Kraliçenin donanması bunalımda mı?

Geçen hafta, BBC’nin yaptırdığı dünya ne konuşuyor araştırmasından özetler aktarmıştım. Başkası ne konuşuyor merakı biraz dedikoducu biraz paranoyak bir merak. Ama dedikodu etkili iletişim yollarından biri. İnternet bize sınırsız imkanlar sunuyor başkalarının ne konuştuğuna dair. Bazen tesadüfen toslayıveriyorsunuz ilginç sohbetlere bazen de biraz google çabası sorunu halledebiliyor.
Bu internet meselesi çetrefil. Sosyal ağ siteleri, yüz defteri, benim alanım ve benzeri bir çok yere çoğumuz hayatımızın çeşitli açılardan fotoğraflarını çekip asıyoruz. Geçenlerde bir yerlerde okumuştum, adresini hatırlamıyorum ama bir yazar arkadaş polis devleti için bundan daha bulunmaz ve beleş bir kaynak düşünülemezdi diye yazmış. Herkesin arkadaşları, ilişkide olduğu kimseleri sevdiği sevmediği şeyler ve yaptığı yapmadığı, yediği içtiği her tür detaylı bilgi ortada duruyor. Ben durumun bu kadar karamsar olduğunu düşünmüyorum ama tehlikenin orada durduğu kesin.
Neyse, böyle bir tesadüf beni de Kraliyet donanmasının internet sitesinde asker adaylarının forumuna götürdü. Herhalde tüm ordularda olduğu gibi donanmada görevli askerlerin de kamuoyuna izinsiz herhangi bir açıklama yapması yasak ancak forum duvarına yazılan notlara bakılırsa belki de donanma bu pencereyi açık unutmuş diye düşündüm. Hemen her konuda askerlerin duygu ve düşünceleri üst üste yığılmış. Çoğu depresif, bazen kara mizah yapan olumsuz düşünceler. Afgan savaşına ilişkin sohbet özellikle ilginç.
Afganistan işgalinin ne kadar süreceğine dair bir netlik oluşmadı. Barak Hüseyin seçimden önce Irak ve Afganistan’dan çekilme bahsine girdi ama ne zaman bitecek bu iş bilen yok. Orada görevlendirilmiş Britanyalı askerler için durum pek bir vahim olsa gerek. Sonuçta bakkal dükkanı beklemiyorlar; hergün aralarından bir ikisinin öldürüldüğü bir yerde dönüş tarihini bilmeden beklemek psikolojik olarak zor olsa gerek.
Askerler arasında savaşın en az 15-30 yıl arasında süreceği beklentisi hakim. Daha yaygın bir kanı da “Taliban’ı yenme ihtimalinin olmadığı”. Komutanlarının söylediklerinden ordunun Afganistan’da başlattığı uzun vadeli inşaat faaliyetlerine kadar çeşitli kanıtlar bulmuş komandolar ve komando adayları. Savaşın bitmeyeceği, bitirilmek istenmediği tahmin edemeyeceğimiz bir şey değil. Ancak bu kadar genç insanın nerede nasıl toplanıp beyinlerinin nasıl yıkandığını merak ediyor insan. Sonuçta her biri Taliban’ı nasıl yok ederiz diye aşırı mesai yapabiliyor.
Sohbet hatlarında insansız uçak projelerinden afyon tarlalarının napalm bombalarıyla yok edilmesine kadar dahiyane fikirler saçılmış. Hatta bir tanesi ne kadar çok Afgan öldürürsek Taliban’a katılacak insan sayısı o kadar azalıra kadar vardırmış işi. Herhalde çok fazla ikinci dünya savaşı filmi izlemiş ve maalesef de yanlış mesaj almış izlediklerinden. Bu tür Nazi projelerinin Britanya Donanma websitesi forumlarında dolaşmasına izin verilmesi ayrı bir problem tabii ki.
Ordularla ilgili çok pozitif şeyler düşünmenin çok mümkün olmadığı kesin. Orduların komutanları için de aynı şey geçerli. Guardian gazetesi yazarı George Monbiot, Pazartesi günkü yazısına “Savaş suçlusu Tony Blair” başlığını atmıştı. Tony Blair yakın zaman önce verdiği bir ropörtajda Irak’ta kitlesel imha silahları olmasa da Irak’ı işgal ederdik manasında bir açıklama yaptı. Blair hükümeti üyeleri, hali hazırda yürütülen Irak savaşı meclis soruşturmasında teker teker ifade veriyor. Gerçi Monbiot’un dediği gibi resmi soruşturma, biraz suçlunun kendisini yargılayacak hakimi ve kanunları kendi belirlemesi gibi bir çerçevede yürüyor. Ama yine de savaş suçu iddiası Tony’nin peşini bırakmayacak gibi. Sonuçta gözden ırak gönülden ırak olurmuş. Kabinede Tony’nin yüzünü unutmaya başlamış çok insan var. Seçimler yaklaşırken can havliyle ağızlarından birşeyler kaçırabilirler. Blair genç, dolayısıyla bizim Kenan Paşa gibi yaşlılık hastalık falan hikayesiyle de yırtması zor. Umarım da yırtamaz. Tony’e Atlantik’in öte yakasından hücre arkadaşları da katılırsa tadından yenmez.
İyi pazarlar ve bol şanslar.

En Çok Okunan Haberler
  • “Negri,Agnoli ve Anti-Parlamentarizm” başlıklı yazımda (BirGün, 13 Eylül 2011) çok kısa da olsa Agnoli’nin devlet ve
  • Habertürk kanalının Genel Yayın Yönetmeni, TV programcısı ve Habertürk gazetesi köşe yazarı Yiğit Bulut’un kovulmasıyla...
  • Faşist Almanya’da rektörlere “Üniversite Führer’i’ yetkisi ve unvanı verilmişti...
  • Biraz da dilden konuşalım... Bıkkınlık veren “siyasal gündem”den başımızı kaldırıp “Dil