Kırmızı başlıklı küçük Ed

İşçi Partisi yeni liderini seçti. Çok mu önemli? Bilmiyoruz ve göreceğiz. Şimdilik partinin aile içi dramaları herşeyden daha önemli görünüyor. Aylar süren spekülasyonlar ve bahisler en nihayetinde büyük biraderin bavulunu erken toplayıp parti konferansını terketmesiyle sona erdi.

Aile dramaları iki kırmızı başlıklı biraderle sınırlı değildi. Eski bakanlardan Yvette Cooper da yine bir eski bakan olan kocası Ed Balls lehine adaylıktan çekilmişti. Zaten adayların ortak isimlerinden dolayı başından beri herkes şakalaşıyordu: İşçi Partisi lideri olmak için ya adın Ed olmalı ya da soyadın Miliband.

Ed Miliband seçildikten sonra neredeyse bütün medya ‘Kızıl Ed’ başlıklarıyla çıktı. Zannedersiniz ki Marx’ın ruhu ayaklanmış da partinin başına geçmiş. Naçizane fikrimi sorarsanız parti konferansında dekor ve tarihten başka kızıla çalan hiç bir şey yoktu. Medyanın büyük oranda muhafazakarların elinde, kontrolünde ve yanında olduğunu düşünürsek işin rengi anlaşılabilir. Bu ‘kızıl Ed’ efsanesi herhalde kızılın hala tükenmemiş olan korkutuculuğuyla muhafazakarlara pay çıkartma çabası.

Bütün adaylar aynı şeyi tekrarladı durdu ve seçimden sonra da bu devam etti: İşçi Partisi yeni kuşak politikacılara teslim edilmiş! Tamam bu çocuk henüz 41 yaşında ve emekliliği çoktan geçmiş olan Alan Johnson’a kıyasla yeni kuşak. Ancak bu kuşak meselesi de öyle kronolojik bir hataymış gibi anlaşılmamalı.

Kırmızı başlıklı Ed İşçi Partisi hükümetlerinde bakanlık yaptı. Aslolarak bu yeni kuşak adayların hepsi bakanlık yaptı. Hepsi Irak’ı işgal eden İşçi Partisi hükümetinin içinde veya yöresindeydi ve kimse bunları savaşa hayır mitinglerinde görmedi. Savaşın üzerinden 8 yıl, yüzbinlerce ölü ve yaralı, 5 milyon yerinden edilmiş insan ve trilyonlarca dolar ve sterlin ve bir kaç yüz ölü asker geçti ve bu kızıl yeni kuşak arkadaşlar hala açıkça itiraf bile edemiyorlar. Duyabildiğimiz tek şey utangaç bir yarım özür: işgal kararı desteksizdi. Kitlesel imha silahları yokmuşmuş... ama sonuçta zor bir kararmış ve verilmesi gerekli olabilirmiş...

Hala arıyoruz değil mi nedir kızıl olan bu çorbada? Dediğim gibi dekor kızıla çalıyordu ve de tarih.

Kızıl kardeşler Ed ve David ile ilgili en solcu şey babalarının ünlü Marksist kuramcı (Adolf) Ralph Miliband olması. Belçikalı bir yahudi olan baba Miliband Hitler batıya doğru ilerlemeye başlayınca İngiltere’ye sığınmış. Muhakkak ki dönemsel değişimleri dikkate alarak daha ılıman bir sosyalist ideal kurmaya çabalamış Miliband ölene dek de İşçiPartisi’ni parti içi sağcı unsurlara karşı uyarmış. Hem kitaplarında hem de Sosyalist Register dergisinde bunun kanıtları bulunabilir. Özellikle de Marksizmin artık geçersiz ve manasız olduğunu ileri süren Crossland gibi revizyonist sosyal demokratlara pabuç bırakılmamasını vurgulayıp durmuş.

Geçen ay New Statesman dergisinde Jonathan Derbyshire yazmıştı. Bu nedenle Milibandların evinde Crossland ve benzerleri pek popüler değilmiş. Ancak kardeşlere İşçi Partisi’nin tarihsel kahramanları kimdir diye sorulduğunda büyük birader Crossland demiş! İki kardeş bugün parti içinde Crosslandism’in temsilcileri sayılıyorlar.

Baba Miliband Nazilerden kaçarak Londra’ya geldikten sonra, 16 yaşında ilk iş soluğu Highgate Mezarlığında almış. (Marksist olup da bunu yapmayan herhalde az insan vardır :) Bugün Marks’ın mezarında kahverengi tonları hakim granit devasa bir mezar taşı var ve üzerinde “Dünyanın bütün işçileri birleşin” yazıyor. Delikanlı Adolf 1940’ta ziyaret ettiğinde ne vardı ve ne yazıyordu bilmiyorum.

Ancak baba Miliband o gün mezarın önünde uzun süre durup kendi kendine yemin etmiş ve bir devrimci sosyalist olarak daima işçi sınıfı davasına sadık kalacağına söz vermiş. İki kardeşten hiçbirisi bu profile uymuyor.

Küçük birader kızıl Ed’in seçildikten sonra yaptığı ilk liderlik konuşmasında söyledikleri çok netti: “Daha fazla sorumsuz grev görmek istemiyorum!” Eh büyük lider bunu diyorsa bize ... düşer.

İronik olan Ed’in kızıl damgası yemesinin nedeni liderlik seçimini sendikaların oylarıyla kazanmış olması. İşçi Partisi tarihsel olarak sendikalarca kurulmuş ve hala konferanslarda sendika üyelerinin oyları üçte bir ağırlıkla değerlendiriliyor. Gerçi Unite sendikasının lideri, Ed’in konuşmasından sonra bir gazetecinin “artık grev yapmıyorsunuz yani?” sorusuna bir gözünü kırparak “sorumsuz grev yapmıyoruz” diyerek yanıtlamış.

Kimbilir belki partide hala babaları kadar tutkulu kızıllar vardır.

En Çok Okunan Haberler