İthalatla terbiye çözüm değil

Geçen haftaki yazımızda hububat üreticilerini ithalatla terbiye etme politikasının olası sonuçlarına değinmiştik. Bu kez bu politikanın neden istenilen sonuçları yaratamadığını tartışacağız. Bilindiği üzere 80’de uygulamaya konan 24 Ocak programının temel en önemli ve belirleyici öğelerinden biri fiyatlama sürecinin, piyasa koşullarına bırakılmasıdır.

Bu anlayışa göre fiyatlama piyasada serbestçe oluşacak koşullarla belirlenmeli, arz ve talebe bağlı olmalıdır. Fiyatlama serbestîsinin bir uzantısı olarak, bir malın yerli üretiminin iç talebi karşılamadığı, ya da fiyatının dünya fiyatlarının üstünde olduğu durumlarda mutlaka ilgili malın ithalatı yoluna gidilmelidir. Yerli üretimde, teknolojik ve ekonomik etkinliğin ve köklü değişikliğin sağlanması için iç pazarın ithal mallarına açılması gerekli ve zorunludur. Dış pazarlarda rekabet edebilir üretim, bu politikaya göre yalnız ve ancak bu tür bir eğitimle sağlanabilir. İlgili yazında yerli üreticilerin bu şekilde ithalatla eğitilmesine ‘’ terbiye edici(veya terbiyevi) ithalat’’ deniliyor.

Bu yaklaşım nereden tutarsanız tutun elinizde kalıyor. Bir kere varsayımı ve öngördüğü piyasa biçimi gerçek durumla örtüşmüyor. Çünkü öngörüldüğü gibi serbest rekabetçi bir piyasa yapısı tekelci ve yarı tekelci uygulamaların (eksik rekabet piyasalarının) yaygın ve egemen olması nedeniyle mevcut değil.

Gelişmekte olan ekonomilerde, tekelci uygulamalara ek olarak üretim teknolojisinden girdi kullanımına ve dağıtım sistemine uzanan tıkanıklıklar(özellikle bu sorun tarım ürünlerinde daha belirgindir. Üreticinin örgütsüz olması, hal yasasının doğru işletilmemesi, market zincirlerine tanınan imtiyazlar nedeniyle fiyatlar üreticiden tüketiciye ulaşırken katlanarak artıyor) salt fiyat serbestîsine dayalı bir düzenlemenin yetersizliğini daha da artırıyor.

Bir diğer nokta, bu yaklaşımın öngördüğü çözüm yolunun olası ithalat patlaması nedeniyle dış ödemelere ciddi bir ek yük getirecek olmasıdır. Bu yaklaşımın bu soruna ek olarak yerli üretimin yapılmamasına ve dolayısıyla işsizliği daha da artırarak toplumsal sorunlara yol açacağı açıktır.

Bu yaklaşım bir diğer sorunlu noktası, dünya fiyatlarıyla ilgili örtük varsayımıdır. Yaklaşım, dünya fiyatlarının etkin kaynak kullanımını sağlayacağını varsayıyor. Şurası açıktır ki, bu tür bir kabul, önceden kuramsal olarak söylenemez. Bu noktayı biraz açalım; her şeyden önce, dünya fiyatları değişkendir. Bu durumda belirli yıllarda herhangi bir malın dünya fiyatının düşmesi Türkiye’nin o malda üretim maliyetini dünya fiyatının üstüne çıkarabilir bu nedenle de, ülkenin o mal üretiminde “karşılaştırmalı üstünlüğü olmadığı” o malın üretiminden vazgeçmesi gerektiği sonucuna varılabilecektir. Kaldı ki, zaman içinde yerli üretimin maliyeti düşürülerek ve dışsal ekonomilerin de katkısıyla herhangi bir malın üretiminde etkinlik sağlanamayacağı gibi bir önerme en azından bilimsel sayılamaz.

İkinci nokta, dünya fiyatlarının saptanmasıyla ilgilidir. Birçok ürünün dünya fiyatının uluslar arası piyasa fiyatları, uluslar arası (çok uluslu) ortaklıkların tekelindedir. Çok ulusluların fiyatlama sürecinde, karlılık, yeni pazarlar edinme, teknolojik üstünlük sağlama gibi ekonomik ve siyasal faktörler etkili olabilir. Dolayısıyla, dünya piyasa fiyatları ölçüt alınarak yerli üretimi dış rekabete açmanın yerli kaynak kullanımında etkinlik sağlayacağı öne sürülemez.

Belirtilen noktalar “ne pahasına olursa olsun yerli üretim ve onun korunması” anlayışının da tutarsız ve yanlış olduğunun belirtilmesine engel değildir. Yerli üretimde teknik etkinliğin sağlanması ve dış pazarlarda rekabet edebilir üretim için iç pazarı ithal mallarını açmanın gerekli ve zorunlu olduğu görüşü ne derece gerçek dışıysa maliyeti ne olursa olsun yerli üretim anlayışı da o derece yanlıştır. Yerli üretimde etkinlik sağlanması, başta üretim ölçeği, kullanılan teknoloji olma üzere, üretim ve satış süreçlerinin yapısına bağlıdır bu faktörlere diğer girdilerin uygun koşullarda sağlanması da eklenebilir. Ekonomik politikası, yerli üretimin teknolojik ve ekonomik etkinlikte yapılmasını sağlayacak yaptırım gücünü içermelidir.

Ne acıdır ki, aradan çok uzun bir süre geçmesine rağmen bu tür bir politika günümüze kadar henüz oluşturulabilmiş değil.Bugünün acil gündemi, ithalatla terbiye politikasını terk etmek suretiyle bu tür bir politikanın oluşturulması olmalıdır. Aksi halde iş işten geçmiş olacaktır…

En Çok Okunan Haberler