Jehan Barbur: Büyütülmüş cehaletin azalmasını diliyorum…

BURAK ABATAY

Müzisyen Jehan Barbur beşinci solo albümü Evim Neresi’yi Ada Müzik etiketiyle müzikseverlerle buluşturdu. 9 şarkının yer aldığı albümde tüm şarkı sözleri ve biri hariç tüm müzikler Barbur’a ait. Cahit Berkay’in ünlü bestesi Selvi Boylum Al Yazmalım albümün sürprizleri arasında. Evim Neresi içerisinde birçok hikayeyi barındıran zengin bir albüm. Her yeni çalışmasında çitayı yükselterek yoluna devam eden Barbur, sorularımızı yanıtladı.

>> ‘Evim Neresi’ adlı 5’inci solo albümünüz dinleyiciyle buluştu. Albümünüzü nasıl tanımlıyorsunuz?
Ben yaptığım albümleri tanımlayamam ki… Zaten içindeki şarkılar albümü anlatır, beni ele verir; bir de bunun üzerine “şöyle bir albüm, şöyle şarkılar yazdım” demek aynı çocuğu iki kere doğurmuş olmak olmaz mı?

>> İlk albümünüzden bu zamana dönüp baktığımda karşımızda kendisinden daha emin bir Jehan Barbur izliyorum. Bunu hem şarkı sözlerinde, hem müzikal anlayışınızda hem de sahne performanslarınızda gözlemliyorum. Müzikte bir olgunlaşma döneminizde bahsedebilir miyiz?
Olgunlaşmadan sonra tükenme geleceğinden olgunlaşma dememeyi tercih edebilirim. Bazen ilk üretiler daha bile olgun olabilir. Gitgide olgunlaşmaktan uzağa da düşer insan, hamlaşır belki zamanla. Ama inkâr edemeyeceğim bir şey varsa o da zaman içerisinde kazandığım tecrübe, bini aşkın konserde öğrendiğim irade ve destur; artı hayatın benden çaldıkları ve bana ekledikleriyle karşınıza çıkan otuz yedi yaşındaki Jehan olabilir. İlk zamanla kıyasla az biraz yorgun ve her şeye rağmen daha inatçı. İnançlar, müzik ve ahlak anlayışı değiştikçe, inandıklarımdan hayatım pahasına vazgeçmeyecek biriyim aslında. Bu konuda ne kadar olgunum işte bu tartışılır.

>> Sizi ilk olarak Yaşar’ın Ebruli klibindeki rolünüzden tanıyorum. Belki bilmeyenler vardır. Hüsnü Arkan ve Nadir Göktürk’ün de oynadığı klibin bir hikâyesi var mı?
Ezginin Günlüğü’nün 25’inci Yılı için yayınlanan Çeyrek albümünde 20’ye yakın sanatçı o güzelim şarkıları yeniden yorumladılar. Ben de sevgili Gürol Ağırbaş’ın düzenlediği Yaprak şarkısını söylemiştim; Yaşar da Ebruli’yi ve aslına bakarsanız o klipte görünen herkes, o albümde bir araya gelen isimlerdi.

21 yaşımdan beri sahneye çıkıyorum
>> O zamanlar müzik yapıyor muydunuz?

Ben 21 yaşımdan beri sahneye çıkıyorum. Yani 16 beri. O dönemde de müzik yapıyordum. Gürol Ağırbaş’ın desteğiyle Çeyrek albümünde böylece bir şarkı seslendirmiştim.

>> Albüme dönecek olursak, ‘Hayde’ şarkısı modern zaman türküsü gibi. Buna katılır mısınız?
İlla tanımlamak gerekirse, evet, belki de öyle. Yakın ezgiler kullandım bu şarkıyı yazarken

>> Birsen Tezer, Umay Umay, Ceylan Ertem… Sizler için yapılan ‘Kent Ozanı’ tanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu tanımı ilk ben yaptım. Çünkü 2009 yılında Uyan albümüm piyasaya çıktığında ısrarla beni caz şarkıcısı olarak tanımlıyorlardı. Bu yanlış bir algı oluşturuyordu. Ben de hikâyeler yazdığımı, onlardan şarkılar yaptığımı ve söylediğimi anlatmaya çalışıyor ama yine de caz şarkıcısı tanımından kurtulamıyordum. Bu ülkede caz müziği yapan önemli isimlere de haksızlık oluyordu bu durum. On fırın ekmek yemem gerek caz sanatçısı olmam için; neyse… Ben de çağdaş kadın ozan geleneği minvalinde bir tanım attım ortaya. Gazetelere, televizyon programlarına röportaj öncesi biyografimi bu şekilde yolladım. Böylece bu güzel kervan büyüdü. İyi ki de kent ozan diye adlandırılabiliyoruz ben ve bir sürü güzel kadın şarkıcı

>> Şarkı sözü yazarlığı toplumsal bir misyon yüklüyor mu sanatçıya?
Sanmam. Kişi kendini, içini, hikâyesini, derdini, etrafını yazıyor. Derdini döküyor. Toplum da evet bunun içinde. Ama “bir mesaj vereyim, toplumun derdini irdeleyeyim” gibi birincil bir hedef ve kaygımız olduğunu düşünmüyorum. En azından benim yok. Yola çıkış yerim, kendim, aklım ve duygularım. İçimdeki topluma dâhilim. Bundan da kaçış yok.

>> Sizi mayıs ayında Kapadokya’da izlediğimde sahneden Gülmen ve Özakça için mesaj vermiştiniz. Üzerinden 3 aydan fazla zaman geçti. Mevcut durum karşısında ne hissediyorsunuz?
Kötülüğün ve ölümün yaşadığımız coğrafyada artık yüzde yüz kabul gördüğünü, iyiliğin ve hakkaniyetin peşinde koşan ve doğru yaşamaya çalışan insanların hastalıklı varlıklarmış gibi yok sayıldıklarını ve zamanla da bu haksızlıktan ötürü hastalandığımızı düşünüyorum. Yani anlamıyor, anlamlandıramıyorum.

Bir arada durmak özgüven gerektirir
>> Bir arada yaşamı güçlendirmek için nelerin olmasını hayal edersiniz?

Öncelikle bu kadar büyütülmüş bir cehaletin azalmasını, bencilliğin tanımını iyi anlamamızı, tek başımıza var olabilecek güce ve bilgiye haiz olmadan bir arada da duramayıp yıkılacağımızı düşündüğümden, kişisel eğitimimiz için her şeyi yapmaya hazır çalışkan bireyler olabilmemizi hayal ederim. Tembelliği hayatım boyunca sevmedim ya da kullanamadım diyelim. Bir arada durabilmek, ’bir arada’yı sağlayan her unsurun yani her bireyin sağlamlığını ve özgüvenini gerektirir. Ve bu özgüveni takdir etmekle mükellef bir iktidarı…

>> Toplum olarak yeri geldiğinde birbirimizi avutuyor ya da birbirimize ağlıyoruz. Yeri Gelmedi şarkınızda toplumsal bir özet bulunabilir mi?
Elbette. Birey toplumu oluşturan en küçük parçaysa, ondan doğru çoğulculuk oluşmaz mı? Kişisel buhranımız, toplumda günbegün artan buhrana sebep değil de nedir? Birey olarak, vatandaş olarak, hastayız iyice. Süreğen akli bir durumdan uzak düşüyor, yeri geliyor ipimizi inceltiyoruz. Halden anlamıyoruz, mağduriyeti, insani halle iyice birbirine karıştırıyoruz.

>> ‘Ama Nafile’ şarkınızda “Bilmemekle dönmüyor dünya” diyorsunuz. ‘Uç’ şarkınızda ise “Bilmemek nasıl olur bilmek gibi/ duymamak nasıl olur düş kuran biri mi” sözleri geçiyor. Bilmemek insanları rahatlatan bir şey mi?
Aptallık ve abdallık arasındaki o muhteşem çizgi! Bilmemeyi seçen yahut bilmelerine rağmen aptala yatıp hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranan ve taşın altına elini koymayan insanlara selamım olsun. Rahmetli babam haz etmediği bu karakterdeki insanlara “tavşan boku” derdi. Ne kokar, ne bulaşır. Faydacıdır. Bilgi onu yorar, ağırlaştırır… Hep bir güruha kendini müdahil ederek, kişilik ve tanım kazanmaya çalışır. Bıraksan ne tek başına karar verebilir, ne de bakkala gidebilir. Tanıdık gelmiyor mu?

Cahit Berkay önce çekindi
>> “Selvi Boylum Al Yazmalım” şarkısına imza attınız. Cahit Berkay’ın yorumu nasıl oldu?

Benim canımın yongası, o güzel ezgilerin yaratıcısı canım Cahit Berkay. Şarkının sözlerini ilk dinlediğinde, beğenmiş olmasına rağmen, yayınlamamdan haklı olarak çekindi. Kırk yıllık bir ezgi, insanlar artık ıslıkla eşlik ediyorlar; yazdığın sözler güzel ama ya haz etmezlerse… Kaygılıydı elbet. Ama iki kez beraber sahnede bu şarkıyı çalma şansımız oldu. Seyircinin beğenisiyle karşılaşınca, sözlü halini kullanmama izin verdi.

***

İkinci kitabım sonbaharda
>>Sizi şair kimliğimizle de tanıyoruz. Bizi bekleyen projeleriniz var mı?

İkinci şiir kitabım umuyorum sonbaharda çıkacak. Onun dışında ikinci kitabım olan “Baba Öyküler” bu hafta altıncı baskısını yaptı. Baba öyküler benim yirmi kişiyle yaptığım röportajları derleyerek oluşturduğum bir dönem biyografisi aslında. Bu kitaba benzer başka bir proje daha var aklımda. Bir aydır üzerinde çalışıyorum. Bakalım, umarım altından kalkabilirim.

En Çok Okunan Haberler