Kılıçdaroğlu'ndan gündeme ilişkin değerlendirmeler: Gemi kayalıklara gidiyor

YAŞAR AYDIN - @yasaraydinnn
yasaraydin@birgun.net

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gazete ve televizyonların Ankara temsilcileri ile bir araya geldiği yemekte ekonomik krizden, parti içi muhalefete ve yerel seçimlere kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulundu.

Kılıçdaroğlu, partisinin olağanüstü kurultay tartışmalarından bir an önce çıkılması gerektiğini söylerken, ekonomik krize karşı hazırlık yapılması gerektiğini söyledi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday ismi vermeden tarifle yetindi.

Önseçim olacak

Yerel yönetim için bugünden belirlediğimiz bazı yerler var. Bunlar belediye başkan adayımızın olmadığı yerler. Örgüte diyoruz ki “Kazanma potansiyeli olan, halkta karşılığı olan kişileri belirleyin”.

Birden fazla adayın olduğu yerler var. O zaman örgüte söylüyoruz, anket yapacağız, eğilim yoklaması gerekirse yaparız. Sonuçta kazanma potansiyeli olan adaylar belirleyeceğiz. Parti dışında eğilim anketleriyle yapacağız. Parti içinden de parti dışından da olur. Özel bir tanımlamamız yok.

Örgüte sandığı koyacağız, kimi görmek istiyorsanız diye. Önseçimle de yapılabilir. Vatandaş kimi istiyorsa gelip tercihlerini ortaya koysunlar yaklaşımını geçmişte de ortaya koyduk. Bazen yere göre, belediyeye, örgüte göre pozisyon almamız gerekiyor.

Merkezde değil yerelde ittifak

İttifak konuşmak için erken. Yerel seçimlerin farklı var. Merkezde olmaktan çok, taşrada birlikte olmak çok daha önemli. Yerel seçimlerin kendine özgü bir dinamiği var. İttifak arayışının genel merkezleri üzerinden oluşmasının zor olduğunu düşünüyorum. Daha zamanımız var. Yerel seçimlerin erkene alınması konuşuluyor ama o konuda CHP olarak tavrımızın “zamanında yapılması” olduğunu da belirteyim.

Krizin nedeni ABD değil

Krizden çok önce farklı çevrelerden dövizin yükseleceğine dair açıklamalar geldi. Rahip meselesi krizi önceledi o kadar, yoksa rahibe bağlı bir olay değil. Çok daha köklü bir olay. Krizin geleceğini Erdoğan da çok iyi biliyordu, seçimleri niye erkene aldı? Kriz yüzünden. Hükümet, Papaz krizini öne çıkararak beceriksizliğini, basiretsizliğini bir anlamda örtmek istiyor. Papaz mı yoksa Trump mı size “Bu kadar borçlanın” dedi.

Krizden kim kazandı?

Erdoğan bir milli kurtuluş savaşından söz ediyor. Savaş halindeysek dolarda bu kadar oynama oluyorsa bu sıradan bir şey değil. Biz krize karşı kısa, orta, uzun vadede yapılacaklarla ilgili 13 maddelik yol haritası açıkladık. Bu açıklamadan Erdoğan müthiş bir rahatsızlık duydu. Ben de şunu söylüyorum, “Dolar düşükken alanlar, dolar 7 lira olduğu zaman bozduranlar kim?” Bütün bunlar Merkez Bankası’nda, Türkiye Bankalar Birliği’nde ve BDDK’de var. Bunu hükümetin açıklamasını istiyorum. Kazananlar belli. Dövizle ihale alanlar, kamu özel işbirliği projeleri var. Bu projelerin yatırım tutarı, 49 milyar 318 milyon dolar. Bunların sözleşme değeri ise 120 milyar dolar. Bunlar kazandılar. Kim kaybetti; işçi, memur, emekli, çiftçi, sanayici kaybetti. Üreten kesimlerin tamamı kaybetti. Fabrikasıyla emeğiyle toprağıyla üreten kesimlerin tamamı kaybetti.

Erdoğan’a çağrı yapıyorum

Türkiye çok derin bir kriz içindedir. Bunu çözmek için herkes elinden geleni yapmalıdır. Krizi çözecek iki organ vardır, yasama organı, yürütme organı. Erdoğan, tasarruf mu yapar, genelge mi çıkarır, Merkez Bankası ile müdahale mi eder, o, onun işi. Türkiye’nin normalleşmesi, demokrasinin güçlenmesi, Sayıştay’a uluslararası standartların getirilmesi, vergilerin düzenlenmesi gibi önlemler yasa konusudur. Bu anlamda çıkarılacak her yasaya destek veririz. Yargı bağımsızlığı getirecekler, destek vereceğiz. Hukukun üstünlüğü ve hukuk güvenliği ile ilgili bütün düzenlemelere biz her türlü desteği veririz. Ben açıkça yürütme organının aldığı hiçbir karara destek vermedim şu ana kadar. Yasama organına bu anlamıyla yasa gelirse her türlü desteği veririm.

Sıkışınca AB’ye göz kırpıyor

Bu hükümet kadar basiretsiz bir hükümet yoktur. Herkesin gördüğü, geleceğini tahmin ettikleri bir olayı herkesin gözünün önünde halının altına süpürdüler. Vurgunlar yapılıncaya kadar seslerini çıkarmadılar. Şimdi sağa sola çağrılar yapıyorlar. AB’ye de göz kırpıyorlar. AB ile ilişkilerin daha sağlıklı bir zemine oturmasını isteriz. Ama sadece “Aramız iyi olsun” demekle olmuyor. Birliğin kabul ettiği standartların Türkiye’de de uygulanması lazım. Yargının bağımsızlığı, terörle mücadele, seçimlerin bağımsız yapılması vb. Bunlar belli. Erdoğan sıkıştı, kendisine dost arıyor.

Yoksula fatura çıkmamalı

Faik Öztrak’ın başkanlığında bir ekonomik kriz heyeti oluşturduk. İlk kez TÜSİAD ile TOBB bir açıklama yaptılar. Sendikaların ağızları bantlı. Faturalar onların üyelerine çıkacak ama kurbanlık koyun gibi bekliyor. Bu işin sorumlusu, esnaf, emekli, çiftçi değildir. Bu işin sorumlusu, bu ülkeyi yönetenlerdir ve kendi yandaşlarına kaynak aktaranlardır.

Kriz sokaktaki vatandaşa henüz yansımadı, yumurtaya, ekmeğe... Siz biliyor musunuz, artık un satılmıyor. Üretici zarar ediyor. En yakıcı alan ilaç olacak. Eczaneler bazı ilaçları tutmaya başladı.

Ama kimse konuşamıyor. Korkunun egemen olduğu bir ortamda yaşıyoruz. Harekete geçenler, emniyet ve savcılık. Şunları, şunları yapacağız. E yapın bakalım…

Ülkede bir kriz var. Nerede görüşülür bu, Ekonomik Sosyal Konsey’de. İşçisi var orada, ziraat odası var. Siyaset kurumu bunu dinleyecek, yerine getirecek. En son toplanma tarihi 5 Şubat 2009.

Bir Allah’ın kulu çıkıp ne sendikalardan ne de odalardan kimse “Sayın Cumhurbaşkanı toplayın, bir derdimizi dinleyin” diyemiyor. Evet, bugün Türkiye’de bir dikta yönetimi var. Başımızda da bir diktatör var. Bir diktatörün olduğu yerde sendikacı konuşamaz. Ne desin şimdi adam?

Yaşanan Erdoğan-Trump inatlaşmasıdır

Türkiye’de başta yargı olmak üzere her şey iktidarın istediği biçimde kullanılıyor. Papaz meselesinde “Bağımsız yargı” diyorlar. Olay bir papaz olayı değil ki. Merkel istedi Deniz Yücel’i pat diye verdiler. Bir gecede iddianame hazırlandı. Mahkeme tutukluluğuna itirazı reddederken başka bir mahkemede tahliye kararı verildi. Deniz Yücel uçağa bindi, gitti. Siz bana hukukun üstünlüğünden söz edeceksiniz. Erdoğan’la Trump arasında bir inatlaşma var. O inatlaşmanın faturasını da Türkiye ödüyor.

Aynı gemide değiliz

Erdoğan, tıkanmışlığı aşmanın yolunu, olayı milli bir dava haline getirmekte buldu. Beceriksizlik, basiretsizlik hepsi var zaten. Türkiye yönetilmiyor, Karar alınamıyor, hangi bakan ne karar alabilir? Bürokrasi darmadağın. Tam bir kaos yaşıyoruz aslında.

Ortada yaşanan bir siyasal krizdir. Siyasal krizin, ekonomiye, eğitime, sendikalara, işçi haklarına yansımasıdır. Dolar dikkat çektiği için onun üzerinden tanımlama yapılmaya çalışılıyor.

Hepimiz aynı gemideyiz doğru. İyi de geminin kaptanı, makinisti, çarkçıbaşı, kamarotu aynı insan. Gemi kayalıklara doğru gidiyor.

***

Kurultay çağrısını dikkatle izledim

Bayramdansonra toplanacak Parti Meclisi toplantısında seçim sonuçlarını kapsamlı bir şekilde değerlendireceğiz. Hem teknik hem de siyasal değerlendirme yapılacak. Bütün seçimlerin oy kaymalarını, partilerin aldığı oyları, ittifakların lehte, aleyhte sonuçlarına kadar inen bir analiz olacak.

Kurultay toplanma taleplerini büyük bir dikkatle izledim. Olabildiğince hiçbir yorum yapmadım. Tüzüğe göre yeterli imza toplanırsa kurultayı toplayabileceğimi de söyledim. Farklı rakamlar ifade edildi ama bence o tartışma bitti.

Tüzük kurultayı tartışmalarının var olduğunu da biliyorum. Delegelerin iradesine ipotek koymak istemem ama yerel seçime giderken partide tüzük kurultayı toplanması için bir imza eğilimi başlatılmasını doğru bulmam.

Türkiye önemli bir kavşaktan geçerken partinin içe kapandığı eleştirileri var. Bana göre haklılık payı da var. Yukarıda bahsettiğim analiz ortaya konulduktan sonra bir veriye dayalı süreç içinde eylem gerçekleşseydi bana göre daha mantıklı olurdu. O analizi bir oldu bittiye getirmek doğru değil. Keşke arkadaşlar bu çalışmayı görüp, izleyip daha sonra yol haritası belirlemeye çalışsaydı ve kurultay talebi gelecekse dahi ondan sonra gelseydi daha tutarlı olurdu.

***

Enis Berberoğlu özgür olmalı

Özellikle her gazeteci arkadaşım yazarsa çok mutlu olurum. Yarın öbür gün Yargıtay 17. Ceza Dairesi karar verebilir. Hep demokrasiden insan haklarından, milletvekili dokunulmazlığından söz ediyoruz. Enis Berberoğlu ve Eren Erdem’in içeride olmaları bir demokrasi ayıbı. Olay bir demokrasi olayıdır. Seçim sonrası dokunulmazlık hakkı kazanan bir milletvekilinin dokunulmazlığını tanımama olayıdır. Yasama organının çıkardığı yasayı, aldığı kararı tanımama olayıdır. Umuyoruz tabii Yargıtay 17. Dairesi, hukukun üstünlüğüne uyar ve bu düzenlemeyi yapar. Yargıtay tarafından taçlandırılması yargının bağımsızlığı açısından önemli olur. Yargı kendi itibarını korumak zorundadır. Çıkmazsa Anayasa Mahkemesi’ne gidilecek. Biz hukukun üstünlüğünden umudumuzu kesmiş değiliz.

***

İstanbul’u alacağız

Önümüzdeki seçimden sonra yerel seçimler strateji belgesini hazırlamak için bir çalışma yapılacak. Orada yerel yönetimlerde nasıl bir strateji izleyeceğimizi paylaşacağız. İstanbul’u kesin alacağız. İstanbul’u arkasında bir başarı hikayesi olan birisiyle almamız mümkün. Bu çerçevede örgütle de beraber yapacağımız kamuoyu yoklamaları, diğer çalışmalar, örgütün bu konudaki eğilimi, İstanbul milletvekillerinin değerlendirmelerini alacağız ve bir aday belirleyeceğiz.

Ankara için de birden fazla aday var şu anda. Bakılacak onlar için kamuoyu yoklaması yapacağız. İstanbul, Ankara Balıkesir, Antalya, Mersin. Adana, Uşak’ı alacağız.

***

İstanbul’da aday Muharrem İnce mi?

Muharrem Bey’in geleceğine yönelik kararı ben tek başıma alamam. Muharrem Bey’in beklentisi nedir, önce onu öğrenmem lazım. Beklentisini öğrenir, oturup karar veririz. Şu aşamada “Şunu yaparız” dersem iradesine ipotek koymuş oluruz. Muharrem Bey İstanbul’u ister mi, istemez mi bilmiyorum. İsmi kamuoyu tarafından bilinen, başarı öyküsü olan bir ismin aday olması için çaba harcıyoruz.

En Çok Okunan Haberler