İstanbul Kitap Fuarı'nda bu 10 kitabı kaçırmayın

36. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı yarın kapılarını edebiyat severlere açıyor. TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Büyükçekmece’de düzenlenen ve Onur Konuğu Kore olan 36. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, 12 Kasım 2017'ye kadar kitap severlerle buluşacak.

36. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda, yayıncılıkla ilgili önemli konuların, yerli yabancı kıymetli isimler tarafından tartışılacağı birçok etkinlikle sürecek.

Çok sayıda yazarın, şairin ve yayıncının söyleşilerle kitap meraklılarının sorularını yanıtlayacağı fuar süresince, çok sayıda imza günü de okurlarını bekleyecek.

Kitap fuarı için gördüğünüzde es geçmemeniz gereken 2017'ye damga vurmuş kitapları derledik. İşte o kitaplar:

Huzursuzluk Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli, Mardinli Hüseyin'le IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesini ele alıyor. Okuyucu, kitapta, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle yüzleşiyor

Kan ve Gül – Alper Canıgüz

İkinci sınıf aşk romanları çevirmeni, orta sıklet avare Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine döner; üstelik yirmi yaş gençleşmiş bir halde.

Kara mizah ustası Alper Canıgüz, beşinci romanında, kurgu ve anlatımdaki yetkinliğini bir adım daha öteye taşıyor.

Aeden-Akilah Azra Kohen

Azra Kohen'in akıcı bir dille kaleme aldığı, fantastik-kişisel gelişim türündeki kitabı farklı bir gezegenden dünya gezegenine ulaşan bir hikayeyi ele alıyor. Anlatılan, tüm mükemmelliğin karşıtlığı dünya gezegeni. Okudukça yaşadığımız gezegene, topraklara üçüncü bir gözle bakıp durumun ciddiyetini anlayabilme fırsatı veriyor.


Çelişki- Barış İnce

Kısa sürede 5 baskı yapan Barış İnce’nin ilk romanı, monologları ile insanın içinde bir yolculuk yaparken bir yandan da Ege kıyıları arasında görkemli bir geçit düzenliyor. Okey oynayan amcalar, içki yarışındaki liseliler, aşklar ve kıyı şeridindeki İzmirli sakinler… Kumsalın sıcağını hissederken, kış boyunca iş yaşamında fark etmediğimiz komik hallerimiz de yüzümüze vuruluyor. 90’ların sonunda yolunu kaybetmiş olan çift kişilikli genç karakter; İzmir’in yazlıkçıları, Girit mübadilleri arasında kendiliğinden bir kaçak hayatı yaşamaya çalışıyor. Oysa kendisini takip eden kimse yok. Roman boyunca dostluk, sevgililik, bir yere ait olma çabası, milliyetçilik, gelmekte olan değişim, genç bir çocuğun komik serüveni ile beraber tartışılıyor. Kitapta mizah öğesi ve karakterin kendiyle alay etmesi yerinde kullanılmış. Bu da hem zor bir romanın rahat okunmasını sağlıyor hem de karakterle özdeşlik kurmayı kolaylaştırıyor.

Elia ile Yolculuk - Zülfü Livaneli

Kadim Anadolu, bambaşka ilkelere sahip, farklı deneyimler yaşamış iki insanı, Zülfü Livaneli ile dünyaca ünlü sinema ustası ve yazar Elia Kazan'ı belki de tek ortak yolculuklarına çıkarmayı başardı. Livaneli'nin kaleminden dökülen bu sıradışı yolculuğu, M.K. Perker'in çizgileri süslüyor.

Körlük - Jose Saramago

Adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir kentinde, arabasının direksiyonunda trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen bir adam ansızın kör olur. Ancak karanlıklara değil, bembeyaz bir boşluğa gömülür. Arkasından, körlük salgını bütün kente, hatta bütün ülkeye yayılır. Ne yönetim kalır ülkede, ne de düzen; bütün körler karantinaya alınır. Hayal bile edilemeyecek bir kaos, pislik, açlık ve zorbalık hüküm sürmektedir artık. Yaşam durmuştur, insanların tek çabası, ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaktır. Roman, kentteki akıl hastanesinde karantinaya alınan, oradan kurtulunca da birbirinden ayrılmayan, biri çocuk yedi kişiye odaklanır. Aralarında, bütün kentte gözleri gören tek kişi olan ve gruptakilere rehberlik eden bir kadın da vardır. Bu yedi kişi, cehenneme dönen bu kentte, hayatta kalabilmek için inanılmaz bir mücadele verir. Saramago’nun müthiş bir gözlem gücüyle betimlediği bu kaotik dünya, insanın karanlık yüzünün simgesi.

Başıbozuk Sevdalar- Canan Tan

Canan Tan’ın son romanı Başıbozuk Sevdalar, 2017’de Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Tan, Başıbozuk Sevdalar’da, anakahramanı Şiir’in ard arda yaşadığı ve hayal kırıklıklarıyla biten üç aşk ilişkisini anlatıyor. Şiir “başıbozuk” diye tanımladığı her ilişkiden güçlenerek çıkıyor ve pişmanlıklara asla hayatında yer vermiyor.

Şiir’in hayatına dokunan üç erkek var. “Bugüne kadar duyduğum, okuduğum, dinlediğim ya da seslendirdiğim bütün şiirlerden daha güzelsin!” diyen Ezel. “Aşkın yaşı yoktur, mantığı da” tezini savunan Baran. Ve hikâyesi, “Seni herkesten kıskanıyorum” ile “Nereden sevdim o zalim kadını” arasında sıkışıp kalmış bir Recep. Tan, okuyucusuna ruh hali karmakarışık olan bir kadının aşk hikâyelerini anlatıyor.

Sevgili- İnci Aral

Yılmaz Güney… Işıklar her söndüğünde beyazperdede inatçı bir umut yaratan, karanlıkları aydınlığa çıkartmak için topluma bir çift asi göz armağan eden, halkın sevgilisi haline gelmiş devrimci bir sanatçı... Türkiye’nin, bugünlere nasıl geldiğimizi gösteren çalkantılı bir dönemi... Özgürce yaratma ve var olma savaşı veren aykırı sinema adamının, ülkesinin çetin gerçekleriyle, adım adım ilerleyen trajik ama onurlu bir çatışmaya sürüklenişi... Ve bu unutulmamış serüveni aynı inatçı umutla, aynı asi sadakatle taçlandıran büyük bir aşk... Sevgili, gerçek kişilere fakat edebi kurguya dayalı, acı bir umudun ve yalın sevginin romanı.

Zamanın Kısa Tarihi- Stephen Hawking

Zamanın Kısa Tarihi 1988 yılındaki ilk basımından bu yana geçen yıllar içerisinde bilimsel yazın alanında bir başyapıt konumu kazandı. Kırk dile çevrildi ve dokuz milyonun üzerinde baskı yaparak dev bir uluslararası ün kazandı. Kaleme aldığı özgün metne kendisinin son araştırmasından ve en son gözlemlerden edindiğimiz yeni bilgileri katma arzusuyla Hawking, kitabının elinizdeki son baskısı için yeni bir önsöz yazmakla kalmadı, aynı zamanda solucan delikleri ve zaman yolculuğuyla ilgili çok etkileyici yepyeni bir bölüm kaleme alarak kitabını güncelledi.

Ermiş – Halil Cibran

"İnsan için tüm amaçlarını susuzluktan çatlamış dudaklara ve tüm yaşamı bir çeşmeye dönüştüren bir armağandan daha büyüğü yoktur kuşkusuz. Benim şerefim ve ödülüm işte bu armağanda yatıyor. Ne zaman içmek için çeşmeye gelsem, diri suyun kendisini susamış bulmamda..." Yıllar boyu kendisine yurt olan kentten ayrılırken, Ermiş'ten geride bıraktığı halka hitap etmesi istenir. Kent halkı ona aşk, evlilik, suç, ölüm, güzellik ve daha pek çok konuda sorular yöneltir. Aldıkları karşılık, hoşgörü ve sevginin biçimlendirdiği bir insan yaşamı üzerine hazine değerindeki öğütlerdir. Haklıyla haksızın, suçluyla suçsuzun, dimdik ayakta duranla düşmüşün aslında aynı insan olduğu bir yaşamdır bu...

En Çok Okunan Haberler