Kıbrıs Türk Havayolları ile eziyet

Yazı işleri müdürümüzün hoşgörüsüne sığınarak bu hafta köşeyi istismar edeceğim. Geçen hafta Paskalya tatili dolayısıyla İzmir’e gittik. Londra’dan İzmir’e doğrudan uçuş yapan tek şirkette maalesef başlığı işgal eden malum havayolları.
Deneyimleri paylaşmanın önemli bir dayanışma yolu olduğunu düşünürüm hep. Fiyatı biraz tuzlu ama 4 saat sonra İzmir’deyiz, aktarma yok bekleme yok diyerek güle oynaya Heathrow’un yolunu tuttuk. İlk golü kendimize atmışız. Uçuş saatini yanlış okuduğumuz için 4 saat önceden alana gitmiş bulunduk. Geri dönsen olmaz bir yerlere gidip geleyim desen vakit yetmez. Hem daha heyecanlıyız; vücut taraması yapılacak güvenlik kontrolleri falan yetişemeyiz.
Neyse biraz oyalandık, kahve falan derken saat geldi bavullarımızı verdik. Eş dost için bir iki ufak hediyelik aldık ve bekleme salonuna geldik. Buraya kadar her şey yolunda görünüyor değil mi?
Salonda da pek beklemeden uçağa aldılar. Her şey saat gibi tıkırında işliyor. El bagajımız da yok, elimizde dergi, gazete oturduk onları karıştırmaya başladık. Aradan da diğer yolcuları kesiyorum; bagaj yeri itişmeleri, birbirinden ayrı oturtulmuş çiftler vesaire. Herkes yerine yerleşti. Kabin bagajları ile her taraf doldu taştı. Kıbrıslı hemşerilerimiz maşallah Londra’yı el bagajlarına yüklemişler yanlarına almışlar.
Eh artık kalkarız derken oku oku bitmeyecek hafta sonu gazetesi bitti. Yahu ne oluyor demeye kalmadan bir anons geldi:
“Sayın yolcularımız uçağımıza aşırı yükleme yapıldığından kalkamıyoruz.” Epey bir zaman geçti bir anons daha: bagajların bir kısmını indireceğiz. Herkes oturduğu yerden pencerelere doğru eğildi, piyango bizim bagaja vurur mu diye.
Bir süre sonra ‘şanslıların’ bagajları indirildi ve yaklaşık iki saat gecikmeyle kalktık. Ama herkes birbirine bakıyor acaba kalkabilecek mi diye. Uçak hafif sendelese kalpten gidecekler tetikte bekliyor.
Neyse bagaj piyangosunun bize vurmamış olması için dualar ederek yola devam. Herkes birbirini teselli ediyor ufaktan: sağ salim gidelim de bagaj önemli değil. Ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler bizi.
Böyle kaygı düşünce karnımız acıktı. Tam o sırada da yemek servisi başladı. Bize sıra geldiğinde içecek kalmamış. Eşimle bir kutu birayı paylaşmak zorunda kaldık. Hani paylaşmanın tadı başka da, direkt uçuş diye neredeyse yüzde elli daha fazla ücret ödediğin bir servis için yuh dedirten bir durum.
İŞİN ÇİVİSİ ÇIKTI!
Bu mazlum hal, yanımda oturan ırkçıdan hallice, muhafazakâr İngiliz işadamı ile de muhabbeti epey koyultmamıza vesile oldu. Artık ne olsa gidiyor. İşin çivisi çıktı yani.
Neyse geç kalktığımız gibi tarife saatinden yaklaşık bir buçuk saat sonra indik İzmir’e. Alanda çalışanlar da bizi bekliyor. Son uçak gelse de biz de paydos edip evimize gidip yatsak diye.
İndik pasaportlarımızı damgalatıp geçtik bavul bekleme salonuna. Ne gelen var ne giden. Birkaç parça bavuldan sonra bant durdu. Haydi hepimiz kayıp bagaj masasına. Hani biliyoruz kayıp değil gözümüzün önünde Heathrow’da indirildi bavullar ama formalite gereği kayıp bildirimi yapacağız. Bu da uzun süren başka bir eziyet. Ortalıkta, uçak şirketinden bir tane temsilci yok. Olsa en azından içimizi dökeceğiz! Nasıl dökeceğimizi anlamışsınızdır.
Bir saatte kuyrukta bekleyip “memur” arkadaşların form doldurmasını bekledikten sonra anladık ki bavullar mutlaka bir gün gelecek ama ne gün kimse bilmiyor. Geldiğinde haber verilecek ve havaalanına gidip alacağız. Malum uçak şirketinin talimatı varmış; eve ya da otele götürüp teslim etmiyorlarmış! Üç gün sonra bavullara kavuştuk ama bizim beş günlük Paskalya tatili, Kıbrıs işkencesine döndü. Üzerine tuz biber bir de tatile gittiğinizin ilk gününü don gömlek alışverişi yaparak geçirmek var. Bakın artık adını da koyduk: Kıbrıs işkencesinden uzak durun.
Bizim de katıldığımız son Kıbrıs işkencesi seansından sonra Londra’da epey dava açılacak gibi görünüyor. Sonradan araştırırken bunları, gazetelerde gördüm. Çok borçları varmış, batıyorlarmış. Pek şaşırdım! Neden ola ki?

En Çok Okunan Haberler