Kendi senaryonu kendin yaz

Tam da enflasyonun zirve yaptığı, döviz sepetinin rekor kırdığı günde RTE ekonomiden sürekli iyi haberler geldiğini iddia etmiş. “Merkez Bankası’ndaki rezervimiz 117 milyar dolar seviyesine çıkmış bulunuyor. En kısa sürede 135 milyar doların üzerine çıkaracağız” demiş. Ne var ki, bu rezervlerin net, yani kullanılabilir kısmının 33.9 milyar olduğunu herhalde bilmiyor. Döviz kurunun sıçradığı, cari açığın yüksek seyrettiği bir konjonktürde rezervlerinizi artırmaya kalkar, yani döviz alımına geçerseniz bunun kuru hoplatacağını, krize davet çıkarmak anlamına geleceğini, umarız birileri kendisine söyleyecek cesareti bulur.

Ayrıca, “İstihdamda 29 milyona yaklaştık. Gençlerimiz ve kadınlarımız arasında çok daha hızlı şekilde gözlenen istihdama katılım sebebinin yüksekliği sebebiyle henüz tek haneli rakamlara ulaşamadı” buyurmuş. Söylediklerinin meali; eğer kadınlar ve gençler iş aramasalar, işsizlik sıfır olacaktı. Bilindiği gibi yüksek büyüme iddialarına karşın, TUİK’in son açıkladığı işsizlik oranı %10.7; yani istihdamsız bir büyüme söz konusu. Ayrıca çalışacak yaştaki her 100 kadının sadece 34’ü işgücü piyasasına çıkıyor. Bir de örneğin, Çin gibi kadınların işgücüne katılma oranı %63, ya da İsviçre gibi %64 düzeyinde seyretseydi, halimiz ne olurdu?

Üzerine bir de, “ihracatta son 10 yılın rekoru kırıldı” diye eklemiş. Anlaşılan, ihracatın eylülde %8.7 arttığını ellerini oğuştura oğuştura Reis’e yetiştiren Saray danışmanlarının, asıl aynı dönemde %30.5 zıplayarak, rekor kıran ithalat rakamlarından söz etmeye gözleri kesmemiş.

İsterseniz, son günlerin 10 sıcak verisini kısa yorumlarla size aktarayım, ekonomide işlerin “iyiye mi yoksa kötüye mi” gittiğine siz karar verin…

1 Daha ekim başında Orta Vadeli Program (OVP) TÜFE’yi %9.50 öngörmüşken, bir ay içerisinde TCMB Enflasyon Raporu OVP’yi tekzip ederek, oranı %9.80’e çekti. 3 Kasım’da açıklanan ekim ayı rakamlarına göre ise, tüketici fiyatları ilk on ayda %9.52, son bir yılda ise %11.90 arttı. Kısaca, hedeflerin tutması, yılın tek haneli bir rakamla kapatılması olanaksız hale geldi. Gıda ve enerjideki dalgalanmalardan arındırılmış “çekirdek enflasyonun” %11.82’e dayanması da, ekonominin bahane uydurulamayacak bir sorunla karşı karşıya bulunulduğunu gösteriyor.

2 Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE), ekim ayında %1.71 sıçrayınca, son bir yıllık değişim %17.28’e ulaştı. 2016 yılında petrol ve hammadde fiyatlarının küresel piyasalarda düşük seyri nedeniyle enflasyon dinamiği teşhis edilememiş, geçen senenin aynı ayında ÜFE’nin %2.84’lük yıllık artış oranı yanıltıcı olmuştu. Mevcut düzey, yüksek geçişlilik oranı nedeniyle önümüzdeki aylardaki TÜFE’yi de etkileyecek, kaçınılmaz şekilde “maliyet enflasyonu” sorunu yaşanacaktır.

30.5 dolar + 0.5 avrodan oluşan kur sepeti, cuma günü 4.20 TL’yle tarihi zirveye yükseldi. Doların daha 11 Eylül’de 3.39 TL noktasında bulunduğunu hatırlarsak, hareketin keskinliğini daha iyi kavrayabiliriz. Merkez Bankası Ortalama Fonlama Maliyeti, (en son oran %11.96) enflasyonla başa baş gelmiş durumda. Diğer bir ifadeyle reel faiz sıfırlandı. Açıkçası bu faizlerle dövizi tutmak mümkün olmaz, “döviz ve enflasyon” arasında birbirini besleyen bir spiral tetiklenir. Yurtdışından yoğun döviz girişleri sırasında böbürlenenler, “Düğmeye kim bastı?” diye yine sızlanmaya başlarlar.

4 10 yıllık devlet tahvillerinin faiz oranı %12.26’ya fırladı. Gösterge tahvil olarak nitelenen 2 yıllıkların faizi ise, %13.29 düzeyinde. Yani piyasa göstergeleri kırmızı alarm veriyor. Belirsizlik ortamı satışları körükleyebilir, özellikle yabancıların elindeki 32.1 milyar dolarlık DİBS’lerde satış hızlanabilir. Mermın yanlış anlaşılmasın, niyetim “piyasaların ilahi yargısına sığınmak değil”; yıllardır “yerli ve milli” söylemlerle ekonomiyi uluslararası para girişlerine, yerli ve yabancı akbabaların kar dürtüsüne mahkûm eden zihniyetin tutarsızlığına dikkat çekmek…

5 Ekonomide “tık tık” sesleri kulağımıza kadar gelen saatli bomba ise, döviz mevduatları. Son istatistiklere göre bankalarda 194.6 milyar dolar yabancı para mevduatı bulunuyor. Diğer bir ifadeyle toplam mevduatın %42’si döviz cinsinden. Bu oran daha 2012’de %32’ydi. Üstelik son döviz hareketinin, bu tasarrufların TL karşılığını yükselterek durumu daha da kritik hale getirdiğini tahmin etmek zor değil.

6 Kamu maliyesindeki ciddi bozulma da dikkat çekici. Kredi Garanti Fonu’ndan (KGF) hazineye binecek yük henüz tabelaya yansımış değil. Hazine Müsteşarlığı’nın 31 Ekim tarihli finansman programında, 2017’de hesapların tutmaması sonucu, 32 milyar TL’si iç borçlanma olmak üzere, 45 milyarlık ek borçlanma gerçekleştiği görülüyor. Bu da hem faizleri yukarı çekecek hem de özel sektöre verilebilecek kredileri daraltacak önemli bir sapma. Diğer bir ifadeyle, “faizleri düşürün!” komutunun beyhudeliğinin bir kanıtı.

7 En son açıklanan eylül ayı dış ticaret verileri, ihracattaki %8.7’lik artışa karşın ithalatın %30.6’lık sıçrama yaptığını gösteriyor. İlk 9 ayın dış ticaret açığı da 53.8 milyar dolara ulaştı. Anlaşılan düşük enerji ve hammadde fiyatları nedeniyle ihmal edilen cari açık sorunu yine kapıya dayandı. 2017’nin 40 milyar doların üzerinde cari açıkla kapanması yüksek ihtimal.

8 Açıklanan büyüme rakamları pek inandırıcı olmasa da, emlak sektörünün istatistiklere ciddi katkı yaptığı açıktı. Son açıklanan konut fiyat endeksleri, konut fiyatlarındaki reel düşüşe işaret ediyor. Özellikle İstanbul’daki son bir yıllık nominal artışın %7 civarında, yani enflasyonun oldukça altında gerçekleşmesi, inşaat sektöründeki durgunluk alametlerinin sonucu. Bu gelişme sadece sektörle sınırlı kalmayabilir; fiyatlar artarken “zenginleşiyorum!” coşkusuyla harcamalarına hız veren kesimler, bu kez “fakirleşiyorum!” endişesiyle mal ve hizmet taleplerini de aşağı çekebilir. Durgunluk tüm ekonomiye yayılabilir.

9Ayrıntılarına girmeden, en son açıklanan temmuz ayı işsizlik oranı %10.7. Bu veri, yılın Haziran-Temmuz-Ağustos dönemine, görece istihdam olanaklarının yüksek olduğu bir zaman dilimine ilişkin. Kış aylarıyla birlikte işsizlik, ortalama iki puan yükseliyor. Elimizdeki istatistiklerin, büyümenin hızlı seyrettiği bir dönemi yansıtması, “istihdamsız büyüme” olgusundan söz etmeyi olanaklı kılıyor. İşgücü piyasalarını, ekonominin kaçınılmaz bir şekilde yavaşlayacağı, hatta durgunluğa sürükleneceği, mevsimsel koşulların da işsizliği yukarı çekeceği çetin koşulların beklediğini öngörebiliriz.

10 Geçtiğimiz hafta TÜİK, 2014-2016 yılları arasını kapsayan, Bölgesel Hanehalkı Tüketim Harcaması Araştırması’nın sonuçlarını yayımladı. Ülkedeki bölgesel eşitsizlikler bir kez daha çarpıcı bir biçimde ortaya serildi. İstanbul’un kendi içinde, çok derin gelir ve servet dağılımı bozuklukları barındırdığı bilinen bir gerçek. İstanbul’u bu haliyle bile, “Güneydoğu Anadolu gerçeğiyle” karşılaştırmak, vahim bölgesel uçurumları görmeye yetiyor. İstanbul’daki tipik aile 100 TL’lik gelirinin %15.6’sını gıda ve alkolsüz içeceklere ayırırken, Güneydoğu’da bu oran %27.9’e kadar çıkıyor. Çünkü insanların başta gıda, en zorunlu ihtiyaçları dışında kalan harcamalara mecalleri kalmıyor. Böyle olunca, İstanbul’da “eğlence ve kültür, eğitim, lokanta ve oteller” toplamına 100 TL’nin %14.1’i tahsis edilebilirken, Güneydoğu’da bu oran %6.8’e düşüyor. Özellikle eğitim için 100 liradan sadece 90 kuruş harcanabiliyor…

Not : Yazıyı hazırladıktan sonra Merkez Bankası’nın ROM’da katsayıları aşağı çektiği duyuruldu. Bu bankaların likiditesini rahatlatacak teknik olarak doğru bir karar. Ne var ki döviz rezervlerini azaltarak, RTE’nin 135 milyar dolar hedefinin bir başka bahara kalması gibi bir sonucu da olacak.

En Çok Okunan Haberler