Körü körüne...

İnsanların bıkkın ve ümitsiz halleri, beni canlı ve ümitli olmaya zorlar genellikle; ama bir süredir yapamıyorum bunu. Philippe Djian’ın romanlarındaki anlatıcılar gibi, umudun da umutsuzluğun da birer yanılsama olduğunu idrak etmişçesine…

Yayınları’nın neredeyse çoğu kitabını yayımladığı Philippe Djian’ın anlatıcılarının gerçeklikle kurdukları ilişki, gerçekliği olduğu gibi kabul edip yaratıcı bir biçimde müdahale etme şeklindedir genellikle. Bu yaratıcı müdahale, anlatıcıların hayattan ve başlarına geleceklerden korkmalarını engeller bir yandan.

Korkular, fanteziler ve arzuların iç içe geçmiş tezahürlerine bugün televizyon ve gazetelerde daha sık rastlıyor olmamız tesadüf olmasa gerek ve tüm bunlarla birlikte artan cinnet ve şiddet olaylarına…

Winnicott, “Oyun ve Gerçeklik”te, bir yetişkinin başkalarının inanma yeteneklerinden fazla güçlü bir talepte bulunup onları kendilerine ait olmayan bir yanılsamayı paylaşmaya zorladığında ortaya çıkan bir tür delilik alametinden bahseder. Hitler gibi siyasetçileri getiriyor akla bu sözü; kitlelerin arzularını okuyup uygun fanteziler geliştirmiyorlar mı genellikle ve bunu zorla dayatmıyorlar mı? Şimdi arzuları okuma işini, araştırma şirketleri ve anketler devralmış durumda, hedefini daha kolay buluyor üretilen fanteziler.

Fantezi denilen şey, sağdan sola pek çok siyaseti de etkisi altına alıp sabitleyen, sürekli tekrara zorlayan, gerçekliği değerlendirmeyi bozan güçlü bir şey. Bu açıdan, hayal kırıklıkları, Winnicott’ın da altını çizdiği gibi, geliştirici bir şey olabilir. Anne, artık bebeğin ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamadığında, yani tümgüçlülük yanılsamasını sürdüremediğinde, bebek bu yetersizliklerle baş etmek için çeşitli yollar geliştirir. Bu yollardan ilki, zaman sınırını kabul etmesi; yani, acıkmışsa sonsuza kadar aç kalmayacağını, annesi bir süre uzaklaştığında sonsuza kadar uzaklaşmadığını öğrenir. Ama bu sürelerin, açlığın ve ayrılığın çok uzamaması gerekir elbette. Yaşadığı hayal kırıklıkları, bebekte zihinsel faaliyetleri de başlatır, hatırlama, düşleme, fantezi kurma, zamanı bir bütün olarak algılama gibi. Bütün bu faaliyetler ve hayal kırıklığıyla baş etme, bebeğin yaratıcı enerjisini ortaya çıkararak gerçekliği boyun eğilecek ya da inkâr edilecek bir tehlike olmaktan çıkarır. Oyun oynama, gerçekliği sınama, uzlaşma ve değiştirme çabasıdır bir bakıma.

Philippe Djian’ın anlatıcı-karakterleri, tıpkı sağlıklı bebekler gibi, yaşadıkları hayal kırıklıklarıyla baş edebilecek yollar geliştirmekte, olumsuz olanı olumluya çevirmekte mahirdirler. Cazibeleri de bu oyuncu yeteneklerinde gizlidir. Edgar Keret’in öyküleri de böyle bir etki uyandırır, fantezilerden çok hayal kurmayı kışkırtarak en umutsuz durumlardan bile hayatı zenginleştiren anlamları keşfettirir.

Hayal kırıklıklarıyla dolu bu çağın en önemli tehlikesi, hayal kurmanın yerini git gide fantezilerin alması. Hayal kurmak, gerçekliği kabul edip yaratıcı müdahalenin önünü açarken, fanteziler gerçekliği inkâr edip kısa yoldan geçici tatminler peşindedir. Bu yüzden fanteziler, hayal kırıklıklarını derin bir umutsuzluğa dönüştürür, zihinsel faaliyetleri köreltir. Hitler gibilerin yarattığı o büyük yanılsamaların kitleler nezdindeki cazibesini, belki buralarda aramak gerek; tuhaf bir iyimserlik ve körükörüne bir kendini kaptırma hali…

Uygarlık, William James’e göre korkularımızı, Freud’a göre ise arzularımızı yatıştırıyordu. James, bir miktar ürkekliğin yaşamak ve dünyaya uyum sağlamak için zorunlu olduğunu, fazlasının ise zarar verici olduğunu belirterek, korkunun körükörüne davranış, iyimserlik ve felsefe yapmayı bir araya getirdiğini yazmıştı “Pragmatizm” kitabında. Körükörüne davranışta deneyimden çok, miras kalmış geçmiş korkularımız etkindir sanki; anlaşılamayan, daha doğrusu anlaşılması sürekli sabote edilen derin bir korku. Agorafobisi olan birisinin, korkusunu anlamak konusunda katı bir direnç göstermesi gibi. Hitler’in peşinden giden Alman halkı, gerçekte I. Dünya Savaşı’nın etkisi ve travmasıyla derin bir korkunun pençesine düşmüştü ve bu korkuyla da büyük bir yanılsamaya sığınarak gerçeklikten kopuk acı bir maceranın içinde bulmuştu kendisini.

Hayal kırıklıkları, hayal gücüme duyduğum ihtiyacı arttırıp zenginleştiriyor, umutsuzluğun da umut gibi bir yanılsama olduğunu öğreterek…

En Çok Okunan Haberler