Kapitalizm ve bireyin çalınan zamanı

Önder Kulak - Dr., Felsefe

Zaman; evrenin oluş halinin belirli her parçasına verilen isim olarak düşünülebilir. Bu her parça, kendi özgünlüğünde birer hareket bütünlüğü toplamıdır. Başka bir deyişle, evrende bir diğerine nazaran göreli olan hareket bütünlükleri vardır. Bu hareket bütünlükleri, birbirlerini görece dışlamayacak biçimde iç içe geçtiklerinde, eşdeyişle söz konusu bağlamda, bütünün ağırlığı altında bir oluş halini sergilediklerinde, belirli bir zaman diliminden bahsedebilmek mümkün olur. Örneğin yağan yağmurun toprağa düşmesi ve toprakta bir tohumun çatlaması gibi nice fiille oluşturduğu ortak yapı sayesinde, doğadan ve doğal zamandan söz etmek olanaklı olur. Bu durum beraberinde zamanın ölçülmesi sorununu da akla getirir.

Zamanın ölçülmesi tıpkı diğer ölçümler gibi, bir hareket bütünlüğünün bir başka hareket bütünlüğüne kıyasını ve o kıyas doğrultusunda tanımlanmasını ve değerlendirilmesini içerir. Bu noktada insan, zamanın doğal ölçümünü, dünyanın kendi ve güneşin etrafında dönüşüne göre belirler. Bu belirlenim toplumsal zaman, eşdeyişle zamanın toplumsallığı için de öncül bir zemin oluşturur.

Doğal zamandan türemiş olan toplumsal zaman, doğalı etkin biçimde içeren, ama aynı zamanda onu aşan bir içeriğe sahiptir. Bu bağlamda insan nezdinde zaman, ayrılmaz bir şekilde, hem doğal hem de toplumsal, iç içe geçmiş, toplumsalın doğalı belirlediği, ancak doğalın toplumsalın içinde, erimeden kendisini bir etken öğe olarak koruduğu bir nitelik taşır. Burada doğaldan kastedilen, insanın kendini içinde bulduğu, doğayı, ona dair nitelikleri koruma, terk etme ve etkin ya da edilgen biçimde sürdürme fiilleri üstünden aştığı, insan eliyle oluşturulmuş ortam (thesei) dışında kalan, canlı ve cansız varlıklardan meydana gelen tümelin (physei) kendisidir. Bu, insan nazarında birbiriyle daimi bir karşılıklı ilişki haline sahip olan iki ortam, netice itibarıyla evrenin ve ona bağlı olan bütünsel sürecin öğeleridir.

Zamanın toplumsallaşması, toplumsal zamanın temelini oluşturan emek sayesinde mümkün hale gelmiştir. Emek, insan ihtiyaçları doğrultusunda doğadan alınan nesneleri dönüştürmede ya da buna bağlı hizmetleri türetmede harcanan zamanı içerir. Burada toplumsal zamanın sınıflı ve sınıfsız toplumlar bakımından farklı nitelikler taşıdığı belirtilebilir.

Emeğin zamansallığı
Zaman, sınıfların verili olduğu bir toplumsal ilişkiler ağı dâhilinde, çalışma zamanı ve boş zaman olarak kendi içinde başlıca iki dilime ayrılır. Bunlardan ilkinin odağında ise, insanın ihtiyaçlarını karşılamak için üretimde bulunduğu bir zamansallık söz konusudur. Bu zamansallık, tüm toplumun zaman kullanımını belirler. Öyle ki en başta da toplumun her alanında kullanıma sokulan metalar ve hizmetler, çalışma zamanının dolayımını taşırlar.

Çalışma zamanının odağında, üretim ve dolayısıyla üretimde harcanan emek-zamanı bulunur. Emek zamanı, işçinin üretim sırasında sarf ettiği emeğin zaman bakımından ifadesidir. Bu noktada, işçinin kendini bir birey olarak yeniden üretme zorunluluğu içinde, emek gücünü, eşdeyişle nesneleri birer meta haline getirmek ya da buna bağlı hizmetleri sağlamak için kendine ait bir zaman aralığını, bir başka kimse, burjuva adına harcamak zorunda kaldığına işaret edilebilir. Bu bağlamda bir işgünü, işçinin ihtiyacı olan metaların ve hizmetlerin karşılığını ürettiği gerekli-zaman ve sonrasındaki artı-zamandan, eşdeyişle artı-değerin üretildiği zamandan oluşur. Burjuvanın sürekli olarak arttırmaya çalıştığı artı zaman, değişim sürecinde işçinin emeğini metalaştırarak satın aldığı zamanın karşılığından fazlasıdır. Burada burjuva, üretimde kullanılan hammadde ve üretim araçlarına sahip olması itibarıyla, emeğinin üretken olmayan niteliği doğrultusunda, işçinin harcadığı zamanı mümkün olduğunca arttırmak ya da aynı zaman aralığında işçinin daha yoğun ya da üretken emek sarf etmesini sağlamak için başka bir zaman harcar. Böylece işçinin çalınan zamanının niceliği, mümkün olduğunca daha da yukarıya çekilmeye çalışılır.

Gündelik yaşam
Kapitalist toplum ilişkileri dâhilinde başlıca zaman hırsızlığı, artı-değerin üretilme sürecinde gerçekleşir. İşçinin emek-gücünün metalaştırılması doğrultusunda harcadığı her artı zaman kendisi için bir kayıptır. Bu zaman aralığı arttıkça, Marx’ın yaratıcı-emek dediği, bireyin kendisine, karşısındakine ve ürettiği metalara ve hizmetlere yabancı olmadan bir üretme fiili içinde bulunamaması dolayısıyla, ondan daha iyi bir yaşam olanağı daha da çalınmış olur.



Gün içinde bireyin emek-zamanının çalındığı ve ötesinde banka ve bürokrasi işlemlerinde sıra beklediği yetmezmiş gibi, para ödemek için de sıraya sokulmaktadır. Bu bir anlamda onu üretimden boş zamana geçerken, yine disiplin altında tutmanın da yoludur. Başka bir deyişle, bireyden, bekleme haline tepki göstermemesi beklenir.

İşçi zamanının büyük kısmını üretim sürecinde harcar. Bunun dışında kalan zaman ise, bireyin çoğunlukla toplumsal bilinç biçimleriyle ilişkilendiği, kavramsallaşması çalışma zamanına kıyasla oluşturulan boş zamandır.

Birey bir işgünü sonunda üretim etkinliğine ara verdiğinde endüstriyel kültür ürünleri karşısına başlıca seçenek olarak çıkarlar. Boş zaman, işçi ona diren(e)mediği oranda, endüstriyel kültür tarafından işgal edilir. Birey, kendisine dayatılan bilinç biçimlerine maruz kalır ve kendisine sunulanı kabul etmesi beklenir. Böylece kendine kaldığı hiçbir fırsatın bulunmaması istenir. Bu noktada kapitalizm koşulları, endüstriyel kültür ürünlerinden görece ayrı, sıradan gündelik yaşam pratikleri dâhilinde de pek farklı değildir. Bu durum sade bir örnekleme üstünden pekâlâ anlatılabilir.

Kapitalizm bünyesinde sıradan gündelik şehir yaşamı pratikleri dahi, bireyin daha iyi kullanabileceği zamanını ondan çalan birer hırsıza dönüşürler. Öyle ki, birey gündelik yaşamın çarkları arasında, bir sürekli bekleme haline maruz bırakılır. Bu durum evden dışarı atılan ilk adımda kendini göstermeye başlar. Birey, ya bir toplu taşıma aracı içerisinde, ya da kendi kullandığı bir arabada, umulandan epey fazla zaman harcayarak, o istediği uzama ulaşmaya çalışır. Adeta bir tuzağın içindedir. Bu tuzağın içinde, kendisinden çalınan dakikaların bir zincir misali yan yana dizildiğine tanık olur.
Bir sorun olarak karşısında beliren aksak ulaşımın nedenleri, verili kapitalist ilişkiler dâhilinde bulunur. Başka bir deyişle, bireyin dakikalarını çalan ulaşımın sorumlusu, toplum değil de para odaklı hareket eden bir ilişkiler ağının kendisidir.

Burada toplu taşıma olanaklarının yetersizlikleri, yol, köprü ve çeşitli imkânların teknik bakımdan olumsuzlukları, şehir planlaması kusurları ve nicesi akla gelebilir. Buna karşın aksayan ulaşım sırasında bireyler, ister şoför ister yolcu olsunlar, sık sık karşı karşıya gelir ve yaşanan olumsuzluğun dışavurumunu birbirlerine yansıtırlar. Bu sayede tepki, düzenin kendisine doğrudan yönelmediğinden, sorun varlığını olduğu gibi sürdürmeye devam eder...

Birey kendisinden çalınan dakikaların (belki de saatlerin) ardından ulaşılan mekânda da beklemeye koşulur. Örneğin bir alışveriş merkezinde ya da şehir merkezinde adım atmak bile neredeyse mümkün değildir. Her adımın sonunda bir başkasına çarpmamak için duraksayan birey, kendisini bir meta ya da hizmet satın alacağı bir yere atmaya çalışır. Ne var ki söz konusu mecralar da, deyim yerindeyse, ağzına kadar doludur. Bu durumda görece boş bir yer bulmak için birkaç mekân daha dolaşılması muhtemeldir. Bu sırada bireyin su misali akan dakikaları da süratle kendisinden çalınmaya devam etmektedir…

Birey, bir meta ya da hizmet satın almak için sıraya girmek zorundadır. Örneğin ihtiyaç duyduğu ürünü kaptığı gibi kasa önünde dakikalarca beklemelidir. Ya da bir fincan kahve için önce bir süre ayakta kalmalı ve eğer şanslı ise sığınacağı bir kuytu bularak, tıpkı bir köşe kapmaca oyununda olduğu gibi, herkesten önce oraya doğru yönelmelidir. Gün içinde bireyin emek-zamanının çalındığı ve ötesinde banka ve bürokrasi işlemlerinde sıra beklediği yetmezmiş gibi, para ödemek için de sıraya sokulmaktadır. Bu bir anlamda onu üretimden boş zamana geçerken, yine disiplin altında tutmanın da yoludur. Başka bir deyişle, bireyden, bekleme haline tepki göstermemesi, içten içe gönülsüz olsa bile kendisine dayatılanları uyumsuzluğun bedelinden kaçınarak ve çalınan zamanı pahasına uyum sağlayarak karşılaması beklenir.

Kapitalizmin işçinin her dakikasında gözü vardır. Aleni bir hırsızdır. Bütün temeli emek-zamanından başlayarak, zaman hırsızlığı üzerine kurulmuştur. İşçinin çalışma zamanında ve onu geçince boş zamanında, üretim güçlerini avucunda tutan sınıfa tabi olması amaçlanır. Bu noktada en büyük korkusu, kalabalıkların zamanın kırılganlığını fark etmesi ve yeni bir zamansallığın olanaklarını kullanarak, bahsi geçen zaman dilimlerini bütünleştiren bir sürecin kapısını aralamasıdır.

En Çok Okunan Haberler