Kardeşlik cemi

Kardeşlik, yaşamın anadalı. Anne ağaçtan göğe uzanan incecikler. Bir kadını anne yapan incelikler. Bir ağacı yaşatan eğriler büğrüler, uzunlar kısalar. Dallar, daluçları, tomurcuklar ve çiçekleriyle, ağacı bir ev, yuva yapan dizeler. Ağaç şiir, dizeleri dalları. Anne şiir, dizeleri çocukları. Kardeşler de bir şiirde buluşmak için dünyaya gelmişler.

Kardeşlik, bir sanat dalı. Şiir kadar evvel eski, şiir kadar günden yeni bir sanat dalı. Şiir annelik sanatıysa, kardeşlik de bir sanat dalı, daha da güzeli şiirin bir dalı. Hepimiz o ağaçta doğduk ve onun dallarından yere düşünce kardeş olduk.

Kardeşlik bir bahçe sanatı. Kardeşler, yukardaki cümleyi düzeltiyorum, dünyaya gelmezler, bahçeye gelirler. Kardeşleri kardeş kılan düştükleri bahçedir! Ve o bahçeden bilinirler, birbirlerini öyle bilirler, severler, giderler, sonra yine o bahçeye gelirler. Kardeşlik okulu bahçedir.

Bu cümleyi yazdım ve Ruhi Su’nun sesini duydum usuldan büyüyen: “Sabahın bir sahibi var”. Bahçenin bir sahibi yoktur, çünkü bahçeye girince iki dize aynı anda karşılar insanı. Yazın baygın kokusu ya da güzün solgun kokusu. İlki Engin Turgut’un “Hüznün mesaisi bitti, şimdi insan olma vakti” dediğidir. İkincisi ise Barış Pirhasan’ın “Müjdeler olsun, insan olma faslı bitti” dizesidir. Her ikisi de bahçe demeye gelir. İlkinde bahçeye ilk düşmenin güzelliği duyulur, ikincisinde bahçede yenilere yer açmak için göğe çıkmanın kederi.

Kardeşlik cemdir. Yeryüzü sofrası, güneşin sofrası, dostlar meclisi, kırklar meclisi gibi kardeşlik de yeryüzünde kurulan sonsuz bir cemdir. Mavidir. Doğası öyledir, içi, ruhu, bakışı, görüşü, sözü, sesi, kederi bile. Kardeşlikle aşk, ayla güneş ya da şems ile kamer gibi birbirleri için dönerler, birbirlerini tamamlamak için dönerler. Birinin gece birinin gündüz gibi görünmesine bakmayın, ay içinde bir güneş gizler, güneşinse içinde ayın halleri vardır. Kardeşlik de aşk gibi onların ışığından, aydınlığından gelir, yükselir, yükseltir. Kardeşlikte herkes cemden içeridir, gönülden ileridir. İçten gelir. İnsan, hayvan, melek, ay, güneş, yıldız, gök, bulut, nehir, dağ, orman, bitki, kurt kuş, börtü böcek, cümle kainat bu cemde dile gelir.

Bahçemizin en sevgilisi bize 2 yıldır “çıktım yücesini seyran eyledim” dercesine göğün yücesinden bakıyor. Geniş gülümsemesiyle orada, biliyoruz, sık sık ona bakıyoruz biz de. Oradaki bahçemize. Göğün cem haline. Didem Madak’ın “Şimdiden Güzel Bir Hatırasın” demesi, kardeşliğe ve çocukluğa dair olmalı. Aşk gibi. Bizim En Büyük… Çaresizliğimiz, avuntumuz, derdimiz, dermanımız, halimiz gibi. Bir hatıra olacağını unutarak sonsuzluğu düşlemek ve sonsuzluk duygusunu yaşarken bir hatıra olacağını birden hatırlamak. İkisi de sonsuzluğa sayılır ve yine ikisi de hatıraya.

İlhan Berk’in güzel kitap adlarından, hangisi değil ki, birini hatırlıyorum, Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum, kardeşimi arayıp ulaşamadığımın ertesi günü, buna benzer bir şey söylemişti. O gün evde yoklardı, dağlarda dolaşıyorlardı. Sonra bahçeye geldiler. Sonra göğe çekildi. Gök için erkendi. Gökte bulut, yerde insan ağlardık. Gözyaşlarının göğe ulaşamayacağını bilirdik, olsun, imkânsızı bilen onu daha çok istemez mi?

Kardeşlik bir olanaktır. Ne çok olanaktır. Kötüysen iyileşmeye, uzaksan yakınlaşmaya, kibirliysen tevazuya, haksızsan adil olmaya, zalimsen merhamete, azsan çoğa, gamlıysan neşelenmeye, asıksan gülmeye doğru, doğal, yalın, usul, güzel bir olanak. Kardeşlerimin hepsinde bu olanağı gördüm, yaşadım, yararlandım, kardeş olmanın rüyasını gördüm. Gözlerim o rüyada hâlâ. Bana, bize o rüyayı gösterenlerin üçüncüsüydü Halil. Yarım kalıyorsa rüya, hep en güzel yerinde uyandığımızdandır ve güzel rüyalar ne yazık ki hep yarım kalır. Kardeş göğe çekildiğinde, gözler de rüyadan çekilir, gama, yasa, yaşa çekilir. Bazen insan şöyle şeylere inanmak istiyor: Aslında bu dünyadaki varlığımız gölgelerden ibaret, hepimiz birer gölgeyiz ve gök bizi çağırdığında orada asıl bedenimize, ruhumuza kavuşuyoruz ve sonsuza kadar sürüyoruz.

Sakladığımız, sırladığımız çok yakınım oldu, ama sessizliğinden ilk harflerine, hecelerinden cümlelerine, ilk dişini çıkarmasından ilk gülüşlerine kadar bildiğim, tanıdığım, sevdiğim, karagözlü güzel bir çocuğun aydınlık, güzel yüzlü, ince fikirli, güzel düşünceli bir adam olarak bana kardeşlik eden, bu rüyayı yaşatan canım kardeşimin, bahçeyi erken terketmesi, cem bitmeden ayrılmasıyla, bahçe tarumar oldu, kardeşlik cemi kayıplar cemi oldu, daha nice haller oldu…

Halil hastalanınca Çanakkale’den Eskişehir’e geldi, anneye, Gül’ün bahçesine. Hemen her hafta İstanbul’dan yanına gittim ben de kardeşimin. Bazen gidişte, bazen dönüşte Cihangir’deki Yaşar Usta Dondurmacısında çalışan Turgay’ı görüyordum. Turgay Sadak, kısa öyküler, küçük denemeler ve şiirler yazıyor, zaman zaman okumam için bana veriyordu. Ben de bunlara dair fikirlerimi söylüyordum ona, sessizce ama ilgiyle dinliyor, rahatsız etmekten çekinerek bir süre sonra düzelttiği hallerini veriyordu. Herhalde “Karıncaezmez” lakabı bir de Turgay’a layıktır. Zira bu kadar hassas ve onu düşündüğünüz zaman bile zarafetini hissedeceğiniz insan azdır. Sevdiğim şair, yazar ve sanat eleştirmeni Yalçın Sadak amcasıydı. İnce burunlu, incecik huylu, inceden kara bir genç. Okumayı yazmayı seven, yalnızca yaşamında değil, yazısında, şiirinde bile sessizliğine özen gösteren biri.

Sevdiğim Haziran, tekrar dediğim Haziran, kardeşimi benden daha mı çok seviyordu ki, alıp bağrına bastı. 2 ay sonra da, daha 32 yaşındaki Turgay’ı. Kardeşimin acısını derin susarak paylaşmıştı. Kardeşlik bazen de vedada buluşmaktır. Halil ve Turgay, yaz kardeşi oldular artık. Yaz bile teselli edemez ama, içinde kardeşlik varsa bir hatıra sayılabilir.

Turgay’ın amcası Murat Sadak, onun sağlığında yayımlayamadığı şiirlerini Cemre’de (Fotoğrafevi Y., 2018) topladı. Ara Güler, Turgay’ın şiire olan aşkını anlattı. Ben de tanışıklığımızı, kişiliğini, şiirlerini anlatmaya çalıştım biraz. Baharı müjdeleyen Cemre, bu kez evvelgiden iyi insanlardan Turgay’ın şiirlerini müjdeliyor. Kitabın arkasında Turgay’ın o güzel, sevgi dolu bir resmi var. O da şiire sayılır.

Biraz Orhan Veli, ara sıra Özdemir Asaf, zaman zaman Ümit Yaşar ve kendi yolunu, dilini, sesini bulmaya çalışan genç bir şairin şiirleri: “Denize yağan yağmur gibiyim/Sana yağdıktan sonra, denizim” diyen, “Gözyaşı” şiirinde “Dün ağladım/Dün bugün için ağladım/Dün yarın ağlarım diye/Bugün ondan ağladım” dizeleriyle bizi gülümseten, ve “Bahçesini kaybetmiş çocuk/Kendisinden uzun düşüyor gölgesi” diyerek veda eden sevgili Turgay Sadak. Şimdi Halil ve sen kardeşlik cemindesiniz. Bu cem kalbi açık olan, kardeşliği duyan herkese açık.

En Çok Okunan Haberler