İsrail cephedeki yerini aldı!

Hakan Güneş - Doç. Dr. @hakangunesh

ABD, Suudi Arabistan ve İsrail ile İran arasında birlikte ve ayrı ayrı yürüyen sertleşme sonunda; İsrail’in, İran’ı Suriye’de kapsamlı bir saldırı ile vurması olayıyla yeni bir safhaya taşındı. İsrail artık perde arkasından değil, cephe hattından konuşacak. Bu gücün değil güçsüzleşmenin bir yansıması elbette!

İsrail 7 yıllık düşük profilli konumun ardından Ortadoğu sahasına kapsamlı ve şiddetli biçimde döndü. Bu, ABD’nin diğer araç ve yaklaşımlarının tıkandığının bir göstergesi. Konunun sadece İran, sadece ABD ve sadece İsrail ile ilgili yanları olsa da asıl konu Suriye merkezli Ortadoğu dengelerinin ABD ve İsrail aleyhine değişiyor olmasıdır. ABD, Paris ve Londra ile birlikte 14 Nisan’da yaptıkları “ön-saldırı”, 8-9 Mayıs’ta İsrail saldırıları ile devam etti ve arkası da gelecek. Diplomasi sahasında İran nükleer antlaşmasından çekilinmesi yine esas olarak bu süreçle ilgilidir. Perde arkasından cepheye dönüş 9 Mayıs’ta gerçekleşmiştir.

Trump yönetimi, 2015’de Obama döneminde imzalanan “5+1 nükleer antlaşması” ile İran’a yönelik yaptırımların kalkmasının ardından Tahran’ın finansal olarak rahatladığı ve bu sayede Lübnan’da Hizbullah’ı, Suriye’de Esad’ı, Irak’ta Şii Milisleri ve Yemen’de Husileri nakit olarak da destekleme olanağı bulduğunu ileri sürüyor. ABD yönetimi yaptırımlara geri dönülmesi suretiyle İran’ın sınır ötesi operasyonlarının finansal olarak ciddi biçimde zora gireceği ileri sürüyor.

ABD’nin kararında İsrail İstihbaratı’nın rolü
ABD-İsrail ilişkilerinin derinliği meşhurdur. Ancak bugüne kadar ki hiçbir ABD Başkanı önemli bir dış politika kararının gerekçeleri arasında (bu İsrail bile olsa) yabancı bir istihbarat örgütünün sunduğu bilgilere dayandığını ifade etmemişti. Trump bu ilke de imza attı.

Öte yandan istihbarat birimlerinin sunduğu adı üstünde istihbarı olan yanı delillendirilmemiş bilgilerin savaş, müdahale yaptırım vb. kararların “meşru gerekçesi” kılınması 30 gün içinde ikinci kez gerçekleşmiş oldu: Suriye’ye yönelik 3’lü saldırının ABD, İngiliz ve Fransız hükümetleri için kendi istihbarat kaynaklarını meşru doğrulama kaynağı olarak göstermeleri bu yeni “oldu bittici” uluslararası hukuk yaklaşımın en çarpıcı örneği idi.

İsrail Suriye Savaşı’ndaki yerini aldı
8 Mayıs 2018’de Başkan Trump’ın İran Nükleer Antlaşması’ndan çekildiğini duyurmasından kısa bir süre sonra İsrail, Suriye sahasına 1967’den bu yana yaptığı en kapsamlı saldırıyı gerçekleştirdi. Açıklamanın gecesinde Şam yakınlarında iki ayrı noktaya füze saldırısı gerçekleştiren Netanyahu’nun ordusu bir gece sonra (Rus Savunma Bakanlığı Kaynaklarına göre) tüm Suriye sahasına yönelik 70 ayrı füze saldırı gerçekleştirdi. Hatırlanacağı gibi 14 Nisan 2018’deki saldırı da 3 ülke toplam 102 füze ile saldırı gerçekleştirmişti. İsrail bu saldırıları işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’ndeki üslerinden gerçekleştirdi. İsrail Savunma Bakanı, atılan tüm füzelerin isabet ettiği ve Suriye’deki tüm İran askeri altyapısını çökerttiklerini ileri sürse de yayınlanan görüntüler füzelerin çoğunun hava savunma sistemi tarafından elimine edildiğini gösteriyor. İsrail 7 yılı aşan Suriye savaşında artık açık bir taraf olarak yerini almış görünüyor.

Bu bakımdan geçtiğimiz Nisan ayı artasında gerçekleşen (Doğu Guta’da Kimsayal kullanıldı yalanı) ABD-İngiliz-Fransız saldırısının İsrail için bir ön saldırı, bölgedeki dengelerin Batı ve İsrail lehine yeniden düzenlenmesi müdahalesi olduğu şimdi daha iyi görünür oldu. Keza neredeyse “laf olsun diye saldırıldı” yorumlarıyla sonuçlanan analizler ciddi şekilde yanlışlandı. İsrail cephedeki yerini aldı. ABD koruyuculuğunda bir yandan İsrail diğer yandan Suudi/Ürdün/Körfez cephesi Suriye’deki dengeleri değiştirmeye çalışacaklar. 14 Nisan 2018 şeklen 2017 Şayrat Havaüssü Saldırısı’na benzese de aslında yeni bir evrenin ilk saldırısı olduğunu tekrarlayalım. 8 ve 9 Mayıs’ta İsrail saldırıları 14 Nisan saldırısının devamıdır ve ardı da gelecektir. Bunun Lübnan sahasına doğru kapsamlı bir Savaş olarak genişlemesi kuvvete muhtemeldir. Ancak buna giden (Lübnan’da Hizbullah’a yönelik kapsamlı bir hava+kara harekatı) yolun Suriye’de provalar yapmaktan, uluslararası kamuoyunu hazırlamaktan ve Golan’a yönelik herhangi bir karşı hamleyi önleyecek şekilde Suriye cephesini sağlama almaktan geçtiği düşüncesi İsrail Genelkurmayı’nca benimsenmiş görünmekte.

ABD Dışişleri, ileride yeniden anlaşmaya dönmeleri için acil şartlarını sıraladı. Listeden anlaşılan ABD’nin sadece kıtalararası balistik füze (ICBM) geliştirmeye son vermesi gibi nükleer mesele ile az da olsa ilgisi olan konular olduğu gibi Türkiye’den örnek alınan Kokteyl Örgüt (Fetö+PKK+DHKP-C+... şeklinde) formülüyle “İran’dan “Hizbullah, Hamas, Taliban ve El-Kaide gibi vekil örgütleri desteklemeyi bırakması” beklenmekte. Bilindiği gibi Hizbullah İran’a neredeyse göbekten bağlı bir örgüt iken, Hamas işbirliği yapan ancak İran’dan çok Katar ve Türkiye’ye yakınlaşmış bir örgüttür.

Taliban ve El Kaide ise İran ve İran yanlıları için Şeytanın diğer adlarıdır. Trump’ın nükleer silah geliştirmemesi dışında İran’ın yapması gerekenler listesinde İsrail’e yönelik siber-saldırılara son verilmesi gibi özel taleplerin yanında Suudi rejiminin Yemen’deki cinayetlerini meşrulaştıran ifadelere de yer verilerek, Husilerin desteklenmesine son verilmesi isteniyor. Oysa Suudların Yemen’deki zulmü İsrail’in Filistin’deki 70 yıllık zulmü ile yarışacak seviyeye gelmiş durumda. Özetle ABD, İran’dan İsrail/Suudi yakın çevresinden çekilmesini, desteklediği gruplar ile bu iki ABD müttefikinin etrafında kurduğu kuşatma/çevreleme hattından çekilmesini istiyor. Gerekçeleri ciddiyetten uzak olsa da talepleri konusunda ciddi olduğunu da ekleyelim.

Rusya faktörü
Peki; Rusya, Ortadoğu’daki en önemli müttefiki İran’ı yalnız bırakacak mı? Büyük ölçüde evet. Yemen’de bıraktığı gibi örneğin. Esad’a rağmen Türkiye’ye ile olan ilişkisinde olduğu gibi. İsrail ile bugüne kadar karşılıklı sert açıklamalara başvurmamış olmalarından anlaşılacağı üzere. Rusya, İran ile belli konularda müttefiktir ve oradaki yükümlülüklerini de yerine getirmektedir. Ama Nükleer anlaşma sonra Tahran’ın en yağlı ihaleleri Fransızlara, İtalyan ve Almanlara verdiğini de görmüyor değil. Keza Rusya tek seviyeli müttefiklik anlayışına sahip: Yani İran’a müttefiklik Hizbullah ve Husileri kapsamıyor.

Üstelik Putin ve Netayahu’nun görüşmesi ile Golan’dan Suriye topraklarına füzelerin aynı günde yani 9 Mayıs Faşizme karşı zafer gününde gerçekleşmiş olması da tuhaflıkların en tuhafı olarak ortada dururken Rusya’nın İran’a siper olacağını düşünmek son derece hayali bir varsayımdır.

En Çok Okunan Haberler