Londra’ya yaz geldi

İskoç Gordon gidiyor, Dave geliyor, liberaller tırmanışta derken Londra’ya yaz geldi. Yaz tam olarak Cuma günü geldi. Hava sıcaklığı 25 dereceye çıktı. Tahminlere göre önümüzdeki hafta daha da ısınacakmış hava. Bir kaç yıldır sürekli kış ve sonbahar modundaydık o yüzden bu yıl 1996’dan beri en sıcak yaz olacak haberini duyunca mutlu olduk.
Gerçi aşırı kar yağınca –yanlış anlamayın iki parmak kar yağınca- hayat felç olmuştu geçen kış. Şimdi ısı 30 derece olunca da aynen hayat durabilir Londra’da. Bu yıl Tory-LibDem koalisyonunun kemer sıkma politikaları daha da ısıtabilir başkenti. Türkiye’deki benzerleri ile boy ölçüşemeyeği kesin ama sokaklar şenlenebilir. İşçi Partisi de muhalefeti radikalleştirirse, hava da güzel olursa geriye bir tek kafaların güzel olması kalıyor. Tarihsel olarak da bu memlekette ondan yeterince var.
Neyse biz havaya suya geri dönelim. Şimdi bir kaç hafta editörlerin affına sığınarak bu köşeden kaybolacağım için sizlerle güzel şeyler paylaşayım ki döndüğümüzde de o tatla buluşalım.
Cuma günü tatil öncesi son işgünüydü ve sevgilimin de Kraliyet Kadın Doğum Koleji üyeliğine kabul edilme töreni vardı. Dünyanın belki de en zor bir dizi sınavı ve bir ton deneyim sahibi olsanız bile üyeliğe kabul edilme şansınızın yüzde 20’den az olduğu bir durumdan bahsediyorum. Dünyanın dört bir yanından binlerce uzman doktor bu üyelik sınavlarına giriyor her yıl. Sevgilimi kocaman tebrik ediyorum – haliyle onu kayırmam da normal zaten.
Kolejin başkanı ve diğerlerinin konuşmaları özenle yeni üyelerin başarıları üzerine kurulmuş. Göz yaşartıcı bir mütevazilik ve bir o kadar etkileyici bir törenle üyelik belgeleri verildi ve fotoğraflar çektirildi. Zaten öyle kürsü ve mikrofonu bulmuşken üç gün konuşayım hevesinde kimse de yoktu. Her şeyi tadında bırakılmış.
Kraliyet Kadın Doğum Koleji’nin merkezi bizim kampüsün de hemen yanında. Ee ne alaka diyeceksiniz ama kampüs de Londra’nın en güzel parklarından Regent’s Park’ın içinde. Isı 25 derece olunca tabii vakti olan, vakit bulan ve vakit yaratabilen herkes yazlıklarını giyip çimlerin üzerine fırlamış. Biz de törenden çıkıp hem başarının hem de şampanyanın etkisiyle ağzımız kulaklarımızda Regent’s kalabalığına katıldık uçsuz bucaksız yeşilliklerde.
Regent’s Londra’nın merkezinde iki büyük istasyonun, Paddington ve Euston’ın arasında. Kuzeyinde meşhur Camden Town, batısında Küçük Venedik, güneyinde de Marylebone var. Parkın içinde ise birbirinden güzel özel bahçeler var. En ünlülerinden biri Kraliçe Mary’nin bahçesi tam ortada bizim kampüsün hemen karşısında yer alıyor.
Parkın kuzey ucunda Hayvanat Bahçesi var. Batı ucunda ise Londra Merkez Camii.
Su bisikletleri ile gezebildiğiniz ve suni adacıklarıyla orta yerde yer alan gölet, leyleğe benzeyen gri balıkçıl göçmen kuşların da barınağı. Burayı sevmiş olacaklar ki pek göç etmeyen bir türmüş bizimkiler.
Göletin kıyısından yürüdükçe parkın ortasına doğru şehirden, araba gürültüsünden her şeyden uzaklaşıyorsunuz. Hafif yükseliyorsunuz ve ağaçların üzerinden uzakta Londra’nın banker yuvaları görünüyor güneye doğru. Kuzeyde ise suni kayalıkları hayvanat bahçesinin.
Her millet din ve ırktan kriket oynayanlar, futbol oynayanlar, köpeklerini gezdirenler herkes buraya toplanmış ama hiç bir yerde de öyle cehennem gibi kalabalıklar yok. İki adım başında karşınıza çıkan muhteşem parklar bu sakinliğin temel nedeni tabii ki.
Hub kafede kahvelerimizi içip derin derin Londra’nın sakin, temiz ve güzel havasını içimize çektik. Güzel bir günün üzerine şimdi bir de kafaları çekme zamanı.
İyi pazarlar ve bol şanslar.

En Çok Okunan Haberler