Kim kimi tutukluyor?

Avrupa Konseyi’nin son hapishane ve tutukluluk raporu elime geçti. Elime geçti derken yanlış anlamayın gizli saklı bir şey değil kamuya açık bir rapor ve her yıl güncelleniyor. Bu rapordan çıkarılacak ilk pratik uyarı şu: Rusya’ya giderken dikkatli olun! Uçanı kaçanı hapse tıkıyorlar. Avrupa ortalamasının yaklaşık altı katı: neredeyse her 100 kişiden biri tutuklu. Bu kriz ortamında belki de cezaevleri daha güvenli diye Ruslar böyle bir strateji geliştirmiş midir bilemem ama kodesin kapısı sonuna kadar açık bilesiniz.
Tamam genel klasman liderliğini Ruslara kaptırdık ama pek çok alt kategoride adaletli ve kalkınan Türkiye başa güreşiyor.
Türkiye terör suçundan tutuklamalar açısından İspanya’nın ardından ikinci geliyor. Herhalde benzer bir takım durumları var. İlgilenenlere duyurulur. Hakkında mahkumiyet kararı verilmemiş tutuklu oranında ‘gururla’ Avrupa birincisiyiz. Kabaca tutuklu her iki kişiden bir haybeye içerde. Türkiye çocuk tutuklular sıralamasında da İskoçya ve Kıbrıs’ın ardından tüm Avrupa’ya fark atmış durumda. Ne kadar utansak azdır.
Ancak Türkiye’nin en azından iki konuda Avrupa’nın iyileri arasında olduğunu söyleyebiliriz: Kadın tutuklu oranı toplamın sadece yüzde 3.6sı. İkincisi ise göçmen ya da yabancı kökenli tutukluların oranı ülkedeki göçmenlerin oranıyla üç aşağı beş yukarı aynı: yüzde1.4. Bu, Türkiye’yi Polonya ve Romanya’nın arkasından göçmenlere yönelik muamele de en iyi üçüncü ülke yapıyor.
Göçmenlerin nüfusun yüzde 10’u dolayında kaldığı pek çok ülkede tutukluların yüzde 30 ve daha fazlası yabancı kökenli. Bu ne yaman çelişki anne? Almanya, İsviçre, Hollanda, Fransa gibi Türkiyeli göçmenlerin yoğun olduğu ülkelerde bizimkilerin cezaevlerinde iktidar olma ihtimali oldukça yüksek olmalı! Yine de Monako (%83), Lüksemburg (%73) ve Kıbrıs (%53) gibi minik ülkelerin dışında İsviçre (%69) ve Avusturya’nın (%44) başı çektiği bu göçmen tutuklama yarışında Türkiye’nin olmamasına çok sevindim.
Ancak özellikle göçmenler ve yabancı kökenliler açısından genel tablo oldukça rahatsız edici. Rahatsız edici diyorum çünkü bu istatistikler büyük oranda yanıltıcı. Tarihsel verilere baktığınızda suç istatistiklerinde göçmenlerin oranının genel olarak yerlilerin oranından çok daha düşük olduğunu görüyorsunuz. Yani bana göçmenler suç işliyor dedirtemezsiniz.
Yine geçmiş dönemlere bakıldığında 1990’larla birlikte göçmen tutukluların oranının bir anda yüzde 40’lara çıktığı görülüyor. Ne oldu ki? Dünyanın çeteleri, hırsızları, tecvüzcüleri rahatlarını bozup Avrupa’ya mı akın etti? Tabii ki hayır.
Bu sıçramanın nedeni suç tanımında. 1990’larla birlikte Avrupa ülkelerine göç etmek zorlaştı. Göçmen işçi olmak, aile birleştirmek, evlenmek, öğrenci olmak ve hatta turist olmak zorlaştı. Hal böyle olunca göç etmek suç haline geliverdi. Sağolsunlar konuyu derinlemesine inceleyenler içimize su serpiyor.
Baldwin-Edwards mitler ve gerçekler başlığıyla konuya açıklık getiriyor. Örnek Yunanistan: Avrupa’nın son 15-20 yıldaki göçmen tutuklama şampiyonlarından. Suç istatistiklerinde görülen Yunanistan’da göçmen suçlu oranı yüzde 40’larda. Ancak hırsızlık, cinayet, yaralama ve tecavüz gibi suçlarda göçmenler yerli nüfusa göre çok daha az vukuatlı. Göçmenlerin asıl vukuatları evrakta sahtecilik yapmak ve dilencilik! Ülkeye kaçak girmiş insanlar elbetteki çoğu sahte pasaportla girmiş ve elbetteki muhtaç etmişsiniz ki dilenmeyebaşlamış! Suçu başka yerde aramak lazım.
Aynı araştırma göçmenlerin adliye ve poliste yerlilere göre ciddi biçimde kötü muamele gördüklerini de gösteriyor. Bunun Yunanistan’a özgü bir istisna olmadığını biliyoruz. Avrupa genelinde polis ve diğer güvenlik birimlerinde etnik azınlık ve göçmenlere karşı bir ön yargı olduğu biliniyor. Örneğin İngiltere’de poliste kurumsal ırkçılık olduğunu hükümet kendi raporuyla tespit etmişti. Bu da tutukluluk oranlarını göçmenler aleyhine artırıyor.
Kıssadan hisse: Siz siz olun Rusya’da dikkatli olun ve Avrupa’da da mümkünse göçmen olmayın. Ama en önemlisi bu istatistiklere de hemen inanmayın.
İyi pazarlar ve bol şanslar.

En Çok Okunan Haberler
  • Biraz da dilden konuşalım... Bıkkınlık veren “siyasal gündem”den başımızı kaldırıp “Dil
  • Atıf Yılmaz’ın Osman Şahin öyküsünden uyarladığı Adak’ın (1979) başında, köylü karakterlerden birinin röportaj sırasında
  • Türkiyeli öğretmenlerin bir ‘Öğretmenler Günü’ bile yoktu, ama  mangal gibi
  • Okullarda zorunlu ve seçmeli diye iki tür ders vardır. Zorunlusu, devlet tarafından belirlenmiş, öğrencinin