Küçük bulutlar

Bayramda çocukluğumun geçtiği yerdeydim. Çocukluğuma dair her şeyin hem uzak, hem çok yakın olmasının verdiği his... Çocukluğumu hatırlamamın bayramla da bir ilgisi olduğu kesin. Çocukken çeteydik, şeker çetesi… Hangi evden şeker ya da harçlık alacağımızı bilir, ona göre plan yapar, sokakları bölüşürdük. Şimdi öyle ev ev dolaşan çocuklar yok. Büyüdü, kentleşti çünkü buraları. Yüksek apartmanlar çoğaldıkça insanlar yalnızlaştı.

Sokaklarda dolaşırken, yükselen apartmanların ve yalnızlaşmanın, dünyayı güçten düşüren atalete neden olduğunu düşündüm. Çocukken ne kadar kolaydı bir şeyleri değiştirmek, akışın içindeyken.

Bu aralar aklıma Bataille’ın ‘metafizik ayaklanma’sı geliyor, ‘tarihsel ayaklanma’ fikrine karşı geliştirdiği. Gençliğimde Besnier’in ‘İmkânsızın Politikası’ kitabını sürekli yanımda taşırdım, ‘Gençler İçin Hayat Bilgisi’ kitabı gibi. Belki de çocukluktaki o akışa uygun fikirler bulduğum için bu kitaplar benim için değerliydi. Yeni fikirler, çocukken bayramda topladığım şekerlerin verdiği hisse benziyordu. Şekerler kalıcı olmaz, uzun süre onları saklayamazsın, en doğru anda o rengârenk ambalajlarından çıkarıp yemen gerekir. Fikir dediğin şey, öncelikle zevk ve enerji vermeli, seni ataletten kurtaracak, olaylara başka türlü bakmanı sağlayarak harekete geçirecek bir tür tılsım etkisi… Eğer öyle bir etkisi olmayacaksa, okumanın ve yazmanın anlamı ne?

Besnier, Bataille için şöyle yazmıştı: “Ona göre, bireyleri ve toplumları harekete geçiren güçler, anlamın ötesinde varlıklarını sürdürürler. Bu nedenle, ‘duyumsamaların şiddeti’ni artıran, vücudu gerginleştiren ve iradeyi tahrik eden her şey, onur kırıcı politikaların hâkim kıldıkları düzeni yıkmaya yönelik yararlı erdeme sahiptir.”

“Her şey” diye yazmış Besnier, duyumsamaların şiddetini arttıran her şey…

Hava sıcak, çok sıcak… Denizin üzerinde küçük bir bulut gözüme çarpıyor, tek başına kalmış koca gökyüzünde. Bir akışın içinde belli bir yöne doğru gidiyor. İnatçı bir bulut olmasa dağılır yok olurdu. İşte bu çocukça bir düşünce. Kendimi bulutla özdeşleştirmenin keyfi. Sonra ileriden daha büyük bir bulut yaklaşıyor ve birbirlerine karışmadan kavuşuyorlar. Artık onları dağıtacak daha güçlü bir rüzgâr lazım. Gazetede ‘Adalet Yürüyüşü’ ile ilgili haberlere takılıyor gözüm, tıpkı o küçük bulut gibi, daha büyük bulutlara doğru yol alıyor, dağılmadan, kararlılıkla.

Dağılmamak ve kararlılık, Bataille için varoluşu trajediyle birleştirmekle, lanetlenen bütün taraflara sahip çıkarak bütünsel bir insanlığın derdine düşmekle, insanlığın yüceliklerine olduğu kadar güçsüzlüklerine de maruz kalmayı göze almakla ilgilidir.

Nuriye ve Semih de birer bulutlar; kararlı duruşları, ödedikleri bedel, Bataille’ın ‘metafizik ayaklanma’ fikriyle açıklanabilir belki. Uç bir durumda deniyorlar kendilerini ve yaşama değerlerini sorgulatıyorlar. Sadece kendileri için bir devlet ve ülke isteyenlerin, adalet ve hukuk anlayışlarındaki yıkıcı şiddet, dağılmış bütün küçük bulutları birleştiriyor yavaş yavaş. Sessizliğin yanıltıcılığını bilmeyenler, Claude Lefort’un dediği gibi, devrimci olgudan habersizdirler.

Gökyüzünde toplanan küçük bulutlarla birlikte rüzgâr da şiddetini artırıyor. Çocukluğumu hatırlıyorum, sahil kasabasında. İmkânsız diye bir şey yoktu çocukken. İnsanı çaresiz hissettiren bozulmaz bir nedensellik zincirinden haberdar değildir çocuklar. Zincirler kopabilir, bulutlar dağılıp yeniden birleşebilir. Yeter ki oyun oynama hazzıyla, şeker toplar gibi fikirler toplayabilelim ve torbalarımızdakini bir kuytulukta paylaşabilelim. Bayramları bayram yapan, kutsallığı değil neşesidir, birlikte olmanın verdiği umuttur, geniş sofraların paylaşılan hürlüğü…

En Çok Okunan Haberler