Karadeniz’de sol, devrimci ve romantiktir

Karadenizliyim. Bunu her yerde her zaman söylerim ama bazı anlarda “Karadenizliyim” demek daha bir kıymetli ve daha bir gurur vericidir. Cerrattepe Direnişi’ni yaşadığımız bu günlerde olduğu gibi. Karadenizli olmak, coğrafi olduğu kadar, ekonomik, siyasal ve kültürel olarak da ortak özellikler gösteren bir varoluşa gönderme yapar. Karadeniz diye adlandırılan coğrafya altında kentler ve yaşamlar tarihsel koşulları, sosyal yapıları ve ekonomileri ile önemli ayrılıklar gösterseler de ciddi benzerlikler de taşır. Bu anlamda, “Karadenizli olmak”, Karadeniz’deki halk sınıflarının ortak kültürel değerlerine işaret eder. “Karadenizliyim” derken Fransız Marksist Daniel Bensaid’in emekçiler için kullandığı şu cümleleri tümüyle sahipleniyorum: “Koşullara bağlı olarak, bu kişiler en şaşırtıcı cesaret kadar en hazin korkaklığı da gösterebiliyorlardı. Onlar kahraman değillerdi. Çelişkiyle, naiflikle ve kurnazlıkla dolu karakterlerdi. Ama onlar, benimkilerdi.”

Karadeniz’de halk sınıflarının kültürüne içkin derin bir devrimci romantik damar olduğunu düşünüyorum. Devrimci romantizm, ciddi tartışmalara açık bir tanımlama kuşkusuz. Bu iki kavramın yan yana gelemeyeceğini düşünen hiç de az değil. Romantizmi, gericilikle, burjuva duygusallığı ile, aydınlanma karşıtlığı ile, karşı devrimcilikle bir tutma ve romantizmin, devrimcilikle yan yana zinhar gelemeyeceği iddiası güçlü bir iddia. Diğer yandan, romantizme içkin duygusallığı, dünyayı yeniden büyülü kılma isteğini, hayalperverliği, ütopyacılığı, arzuların coşkunluğunu, insana olan inancı ve en önemlisi hesapsızlığı devrimcilikle birlikte düşünmek oldukça zihin açıcı. Devrimci romantizm, bir isyan hareketi ve dünyayı yeniden büyülemeye dönük yıkıcı ve ardından yapıcı bir girişimdir. Devrimci romantizm, her şeyden önce yeni bir devrimci ütopyayı arzulayan, kapitalizme karşı bir kültürel tepkidir. Dolayısıyla, devrimci romantizmde, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri yeri geldiğinde yaşamın şiirini talep eden romantik buyruk tarafından desteklenir.

Devrimci romantizmde, duyguların, coşkuların ve hesapsızlığın devrim yolunda cereyan etmesi kuşkusuz bir tercih değil, siyasal, ideolojik ve dahi iktisadi bir kapasite meselesidir. Bu kapasiteyi sadece failin gücü değil aynı zamanda konjonktür belirler. Konjonktür uygun değilse romantik damar devrimcilikten uzaklaşır ve bu damar taşıdığı coşkunluk, duygusallık ve hesapsızlıkla daha muhafazakar ve milliyetçi güzergahlara savrulabilir. Karadeniz coğrafyasında da belli zamanlarda belli uğraklarda romantik hezeyanların milliyetçi ve muhafazakar yapılarla buluşmasını gözlemlemek mümkündür. Peki devrimci romantizmin olası ana konturları üzerine düşünüp, bunların izlerini Karadeniz’de arayalım mı?

Devrimci romantizm, isyan ile devrimi, hayal ile eylemi aynı alaşım içinde birleştirir. Duygusal ve naif olabildiği kadar öfkeli ve hiddetlidir de. Bugünü yıkıp, yarını kurma heyecanı da tam bu öfkeye ve hiddete ihtiyaç duyar. Karadeniz’de halk sınıflarının öfkesi ve hiddeti, havasından, suyundan ve çetin doğasından kaynaklanıyor olsa gerek. Karadeniz’de düz arazi yoktur. Dağlık ve ormanlık doğada hayatla baş etmektir yaşamak. Bu engebeli coğrafyada ve sert iklim koşullarında hayat sürdürmek, kıvraklık, beceri, direngenlik ve sürekli hareketlilik gerektirir. Karadeniz’de halk sınıfları bu coğrafyaya mecburdur, zaten devrim de “akıntıya kapılmak” değil, tarihin kör güçlerine karşı şiddetli bir mücadele, sonucu önceden kestirilemeyen sert ve uzun bir mücadeledir.

Karadeniz’de yaşayan insanlar, sert ve her daim meydan okuyan o coğrafyaya mecburdur. Karadeniz’in fırtınalı, kolay heyecanlanan, birden parlayan insanları... Karadeniz’e ilk gidenler, insanların yüksek sesle konuştuğunu ve her an kavga edecek gibi söyleştiklerini fark ederler. Bu öfke ve hiddet çocukluktan başlar. Bir örnek vermek gerekirse, kuzenimin üç yaşındaki oğlu bir gün bana yanaştı ve şöyle dedi: “Sağa bağa su ver dedum daaa.” Bu benden ilk defa su isteyişiydi.

Devrimci romantizm, mümkün’ün sınırlarını zorlar. Mümkün’ün sınırları, kapitalist toplumda yüksek rasyonalite ile, yaşamın nicelleştirilmesi ile hayatın sınırlarını belirlemek ve tüm muhalefeti kapitalizmin ufku içine gömmektir. Marx, bir yerlerde siyaseti, “değişmez görüneni değiştirebilme gücü” olarak tanımlar. Mümkünü zorlamak, Karadeniz’de halk kültürünün bir parçasıdır ve türkülerinde de kendini ifade eder: “Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa.”

Devrimci romantizm, militanlığı içerir. Militanlık, ortak bir dava etrafında birleşmişlik, inanç ve dayanışma bağları ile kurulan bir mücadele içinde yer almaktır. Militanlık kendi içinde bir çok değeri taşır: Sorumluluk, dürüstlük, mertlik, sözünün eri olma, kararlılık, gözüpeklik, alçakgönüllülük. Karadeniz halk kültüründe, sadakat ve fedakarlıktan uzak durmak, kendine dönmek, yalnız ve yalıtık var olmak çok karşılık bulmaz. Karadeniz halk kültürü, sadakati, aidiyeti, fedakarlığı içerir ve bir anlamda melankoliktir. Mağlubiyet karşısında boyun eğmez, teslim olmaz.

Devrimci romantizm, hayata dairdir. Hayat, teknik ve rasyonalitenin sınırları ile belirlenmiş, tadı tuzu kaçmış olarak yaşanmaz. Büyülüdür, neşelidir. Karadeniz’de halk sınıfları kendileriyle alay edebilirler. Kendilerine ve hayata dair büyük kahkahalar atabilirler. 1970’li yılların “Oligarşi Mezara!” sloganı “Koni Komşi Mezara!”ya dönüşür. 2016 yılında kenti ve doğayı korumak için ise ses “Siçturma Madenina” diye yükselir.

Devrimci romantizm, halk kitlelerinin kolektivist, dayanışmacı ve eşitlikçi tarihsel damarına da yaslanır. Sınıf kültürü tartışmalarının en önemli ismi İngiliz tarihçi E.P. Thompson şöyle der: “İşçi sınıfı bir zamanda güneş gibi doğmadı. Kendi oluşumunda oradaydı.” Sınıf, işçilerin gündelik hayat deneyimleri sonucu aralarındaki çıkarların özdeşliğini fark ettiğinde ve çıkarlarının kendilerinden başka olanların karşısında yer aldığını duyumsadığında oluşur. Dolayısıyla, tecrübe önemlidir. “Çıkmaz sokakları, yitirilmiş davaları ve kaybedenleri” hatırlamak önemlidir. Direniş ve mücadeleyi, yalnızca bilinçlenmiş bir sınıfın büyük kalkışmaları olarak görmek yerine, süreç içinde deneyimlerle öğrenilen ve biriken ilişkiler ile itirazlar olarak tanımlamak gerekir. Karadeniz’de de sınıf kültürü gündelik hayat deneyimleri içinde örülür. Karadeniz’in engebeli arazisi sonucu evler zorunlu olarak birbirinden uzaktır. Ama bu, dayanışmacı pratikleri engellememiştir. Karadeniz halk kültüründe, zor koşullarla baş etmek için imece usulü karşılıklı yardımlaşma önemli bir pratiktir. Gündelik hayat deneyimleri ile halk kültürü eşitlikçi ve dayanışmacı ipliklerle dokunmuştur.

Devrimci romantizm, kadındır. Karadeniz’de hamur yoğuran, çocuk doğuran ve evde oturan kadın anlayışı yoktur. Kadın eve bakar, yaşlıya bakar, çocuğa bakar, doğaya bakar, tarlaya bakar, bağa ve bahçeye bakar. En erken kadın kalkar, en geç kadın yatar. Yaşama dair ne varsa her şeyde kadın vardır. Kadın yoksa yaşam da yoktur. Karadeniz’de kadınlar Havva Ana’dır, onun kızları ve gelinleridir. Rize’de yaylalardan yol geçirilmesine karşı Rizeli güçlü bir kadının, Havva Ana’nın, dozerin geçeceği yolun ortasında elinde sopasıyla oturduğu anı ve söylediklerini hatırlayalım: “Biz çocukluğumuzdan beri burada yaşıyoruz. Siz kimsiniz? Kim oluyorsunuz da benim yaşadığım yerin yoluna beline karışıyorsunuz. Siz kimsiniz? Ben halkım.”

Devrimci romantizm, sorunlara doğrudan cevaplar da arar. Örneklendireyim: Trabzon otogarındayım, Bulancak’a gideceğim, nasıl gideceğimi bilmiyorum. Birine yanaştım, “Bulancak’a nasıl gidebilirim?” diye sordum, “Bilmiyor musun orayı?” dedi. “Hayır” dedim, “Madem bilmiyorsun niye gidiyorsun o zaman?” diye sordu. Bu kadar net ve açık bir soru-cevaptır hayat Karadeniz’de.

Son olarak, Karadeniz’de devrimci romantizm bu ülkenin insanlarına inancını ve sevgisini kaybetmiş olanlara halk sınıflarının en gerçek ve en samimi selamıdır.

*Prof. Dr., Ankara Üniversitesi

En Çok Okunan Haberler