Kafka bile öldükten sonra ‘Kafka’ olabildi

HAKAN BAYHAN

Çevirmen - yazar Orhan Tuncay’ın üçüncü öykü kitabı ‘Kale Kapısından Geçmez’ Chiviyazıları Yayınevi etiketiyle yayımlandı. Bu arada Tuncay’ın geçten hafta ilk kez İngilizce olarak yazdığı ve fantastik öykülerden oluşan ‘Touched’ adlı kitabı Dixi Books tarafından Avrupa’da yayımlandı.

Tuncay, ‘Kale Kapısından Geçmez’ kitabında şöyle diyor:

“Hikâyelerden oluşur yaşamımız... Sayısız hikâyelerden. Kimliğimizi anımsadığımız hikâyelerden oluştur. Bu hikâyeler, çoğu zaman başkalarının hikâyesiyle kesişir ve bizi biz yapar.”

Bu alıntıdan yola çıkarak Orhan Tuncay ile çeviri, şiir ve öyküleri üzerine konuştuk.

»Sizi özellikle Darwin, Kafka, Nietzsche ve Tasavvuf çevirileriniz ile ve aynı zamanda şiirlerinizden tanıyoruz...

Gençliğimden beri çok kitap okurum. Çocukluk çağlarımdan beri de şiir yazıyorum. Yayımlanmış altı şiir kitabım var, bir şiir kitabım da bu yıl sonunda yayımlanacak. Bunun dışında edebiyatla uğraşmak aklımda yoktu ancak çok fazla edebiyat okuyup tekrarlarla karşılaşınca felsefe ile de ilgilenmeye başladım. Burada nihai amacım, yaşamı felsefî derinlikte anlayabilmekti. Bu arada tasavvufu genel anlamda kavrayacak kadar tasavvuf bilgisi de edindim.

2001 yılına girmek üzereydik. Ekonomik bunalım hâd safhadaydı ve işsiz kalmıştım. Kısa vadede yapabileceğim işlerden birisi de İngilizce Türkçe çeviriydi. Lisede 11 yıl (İngiliz edebiyatı ve çeviri dersleri dâhil) fen derslerini İngilizce görmüştüm. Üniversitede, yüksek lisans dâhil 6 yıl derslerimiz İngilizceydi ve sosyal/ekonomi ağırlıklı bir eğitim görmüştüm. İş yaşamımda da İngilizceyi hep kullanmıştım. Bir rastlantı eseri olarak eski iş arkadaşlarımdan birisi bir kitabevinden bahsetti: Gün Yayıncılık. Bu yayıneviyle ve başka yayınevleriyle çeviri serüvenimiz sürüyor. En son Chiviyazıları Yayınevi’nden çıkan Pessoa’nın, Huzursuzluğun Kitabı’nı çevirdim.

»Yazı ile kurduğunuz bağ nasıl oluştu? Çevirmenlikten yazmaya nasıl geçtiniz?

Birkaç öykü yazmıştım. Didaktik, romantik, yaşamla bağ kuran öykülerdi. Bazen de insanın iç çelişkileri anlatılıyordu. Ama ilk yayımlanan kitaplarım bu öyküler olmadı. Bilge öyküleri derlemesi 2004, Kafka incelemesi, Kafka’yı kullanma kılavuzu 2006 yılında yayımlandı. Toplamda 100 civarında öykü içeren 3 öykü kitabım daha sonra yayımlandı ve bu yıl yayınlanan son öykü kitabım ‘Kale Kapsısından Geçmez’ adıyla Chiviyazıları Yayınevi’nden çıktı. Zaman içersinde öykülerim daha çok beklenmedik sonlarla biten öyküler, fantastik öyküler ve çarpıtılmış çocuk masalları olarak oluştu.

»Daha çok felsefe üzerine çeviri yapıyorsunuz. Öykülerinize çevirilerinizin nasıl bir etkisi/katkısı oldu?

Felsefe üzerine çeviri yapıyorum ve okuyorum. Ayrıca Düşünüyorum adlı bir dergide de zaman, zaman yazılarım çıkıyor. Felsefeyi yaşamsal olarak kavramak önce yaşama bakış tarzınızı değiştiriyor. Buradaki en büyük tehlike yabancılaşma eğilimi. Onun için şunu söylüyorum “Başın göğe ererken, ayakların da suya değmeli.”

Önce filozofların neyi söylediklerini anlamanız ve terminolojiye hâkim olmanız (iki yönlü) gerekiyor ki çeviri yapabilesiniz. Ayrıca bilmelisiniz ki yaptığınız çeviri yalnızca dilden dile değil, aynı zamanda kültürden kültüredir. Tabii ki çeviriniz akıcı ve anlaşılır olmalıdır. Bunları içselleştirebildiğiniz takdirde öykü yazmak için nüveyi (sinopsisi) de yakalamanız gerekiyor. Felsefeyi içselleştirebilmişseniz ve yazınız akıcıysa felsefi veya psikolojik derinliği olan öyküler ortaya çıkıyor.

»‘Hayata Bakışınızı Değiştirecek 14 Öykü’ ve ‘Aşk Sağanağı’ adında daha önce iki öykü kitabınız yayımlandı. Şimdi de ‘Kale Kapısından Geçmez’ adıyla yeni kitabınız çıktı. Yeni öykü kitabınızda her biri farklı, farklı örgülenmiş öyküler var. Bir edebi türün içine oturtmak istersek?

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki birinci kitabım istediğim adla yayınlanmadı. Benim istediğim ad alt başlık olan ‘Yeryüzü veya Gökyüzü Öyküleri’ idi. Kitap isimlerinden de gidersek (yukarıda da bahsettiğim gibi) öykülerim, didaktik, felsefi, romantik, sosyolojik çizgiden fantastik, şaşırtıcı bir çizgiye doğru evrilirken son kitabımın adı da ‘Kale Kapısından Geçmez’ oldu ve bu tamlama ‘Fındık Kabuğuna Sığar’ diye devam eder. Bu, genel bir eğilim olmakla birlikte öykü sinopsislerimin oluşumunu kabaca şu başlıklar altında toplayabilirim:

1. Felsefi veya psikolojik olarak kafamda dolaşan düşünceler. 2. Rüyada gördüğüm veya bir müzik dinlerken boşalmış olan kafama giren düşler/düşünceler. 3. Bir kitap okurken veya video izlerken kafama takılanlar. 4. Yaşamda karşılaştıklarımın değiştirilmesi/birleştirilmesi. 5. Bir konu etrafında yazmaya karar vermek. 6. Masal çarpıtmak. 7.Okuyucuyu şaşırtmak

»Bir okuyucu gibi son öykü kitabınızı okuduğunuzda en çok hoşunuza giden öykü hangisi oldu?

Çok uzun süredir kafama takılan bir soru vardı: “Kişi hatalı olduğu için trafik kazası yapar ve kendisi kurtulur, çocukları ve eşi ölürse ne hisseder?” Uzun süre kafamda yoğrulan bu soruyu, böyle bir öykü kahramanının psikolojisiyle ‘Vicdan’ başlığı altında kaleme aldım ve ‘Kale Kapısından Geçmez’ öykü kitabımın açılış öyküsü olarak yayınlandı. Ben bu öyküyü yeniden okuduğumda vicdan azabını adeta içimde duydum. Umarım okuyucuyu da böyle etkileyebilmişimdir.

»Günümüzde yayımlanan öykü kitapları üzerine ne söylemek istersiniz?

Bu sorunun yanıtı için Türkiye yayın dünyasını kısaca anlatmaya çalışayım. Çok öykü yazılıyor, yayınevleri ticari açıdan roman basmayı yeğliyorlar. Yine de bu öyküler bir çıkış yolu bulup yayımlanıyorlar.

Ancak, romanda da olduğu gibi öyküde de aşılması gereken engeller var: 1. Yazabilmelisiniz. 2. Bir farklılığınız olmalı. 3. Bastırabilmelisiniz. 4. Tanıtabilmelisiniz

Her şey ‘fast food’ tüketiliyor. Bire bir yerini doldurmasa da kitaplarla rekabet edebilecek birçok alternatif var. Eskisine kıyasla çok fazla yayınevi var ve çok çeşitli kitap basılıyor (Birim adetleri yüksek olmasa da). İyi öykücünün kendisini fark ettirebilmesi için çok çaba göstermesi gerekiyor. Bu arada unutmayalım Kafka bile öldükten sonra ‘Kafka’ olabildi. Kafka’nın 50 civarında öyküsü var. Biz yalnızca üç, beş tanesini biliyoruz.

»‘Yazar’ olmak ile ‘tanınmış yazar’ olmak arasında sizce nasıl bir bağ var? Geri planda kalmak sizin tercihiniz mi?

Tanınmış olmayınca herhalde ‘yazar’ değil de ‘yazan birisi’ oluyorsunuz. Bunu espri olarak söyledim çünkü ‘yazar’ kime denir konusu epey tartışma götürür ve bence bir sonuca da bağlanamaz.

Bu serüvene 2001 yılında çevirmen olarak başladım. 500 adet şiir, 100 adet öykü, 50 civarında İngilizceden Türkçeye, 2 adet Türkçeden İngilizceye çeviri, bir derleme öyküler kitabı, bir Kafka incelemesi, yayınlanacak olan bir roman, geçen yayımlanan bir İngilizce öykü kitabı ile bugüne dek kendi halimde keyif almayı yeğledim ve bende üretilenin bende kalmamasını istedim.

»Edebiyat serüveninde bundan sonrası için gerçekleştirmek istediğiniz düşleriniz, planlarınız nelerdir?

Edebiyat serüvenim birkaç kanalda ilerliyor: 1. Şiir ve öykü yazmayı sürdürüyorum. Ayrıca 20 adet kadar İngilizce yazılmış şiirimde allpoetry.com sitesine kayıtlı. 2. Büyüklere masallar adlı bir sunum yapıyorum. 3. Şiirlerimden beste yapmak isteyebilecek müzisyenler arıyorum.

En Çok Okunan Haberler