İstanbul’dan bir Bela Tarr geçti

Bela Tarr’ın Werckmeister Harmoniak filmindeki on dakikalık kesintisiz, diyalogsuz yürüyüş sahnesi sinemasever herkesin içinde akmaya devam eden bir sahnedir. Bela Tarr nasıl böylesine büyülü filmler yapabilmiştir? Tekrarı mümkün olmayan kopyası hemen sırıtan bu formül nedir? Sinemaya yedinci sanat denmesine vesile olan sinemacıların arasına nasıl dahil olmuştur? Ve A Torinoi Lo (Torino Atı) filmi, yönetmenin neden son filmi olmuştur? Hayatı, insanı, evreni filme çeken bu önemli zihin, belki bugün biraz markalaştırılmış olsa da özündeki gerçek ruhu hiç kaybetmemiş bir isim, Bela Tarr.... Uluslararası Boğaziçi Film Festivali kapsamında kendisiyle tanışma ve kendisine soru sorma fırsatı bulduğum hatta ne yalan söyleyeyim selfie çekme şansı yakaladığım için çok şanslıyım. Yönetmen geçen cumartesi iki saati aşan masterclassta kendisi ile sineması ile ilgili altın değerinde bir ders/söyleşi verdi. Bin kişinin üzerinde başvuru olan masterclass için üç yüz katılımcı seçilebilmiş olması bile bu yönetmenin bu şehre getirilmiş olmasının ne kadar doğru ve kilit bir hamle olduğunu kanıtlamaya yetiyor.

Festivali tebrik ediyorum. Salon hıncahınç doluydu ve insanların yüzüne heyecan ve keyifli bir sırıtış yerleşmişti. Ardından salona siyah ceketi ve atkısıyla yaşına oranla biraz çökmüş ama diri gözlerle etrafa bakan bir adam girdi. Herkesin kafası bir anda ona doğru çevrildi ve evet gelen kişi, ismi sinema ile en çok yakışan Bela Tarr’dı.

Onun yolu onun sineması
Tüm bu ilgiye ve yüksek enerjili tepkilere çok alışık olduğunu belli eden bir eda ile kendisine sorulabilecek tüm soruları zaten biliyormuşçasına bir konuşma hazırlamıştı. Neden sinema, nasıl bir sinema gibi geniş başlıklar altında; aktör, senaryo, lokasyon ve müzik olarak bölümlediği söyleşisini gerçekleştirdi. ‘Hayatı görür ve onu dönüştürüp sindirmeye çalışır insan ama eğer bunu beceremezse bir şey söylemek isteği ağır basar. Bu benim seçtiğim yol, ben size benim yolumu anlatıyorum ama siz kendi yolunuzu bulmalısınız’ diyen yönetmen sinemanın öğretilemez olduğunu ve film çekmek isteyenin bunu içinde hissetmesi gerektiğini, bir başlangıç formülü olarak üzerine basarak söyledi. Sinema için kişinin ilhama olduğu kadar sağlam sebeplere de ihtiyacı var diyen Tarr kısacası film çekmenin ikincil bir aşama olduğunu öncelikle sağlam bir zemin gerektiğini vurguladı; ‘Ben gençken tamamen farklı koşullar vardı, para yoktu ve çok öfkeliydim dünyaya karşı, kapıları tekmelemek, herkese yumruk atmak ve ‘s. gidin’ diye bağırmak istiyordum. Ben böyle başladım. Dünyayı değiştirmek istemiyorsanız, bir şey söylemek istemiyorsanız sinema yapmayın gidin arkadaşlarınızla brunch yapın.’

Handmade movie
Konuşmada benim en hoşuma giden kısım ve Tarr’ın da anlatırken en sahici olduğu an lokasyon ile ilgili anlattığı bölümdü. Yönetmene göre lokasyonun yüzü varmış, bu yüzün de bir anlamı olmalıymış “Mekan bulma işini kimseye yaptırmam, her şeyi kendim yaparım tamamen el yapımı sinema (homemade movie) benimkisi. Mesela lokasyona giderim ve tek başıma uzun zaman geçiririm; şu bu kapıdan girecektir, ben oradan çekmeliyim diye kurarım kafamda. Kamera o ana sadece eşlik edecek olan, durumun içinde yer alması gereken bir enstrümandır benim için. Ben o anı, o sahneyi filme almıyorum, ben o anını sahnenin içinde yer alıyorum. Sonra ekibi çağırırım ve neler yapılacağını anlatırım.” Senaryonun sadece kelimelerden oluştuğunu bu kelimelerin sadece finansal kaynak bulmak için kullanıldığını düşünen yönetmen senaryo sevmiyor ve sete çıkınca yaşanan her şeyin kâğıttakinden farklı olduğuna inanıyor.

En sade halini yakala
Film yapmanın kirli bir iş olduğunu ısrarla söyleyen yönetmen sadece insanlara kendi yollarını bulmalarında yardımcı olmaya çalıştığını anlattıktan sonra en can alıcı sözünü söyledi ‘Fazla sofistike olmayın çünkü olduğunuz zaman yanlış oluyor.’ Yani dostlar, özellikle ‘sanat filmi’ yapmaya çalışan genç dostlar bakış açınız genişledikçe gerçeği ve hayatı daha sade haliyle yakalayabilirsiniz. Önce meselenizin ne olduğuna karar vermek en önemlisi; sosyal bir mesele mi? ontolojik bir mesele mi? yoksa kozmik bir mesele mi, sizi söz söylemeye ve film yapmaya zorlayan. Ve bu meseleler içinizden gelmiyorsa ve bu sorgulama ustanın dediği gibi sağlam değilse zemininiz, kayarsınız.

En Çok Okunan Haberler