İsveç acı bir ilkle tanıştı

İsveç, tarihinin ilk canlı bomba terör saldırısını, geçen hafta cumartesi günü yaşadı. Yaşanan şaşkınlık ve korku, Stockholmlüler için çok büyüktü. Patlamada, canlı bomba dışında hayatını kaybeden kimse olmadı ama İsveç, çeşitli kurumlarıyla böyle bir terör olayına ne kadar hazırlıksız olduğunu göstermiş oldu. Terör saldırının ardından yetkililerden bilgi almak neredeyse imkânsızdı. “Saldırıda ölen kimdi? Saldırının amacı neydi? Kentte başka canlı bombalar var mıydı?” bu sorular, uzun saatler boyunca cevapsız bırakıldı. En yetkili ağız, Başbakan Reinfeldt saldırıdan tam 19 saat sonra, ertesi gün öğle vakti, ilk açıklamasını yaptı. Dışişleri Bakanı Carl Bildt, saldırının olduğu günün gecesi, saat 24’te sosyal paylaşım sitesi, Twitter üzerinden bir açıklama yapmayı tercih etti. Bakan Bildt, siteye “Stockholmlülerin kalabalık olduğu bir bölgede çok endişe verici bir terör saldırısı denemesi” notunu bırakmakla yetindi.

Olay sonrası, İsveç medyası yavaş davranırken uluslararası medya BBC ve CNN haber akışını sağladı. İsveçliler, saldırganla ilgili neredeyse her şeyi, İngiliz basınının aktardıklarından öğrendi. İsveç’in MİT’i, Güvenlik Polisi SÄPO, açıklama yapacağım diye yüzlerce yerli ve yabancı gazeteciyi daracık bir toplantı odasına sıkıştırdı. Güvenlik Polisi, bir de üzerine İngilizce konuşamadı, ellerinde çok az İngilizce enformasyonla yabancı gazeteciler basın toplantısından ayrılmak durumunda kaldı.

Üst üste yapılan beceriksizlikler yüzünden hafta başında, pazartesi günü korku tüm başkenti sarmıştı. İnsanlar işlerine güçlerine gitse de öğle izninde, çalışanların doldurduğu sokaklar ve belli başlı restoranlar boştu. Kimse öğle yemeği için iş yerinden çıkmamış, kalabalığa karışmamıştı. Başkent Stockholmlüler ilk kez, böyle bir korkuyu yaşıyordu, terör amacına ulaşmıştı. Hafta boyunca artan enformasyon akışı bu korkuyu yerine tepkiye bıraktı.

Saldırganın kimliği açıklandı. 28 yaşında, Taimur Abdulwahap. İsveç geçmişi de olan Iraklı aşırı bir İslamcı. 1992’de, 10 yaşındayken savaş altındaki Bağdat’tan ailesiyle İsveç’e sığınmış. 2001 yılında, güney İsveç’te bir liseyi yüksek notlarla tamamlamış. Liseden sonra İngiltere’de Londra yakınlarında bir üniversiteye okumaya gitmiş. Terör saldırısından bir ay öncesine kadar, İngiltere Luton’da eşi ve en küçüğü altı aylık, en büyüğü dört yaşında, üç çocuğuyla yaşıyormuş. Taimur, üniversite yıllarında İngiltere’de aşırı İslamcı örgütlerle tanışmış. Sonrasında da onların kontrolünden kurtulmayı başaramamış. Bir ay önce İsveç’e geçmiş. Saldırıdan önce ki cuma akşamı, son kez ailesiyle görüşüp yeni aldığı arabasıyla Stockholm’e gelmiş. Ki bu araç, canlı bomba saldırısının olduğu gün, 16.52’de Olof Palme yolunda patlatıldı ve olayda iki kişi yaralandı.

Saldırıdan sonra İsveç İslam Konfederasyonu ve İsveç’teki imamlardan ortak açıklama geldi. “Bu saldırının İslam’da yeri yoktur” dendi. Açıklamanın bir yerinde şu cümle geçti; “Aptalın birisi, bir şekilde, bu tarz insanları etkiliyor.” Her şeyi olan bir adam. Ailesi, evi, işi, eğitimi. Çocukları var, kendisinin bir geleceği var. Bir aptal mı bu adamı kandıracak? Kendisini patlatan ve çevresindekileri öldürmeye çalışan kişi, en hafif tabirle aptal olabilir ama Taimur’u maşa yapıp arkasından bu noktaya iteni küçümsememek lazım.  Bu olayla İsveç’te, son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle legal hale getirilen telefon dinlemelerinin ve mail takiplerinin, bunlar için harcanan paraların, bir işe yaramadığı ortaya çıkmış oldu. Taimur hakkında İsveç gizli polisinde hiç bir kaydın bulunmadığı açıklandı. Hiç takibi yapılmamış. Kimse kim olduğunu ve böylesi bir tehlikeyi bilmiyormuş. 2005 yılında Londra’yı kana boğan, 7 Temmuz patlamalarındaki, 4 canlı bomba da Taimur’un ailesiyle oturduğu Luton’dan çıkmış. Onlar da “okumuş çocuklardı”. Polis devleti olmak bir şeyi çözmüyor. Tüm dünya giderek “Biri Bizi Gözetliyor” evine dönüyor, kişisel gizlilik haklarımız bir bir elimizden alınıyor, bu maşayı kim tutuyorsa bizi ve bunca güvenlikçiyi iyiden iyiye ‘aptal’a çeviriyor.

En Çok Okunan Haberler