Kaybettiklerimiz ve bitmeyen arayışımız

Yıllanmış ağaçları kestiler. İtiraz edenlere, “ne var canım yerine yenilerini diktik” diyerek omuz silktiler. Kimi canını siper edecek kadar çok sevdi onları, kiminin kılı kıpırdamadı devrilirken o koca gövdeler. Çünkü kimi bildi kimi bilmedi filizlenmenin, serpilmenin ve olgunlaşmanın ne büyük emek istediğini, ne çok zamana ihtiyacı olduğunu... Türkiye’de her şey hep bu bilenler ve bilmeyenler arasına sıkışıp kaldı. Atanlar ve onaranlar, bozanlar ve koruyanlar, eksiltenler ve çoğaltanlar olarak bölündük durduk. Hiçbir siyasi, ideolojik farklılık bu ayrım kadar zarar vermedi bize. Neredeyse dünyanın bütün kültürlerine ev sahipliği yapmış bu özel topraklarda, her defasında yoktan yeni bir hayatın var edilebildiği bereketli Anadolu’da, görülüyor ki yeniden bir sonlanmanın eşiğindeyiz. Farklı karakterlerimizi ortak değerlerde birleştiremiyoruz çünkü. Bakmadığımız, beslemediğimiz, korumadığımız ne varsa çürüyor. Kimileri acı çekiyor hala, kimileri çoktan nefes almayı bırakmış.

•••

Vasat, eğer karşısında bir direnç görmezse insanı hızla teslim alan bir şeydir. Çünkü hepimizin içindeki en zayıf halkaları, tembelliği ve bencilliği gıdıklar. Vasat kolaydır, zorlamaz. Ne eksik ne fazla, göründüğü gibi, göründüğü kadardır. Dolayısıyla ona teslim olmak, anlamı aramaktan da vazgeçmek demektir. Bu tehlikelidir çünkü içten içe kendini, var oluşunu anlamsız bulan insan değer üretemez, ortaklık kuramaz ve nihayet kendine de tutunamaz. Ama başkasına pekala tutunabilir. Üstelik kendisine yalan söylenip söylenmediğine de hiç aldırmadan. Çünkü insanın anlam arayışı hiç bitmez ve onu asıl olduğu yerde, içinde bulamayan, dışarıdan vadedilen kadarına razı olur. “Sen hiç yorulma, ben senin adına her şeyi düşünürüm. Ne yiyeceğine, ne içeceğine, nasıl giyineceğine, kaç çocuk doğuracağına, nerede yaşayacağına, bundan sonrasına hep ben karar vereceğim. Neyi, ne kadar düşünmen gerekiyorsa hep ben söyleyeceğim sana.”

•••

Ortak değerler insanın anlam arayışında önemli bir rehberdir. Sevme biçimlerimiz yaşadığımız coğrafyada şekillenir örneğin. Sıkı sıkı kucaklaşmaya alışmış olanlara, bundan sonra neden erkekle kadının el sıkışmayacağını anlatamazsınız. Madden manen koruduklarımız tarihimizi inşa eder. Geçmiş ve geçmişin çizdiği anılar, hikayeler geleceği nasıl biçimlendireceğimizin de haritasıdır. Çocukken bahçesinde oynadığınız bir evin yıkımı, ilk aşkınızla önünde buluştuğunuz bir kitapçının kapanması, içinde gençliğinizi bıraktığınız o üniversite kampüsünün yok olması, parçalara ayrılması asla ve asla sadece üst üste dizilmiş taşların kırılıp dökülmesi demek değildir. Onlar bizi anılarımıza bağlayan, bizi köklü ve ait hissettiren, bizimle beraber nefes alıp veren hayatımızdır. Onlar yaşarken bizi yaşatanlardır.

•••

İnsanın, değişime en kolay uyum sağlayan canlı olması bir tesadüf değil. İş o ki, değişimler yine insan doğasının en kıymetli ürünü olan dayanışma ile birlikte hayata artı bir değer katarak zenginleştiren olsun, eksilten değil. Bizi zor günler bekliyor. Çünkü dağılıp kırılmış ve bizi hem kendimizden hem birbirimizden uzağa düşürmüş; toplanmayı, onarılmayı bekleyen çok fazla şey var. Üniversitelerin bölünmesine karşı çıkan değerli hocamız Prof. Dr. Kaya Özkuş’un “acı çekiyorum” diye başladığı ve varlığımızın, tarihimizin, geleneğimizin, ürettiğimiz bütün iyiliklerin yok edilmesi karşısındaki isyanını dile getirdiği konuşmasını izlediğimden beri aklımdan bunlar geçiyor. “Burası bizim! Bu ülke bizim, bu hayat bizim!”

•••

Yeniden başlamak her zaman mümkün. Umut hep var. İnsan yeter ki, hayatının anlamına sarılsın. Onun, kimsenin elinden alamayacağı en büyük gücü ve varlık nedeni olduğunu hatırlasın. Kişisel tarihimiz nasıl ki karanlık ve aydınlık arasında süregiden ve hep bir yeniden doğuş hikayelerinden oluşuyorsa, toplumlar ve ülkeler de öyle... Kaybettiklerimizin farkında olalım ki engelleri aşabilelim. Zor günleri, elimizden alınanları yeniden kazanmayı amaç edinerek, dayanışma içinde geçirmek, bize inanın umduğumuzdan çok daha fazlasını kazandıracak. Elinden gelenin en iyisini yaptığını bilmenin huzuru başka hiçbir şeye benzemiyor.

En Çok Okunan Haberler
  • Önce tatil.. Derken İstanbul’a dönüş telaşı.. Ardından, 39.5 ateşle beni sözcüğün tam anlamıyla yatağa yapıştıran bir hastalık.
  • Düşünün ben bir ev hanımıyım. Bir gün eve geliyorum, beyimin altında bir araba. Mersedes S500 filan... Pahalı... Biz ise orta
  • Prof. Dr. Derya Uludüz, “Kahvaltı vermediğinizde çocuğunuz gidip kantinden simit, poğaça, tost yiyor. Bunlar da yarım saat
  • Yani denilebilir ki; görüp korkup uyandığınız bir kabustan farklı olarak, uyku felcini yaşarken uyanmış olmanıza rağmen