Kedicikler bahane, sansür şahane

Dini hassasiyetlerinin yüksek olmasıyla övünen AKP hükümetinin, Adnan Oktar ve kediciklerine ilişkin bugüne kadar çıtını çıkarmamış olması size de tuhaf gelmiyor mu? Hani antidemokratik bir engellemeden, yasaklamadan, baskıda söz etmiyorum. Ama kaç çocuk yapacağımızı, nerede kızlı-erkekli kalıp kalamayacağımızı söyleyen iktidarın, bikinili kadınlarla İslami telkinlerde bulunan birine kayıtsız kalması eşyanın tabiatına aykırı değil mi? “Bikinili” değil, iktidara yönelik eleştirel faaliyetleri olan Furkan Vakfı’nı bir gecede bitiren devletimizden söz ediyorum.

Sansürün kılıfı: A9

Hükümetin kendisinden değil, kamuoyundan yükselen tepkiler üzerine Diyanet, Adnan Oktar meselesine dair suya tirit bir açıklama yapmak zorunda kaldı geçenlerde. “Genelevden alınan vergilerle maaşlarınız ödeniyor” yanıtı karşısında apışıp kaldı. Gelin görün ki Oktar’ın internet üzerinden yayın yapan A9 kanalı, hükümete can simidi oldu. Medyanın büyük bölümünün “gönüllü olarak” yandaş işadamlarına satılmasını sağlayan, geri kalanların içine kendinden oynar başlıklı kayyımlar atayan, muhalif gazeteleri ise mali ve adli baskılarla sindiren hükümetimizin, bir türlü susturamadığı internet yayıncılığına karşı bir bahaneye ihtiyacı vardı. Adnan Oktar ve kedicikleri, hükümete şahane malzeme oldu.

Netflix değil mesele

A9’daki yayınlarla ilgili eleştirileri “Ne yapalım efendim, RTÜK’ün internet üzerinden yapılan yayınları denetleme yetkisi yok” diyerek savuşturan hükümet, torbadan yine yasa çıkardı! Torba yasaya eklenen bir maddeyle, RTÜK’ün internet üzerinden düzenli yapılan yayınları denetleme yolu açıldı. Siz meselenin kedicikler olduğunu sanıyorsunuz değil mi? Ya da Netflix, Hulu gibi dijital platformlardaki birkaç dizinin sansürleneceğini falan düşünüyorsunuz?

Asıl hedefi söyleyeyim size. Malum nedenlerle ana akımda kendine yer bulamayan Ünsal Ünlü gibi gazetecilerin, haber kanallarını sollayan internet yayınlarını gözlerine kestirdiler. Televizyonların çıkarmaya korktuğu Kadri Gürsel gibi gazetecilerin program yaptığı Medyascope’u boğmak istiyorlar. Sokak eylemlerinden canlı yayın yapan Özgürüz’ü, söyleşiler yayımlayan WebizBiz gibi oluşumları susturacaklar.

Olan yine özgür basına olacak, Adnan Hoca yine kedicikleriyle yatlarda dolaşacak. Maşallah efendim, maşallah...

*****

Rapor iktidarda sahibi içeride!

İktidar temsilcilerinin bu ara en sevdiği sporlardan biri, Uluslararası Af Örgütü’nün Afrin raporu üzerinden PYD ve silahlı gücü YPG’yi eleştirmek. Haksız da değiller. Raporda ciddi insan hakları ihlallerinden söz ediliyor. Bu rapor üzerinden PYD’yi son olarak eleştiren isim, Hürriyet’ten İpek Özbey’e konuşan AKP Milletvekili Orhan Miroğlu oldu. Af Örgütü’nü referans alarak PYD’yi eleştirmek güzel hoş da… Bu rapora sarılarak Türkiye’nin tezlerini savunurken, aynı örgütün Türkiye temsilcilerini niye tutuklu yargılıyoruz?

*****

Yarabbi şükür partisi

Geçen pazar bu köşede yayımlanan “Muhalefete çakmanın dayanılmaz hafifliği” yazısından sonra birkaç CHP’li milletvekilinden telefon aldım. Hem yandaşlarda hem de kendini merkez medya olarak tanımlayan gazete ve televizyonlarda yapılan hakaretlere sessiz kalmadıklarını, hukuki yollara başvurduklarını söylediler. Benzer bir yazıyı da dün, Cumhuriyet’te Emre Kongar Hoca yazdı. “CHP’ye vurmanın dayanılmaz hafifliği” başlıklı yazıda, medyanın muhalefete yönelik linç girişimine dikkat çekiyordu.

CHP’lilerin bu meselede hukuk yoluna başvurmalarının, ne kadar işe yarayacağını kestirmek zor değil. Kritik 2019 seçimleri öncesinde CHP’yi tamamen marjinalleştirmek için düğmeye basılırken, sürekli suç duyurusunda bulunmak dışında bir enstrüman yok mudur? Özellikle kurultay haberlerinde kullanılan dili, hakaretleri sineye mi çekecek, Türkiye’nin kurucu partisi? Hükümetin beslediği işadamlarının çıkardığı iki gazetenin dün attığı başlıkları sadece “Esefle kınayacak” mı CHP?

Akşam’ın PM listesi haberindeki başlığı aynen şöyleydi: “Terör destekçisinden din düşmanına ne ararsan var.” Güneş’in manşetinde ise PM üyeleri üzerinden CHP alenen terör örgütü ilan edilmişti: “Şehir yapılanması.”

PM’ye girebilmek için kıyasıya yarışanların, 2019 seçimleri öncesinde uğradıkları bu hakaretlere karşı harcayacak enerjisi kalmadı mı? En basitinden, örgütleriniz, gençlik kollarınız bu propaganda bültenlerini basanların kapısında demokratik bir eylem de yapamaz mı? Yoksa bu eylemler koltuk getirmiyor mu?

Bu arada son bir not: Bu biçimde hedef gösterilen ve gıkını çıkarmayan CHP’li milletvekillerinden birinin burnu kanarsa, sorumlusu yine CHP ilan edilecek. Biliyorsunuz, değil mi?

*****

Diyanet, kime şeytan dediğinin farkında mı?

Diyanet’in bugüne kadar birçok skandal fetvası ortaya çıktı. Hiçbirinden de başı ağrımadı… Ama şu sol el ile yemek fetvası, kelle alabilir… Neden mi? “Sol elle şeytanlar yemek yer” cümlesinin, solak olan Başbakan Binali Yıldırım’ı üzmüş olma ihtimali var da ondan… “Şeytan”lıkla suçlanan bir tek o mu? Kültür Bakanı Numan Kurtulmuş, eski bakanlar Nabi Avcı, Tuğrul Türkeş de solak… Neyse, biz yine de emin olmayalım. Diyanet’te yaprak bile kımıldamayabilir. Malum, Diyanet darbeden sonra MİT ile birlikte Başbakanlık’tan koparılıp Saray’a bağlanmıştı.

*****

PYD terörist mi, değil mi?

İktidar, Zeytin Dalı Operasyonu’nu desteklemesine rağmen CHP’ye terör örgütü destekçisi muamelesi yapmaya devam ediyor. Muhalefeti sıkıştırmak için son dönemde en sık kullanılan argüman, “PYD’ye terörist diyemiyorlar…”

Erdoğan da, birkaç gün önce Kılıçdaroğlu’na aynen şöyle meydan okudu:

“PYD, YPG terör örgütü müdür, yiğitsen açıkla!”

Kılıçdaroğlu aşağıdaki yanıtı verirse, Erdoğan ne der acaba?:

“Çok merak ediyorsan, televizyon programında çık karşıma da terör örgütü mü, değil mi canlı yayında söyleyeyim…”

Neyse, biz karışmayalım. Olan bize olmasın yine..

En Çok Okunan Haberler