İşgal sonrası ne olacağı düşünülmemiş ve bunun için yeterli hazırlık yapılmamıştı.

Chilcot raporu ve olası sonuçları değerlendirildiğinde “dağ fare doğurdu” demek çok yanlış olmaz. Ortada bir savaş suçu var, mahvedilmiş bir ülke ve bölge var, sınırsız sayıda işkence var, yüz binlerce ölü var, hesabı yapılamayacak maddi kayıp var ancak suçlu yok. Irak savaşı üzerine hazırlanan bu üçüncü rapor da düzenin ellerini yıkamasından öteye geçmeyecek gibi görünüyor.

Sorumluluk hükümette

Savaşta hayatını kaybedenlerin ailelerinin de Tony Blair ve hükümetinin yargılanması istemeleri normal. Ancak raporun açıkça sorumluluğun kollektif olarak hükümette ve ona şu veya bu şekilde destek veren kurullar olarak tarif etmesi Blair’i kurtaran bir başka nokta olacak.

Savaş karşıtlarının ve savaş karşıtı hareketin o dönem başında olan bugünkü İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in ne yapacağını zaman gösterecek. Milletvekilleri istemeden Blair’in yargılanması pek mümkün görünmüyor. Ancak unutulmaması gereken bir nokta da Birleşik Krallık’ın Irak Savaşı’ndaki göreli küçük rolü. Savaşın mimarları ve sorumluları okyanusun öteki yakasında ve İngiliz parlamentosunun suya sabuna dokunmaya çekinen raporu Washington’a bir şey demekten uzak. Bu tarafta ise güçlü muhafazakar iktidarın gizli muhafazakar Blair’i yargılaması çok güçlü bir ihtimal değil.

*****

Theresa May açık ara önde

İstifa eden Muhafazakar Parti lideri ve Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron’ın yerine gelecek isim için yapılan ilk seçimde May rakiplerine fark attı

Birleşik Krallık’ta iktidardaki Muhafazakâr Parti'de yapılan yeni lider ve başbakanı belirleyecek seçimin ilk turunu İçişleri Bakanı Theresa May kazandı. Milletvekilleri arasında yapılan oylamadan önce de en şanslı aday olarak görülen May 165 oy alırken, Andrea Leadsom 66 oyla ikinci oldu. Adalet Bakanı Michael Gove 48 oy, Çalışma Bakanı Stephen Crabb de 34 oy aldı. 16 oyda kalan Savunma Bakanı Liam Fox ise yarıştan elendi.

Parti üyeleri en çok milletvekilinin desteğini alan iki aday arasında seçim yapacak ve kazanan 9 Eylül'de belli olacak. Partideki liderlik yarışı İngiltere'nin 23 Haziran'daki AB referandumunu birlikten çıkma yanlılarının kazanmasından sonra Başbakan David Cameron'ın istifa kararı almasından sonra başlamıştı.

Yeni parti lideri ve başbakanı belirleme sürecinin ilk ayağındaki gizli oylamaya 330 Muhafazakâr milletvekilinin 329'u katıldı. There May sonucun duyurulmasından sonra "memnun" olduğunu söyledi. May referandumun ardından ortada partiyi ve ülkeyi birleştirmek ve AB'den çıkarken mümkün olan en iyi sonucu elde etmek gibi "büyük bir görev" olduğunu belirtti. May ayrıca "Başbakan olarak bu üç şeyi yapabilecek tek aday benim ve ayrıca Muhafazakâr Parti'nin tümünden destek alabilecek tek aday olduğum da ortaya çıktı" diye konuştu.

*****

CETA parlamentolara sunulacak

AB ve Kanada arasında müzakereleri tamamlanan serbest ticaret anlaşmasına ilişkin Komisyon'dan karar çıktı. Anlaşma, AB parlamentolarının da onayına sunulacak. Avrupa Komisyonu, hukukçulardan oluşan bilirkişi heyetinin görüşü doğrultusunda anlaşmanın sadece AB kurumunu ilgilendirmediğine karar verdi. Bu kararla birlikte Kanada ve AB arasında yürürlüğe girmesi planlanan serbest ticaret anlaşması CETA'nın AB üyesi ülkelerin parlamentoları tarafından da onaylanması gerekiyor.

Komisyon, aslında CETA'yı sadece AB'nin yetki alanına giren bir anlaşma olarak sınıflandırmak istiyordu. Böylece anlaşma ulusal parlamentolarındaki onaylama sürecinin dışında tutulabilecekti. Ancak Almanya ve Avusturya gibi bazı AB ülkeleri kamuoyundan gelebilecek tepkilere karşı parlamentoların onayının da alınmasında ısrar ediyordu. Almanya Ekonomi Bakanı Gabriel meclisin onayı olmadan Almanya'dan anlaşmaya "evet" yanıtının verilmeyeceğini söylemişti.

Öte yandan CETA Anlaşması'nın tek tek parlamentolar tarafından onaylanacak olması reddedilme riskini artıyor. Yeşiller, Sol Parti ve tüketiciyi koruma kuruluşları ABD ve Kanada ile serbest ticaret anlaşmaları yapılmasına karşı çıkıyor.

En Çok Okunan Haberler