Kışa girerken; enerji yoksulluğu ve asgari ücret tartışmaları…

Ülkenin pek çok yerinde kış kendini artık iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Kimi yerde kar kalınlıkları 30 santimetrelere vardı, kimi yerde ise yağan kar kalkmadı ve buzlanmaya dönüştü. Şairin dediği gibi bu havalar bizi mahvetmeye başladı. Özellikle yoksul kesim için kâbus başlamış oldu.

Çağdaş, insana yaraşır ısınma için harcanan hane halkı giderleri, bu aylarda gelirlerin nerdeyse yarısını buluyor. Bu durum sadece bize özgü de değil. Dünyada gelişmekte olan ülkelerin tamamında bir sorun. Daha da ötesi, gelişmiş tabir ettiğimiz ülkeler de uzun bir süredir aynı dertten mustarip. Örneğin İngiltere. İngiltere’de yakıt yoksulluğu kavramı yıllar içinde öne çıkmakta. Düşük gelirliler ve özellikle emekliler yakıt yoksulluğu çekmekte ve bu nedenle ölümler hızla artmakta. Hükümet, sübvansiyonları daha çok verimlilik üzerine kurgulamış durumda. Başta gelirleri yukarı çekmek olmak üzere, enerji fiyatlarının aşağı çekilmesi ve bu konuda doğrudan sübvansiyon ise tartışılmıyor bile. Kentlerde ısı izolasyonu ve verimlilik için çalışmalar yapılırken, kırsal kesim ise tamamen unutulmuş durumda.

Geçen hafta, Ulusal Enerji Eylemi ve Kırsal İngiltere'yi Koruma Kampanyası tarafından yapılan araştırmalar açıklandı ve kırsal alanların evlerin enerji verimliliğinde kentsel alanların beş yıl gerisinde olduğu ve bunun sonucunda yakıt için yaklaşık olarak yüzde 55 daha fazla harcama yapıldığı tespit edildi. Enerji-verimlilik planları enerji şirketlerince popüler değil. Eski Başbakan David Cameron 2013'te "yeşil saçmalıklardan" kurtulacağını söylemişti ve 2015 yılına gelindiğinde hükümet, enerji verimliliğini artırmak için ev sahiplerine kredi sağlayan yeşil anlaşma planını çökertti. İngiltere, AB'ye 2030'dan önce enerji verimliliğini yüzde 30 oranında artırmayı vadettiği enerji verimliliği hedeflerini son referandumdan sonra sümen altı etti. Öyle sanıyorum ki milliyetçi yoksul İngilizler bu kararlarından bugün epey pişmandırlar.

İngiltere gibi burjuva demokrasisinin oturduğu ülkelerde sayıların pek çok önemi vardır. Verilerle hareket etme kültürü üst boyuttadır. Dolayısıyla emeklilerin yakıt yoksulluğu nedeniyle ölümleri kayıt altına alınabilmekte. Bizde ise bu kültür yerleşmemiş olduğundan sayım yapılmaz, veriler tespit edilmez, kayıt tutulmaz. Özellikle bu durumdan en çok etkilenen emeklilerimiz-yaşlılarımız kış gelince bir odaya kapanır, sadece orayı ısıtırlar. Mutfağa su içmeye ya da tuvalete çıktıklarında zayıf bünyeleri etkilenir ve üşütürler, zatürreden ölüp giderler. Hâkim söylem; “Duydun mu falanca ölmüş? Aaa, neden? Zatürredenmiş.” Ne zatürresi, bal gibi enerji yoksulluğudur ölüm nedeni ama kayıtlara zatürre diye geçer, belki de hiç geçmez…

Zam üstüne zam
İpsos Araştırma’nın Kasım 2015’te Honeywel için yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de ısınma harcamaları toplam hane halkı gelirinin yüzde 16’sı imiş. Buna banyo, pişirme gibi diğer giderler de eklenirse yakıt giderleri toplamı yüzde 20’leri bulur. 2017’ye kadar gelen zamların gelir artışının çok çok üstünde. Dolayısıyla, bu harcamanın bugün için yüzde 20’lerinde üstünde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sadece 2017 Ocak ile 2017 Kasım fiyatlarını karşılaştıracak olursak; kömür yüzde 30 (geçen hafta, Katı Yakıt Satıcılar Derneği Başkanı Mehmet Tiryaki, kömüre yüzde 35 zam geldiğini beyan etti biliyorsunuz), tüpgaz yüzde 26,6, ( yaz sonunda otogaz ile tüpgaz vergi eşitlemesi yapıldığında Bakan tüpgaza zam yapılmayacak derken, o dönemdeki yazımda Bakan’ın doğru söylemediğini, tüpgaza zammın yakın olduğunu söylemiştim. Nitekim öyle de oldu. Yıl sonuna kadar 12 kg’lık tüpgaz 100TL’yi de epeyce aşar ) , doğalgaz yüzde 3,6 ( gizli zam çalıntı gaz hariç), su yüzde 40, benzin yüzde 8,5, motorin yüzde 9,7 arttı. Artmayan bir tek elektrik oldu gibi görünse de, o da gizli zamdan nasibini aldı.

TÜİK verilerinde enerji giderleri diye bir başlık yoktur. Özellikle bunu belirtmekten kaçınıyorlar. Mutlaka ayrı bir başlık olarak yer almalı ve ulaşım giderleri de bunun içine yerleştirilmelidir. Mevcut durumda enerji giderleri, konut-kira giderleri başlığı altında gizlenmektedir.

Olması gereken: Yüzde 25, bizde: Yüzde 48
Bugün için hane halkı geliri olan bir ailenin enerji giderleri ne kadardır?
Yakıt yüzde 20 (2015’te yüzde 20 olduğunu gördük, bugüne değin iki yılda yıllık yüzde 10 enflasyondan yola çıkarsak yüzde 24’ü buluruz, ancak biz yine yüzde 20 alalım.), su yüzde 3, elektrik yüzde 5 ve ulaşım yüzde 20 (TÜİK verisi) ile toplamda yüzde 48 bulunur. Yani 2 bin TL geliri olan aile için bu gelirin nerdeyse bin TL’si enerjiye gitmekte.

Asgari ücretli için ise 674 TL. Bu oranlar uluslararası oranlara göre çok yüksek. Zira dünya ölçeğinde bu oran maksimum yüzde 25 olmalı. Eğer bunun üzerinde ise hane halkı için enerji yoksulluğu söz konusudur.

Asgari ücret en az yüzde 40 artmalı
Bugünlerde yeni asgari ücret belirlenmesi tartışmaları gündemde. Muhalefet en az 2 bin TL olmalı diyor. Fıtratı gereği sermaye bunun imkânsız olduğunu söyleyecek. AKP’nin ise kimden yana tavır alacağı malum. Oysa asgari ücretlinin yüzde 48 olan enerji harcamalarının insani boyuta, yani yüzde 25’e çekilmesi için yüzde 23 artış gerekli. Resmi verilere göre 2017 enflasyonu tahminlerin üzerinde gerçekleşti ve 2018 tahmini enflasyonunun da (yüzde 7) bu durumda gerçekçi olmadığı ortada (döviz ve petrol, doğalgaz artışları bu seviyelerde iken). Sokaktaki enflasyon nereden baksanız geçen yılın telafisiyle yüzde 15-20’lerde. Bu durumda asgari ücret en az yüzde 40 artışla bin 965 TL olmalı. Hesap ortada. AKP’nin tavrı da ortada. Halkın tepkisi; eh o da ortada (!)

NOT: Son yazımda -bölgemdeki elektrik kesintisi nedeniyle –tekrar gözden geçirme olanağım olmamış ve pek çok cümle düşüklüğü ile yazım hatası vuku bulmuştur. Okurlarımdan özürlerimin kabulünü dilerim. Sağlıcakla kalın…

En Çok Okunan Haberler