Manchester United, roller değişirken…

Premier Lig’in futbolseverle tanıştığı 1992-1993 sezonunu şampiyon olarak kapatmıştı Kırmızı Şeytanlar. Bu, onların 1967 senesinden beri kazandığı ilk şampiyonluktu. Gerisi malumunuz, Alex Ferguson yılları, kazanılmış onca kupa, 1986-2013 arasında yaşanmış 13 şampiyonluk, 5 Federasyon, 4 Lig Kupası, iki Şampiyonlar Ligi… Boşuna ‘Sir’ unvanı vermemişler al yanaklı futbol adamına…

United’ın 1992-1993 sezonunun sonunda şampiyonluk kupasını kaldırdığı zamanlarda, bir alt ligi 6. sırada bitirmişti Leicester City. O sezon sonunda Wembley Stadı’nda oynanan play-off finalini 4-3 kaybederek Premier Lig’e yükselme fırsatını kaçırdı. Sonrası inişli çıkışlı sezonlar… 1957 senesinden 1969’a kadar ülke futbolunun en üst liginde mücadele etmiş, sonrası asansör takımları anlatan zamanlar, ta ki bu sezona kadar…

United’a gelince, 2013 senesinin Mayıs ayında Alex Ferguson sezon sonunda ayrılacağını, teknik direktörlük görevini kısıtlı bütçesine rağmen Everton’da iyi işler başarmış David Moyes’a bırakacağını açıklıyordu. Ama işler beklendiği gibi gitmedi, alınan kötü sonuçlardan sonra sezonu bitiremeden kovuldu İskoç teknik direktör. Yerini yardımcısı, takımın emektarı Ryan Giggs’e bıraktı ama ne fayda! O sezon Kırmızı Şeytanlar ligi 7. sırada bitiriyor, takım 1990 senesinden beri ilk kez Avrupa Kupalarına katılma şansını kazanamıyordu…

2014 senesinin Mayıs ayında kulüp Louis van Gaal ile üç senelik sözleşme imzaladı. Sezon sonunda ligi şampiyon Chelsea’nin 17 puan gerisinde 4. sırada bitirdiler. Yegane teselli Şampiyonlar Ligi olmuştu ama gruplardan çıkmayı bile başaramadan elenip gittiler. O sezonun ortalarında ligin dibine demir atmış Leicester City baharın gelmesine yakın uyandı ve yakaladığı müthiş çıkışla ligi 14. sırada tamamladı.

• • •

Ve kim bilebilirdi ki, ligin bitimine 5 maç kala zirvedeki Leicester City’nin geçmişte yanına bile yaklaşamadığı Ada futbolunun devine 16 puan fark atacağını. Roller değişmiş, birinin yükselişi diğerinin düşüşüne denk gelmişti. Baharın habercisi o nisan pazarında, Kuzey Londra’nın White Hart Lane Stadı’nda 35.761 taraftarın önünde sahaya çıktığında hedefi dördüncülüğü yakalayabilmekti Kırmızı Şeytanların. Oysa Ferguson yıllarında ikincilik bile başarısızlık sayılırdı! Ev sahibi Tottenham’a gelince, teknik direktörlük kariyerine 2009 senesinde Espanyol’da başlamış Mauricio Pochettino liderliğinde 1961 senesinden beri hasret kaldığı şampiyonluğu kovalıyor, aradaki puan farkını 10’a çıkarmış o küçük şehrin büyük takımını yakalamaya çalışıyordu…

4-2-3-1 düzeninde sahada yer alan United’ın iki genci Martial ve Rashford sezonun Van Gaal adına en olumlu adımıydı ama ilk yarıda rakip kalede tek tehlike bile yaratamadılar. Orta sahada Fellaini, Mata ve Carrick yaratıcılıktan uzak, hücumda Martial yalnızları oynuyordu. Tottenham’da sol bek Danny Rose’un her fırsatta hücuma katılması, Erik Lamela’nın kaçırdığı net fırsat ilk yarıdan akla kalanlar…

İkinci yarıya daha istekli başladı Tottenham, 2001 senesinden beri 14 maçtır evinde yenemediği rakibini devirmek için bundan iyi zaman olmazdı. Öyle de oldu zaten, 67. dakikada sakatlanan Fosu-Mensah oyundan çıkınca domino taşları gibi yıkıldı kırmızılı takımın savunması, altı dakikada üç gol gördüler kalelerinde, Alli, Alderweireld ve Lamela müthiş goller atıyor, United izliyordu! Yeri gelmişken, maçın en iyisi seçilen Delle Alli’ye de selam çakmadan geçmeyelim. 11 Nisan 1996’da Londra’nın banliyösü Milton Keynes’da dünyaya gelmiş yetenekli 20 numara. Milton Keys Dons’un miniklerinde başlayan kariyerinde, henüz 16 yaşında takımla ilk maçına çıkmış. 2015 senesinin Şubat ayında Tottenham Hotspurs’e 5 milyon Sterlin bedelle transfer olduğunda İngiltere Milli Takımını U17-den 20’ye her yaşında grubunda temsil etmiş ofansif orta saha oyuncusu. Çocukluk yıllarında koyu bir Liverpool taraftarı olduğunu, Steven Gerrard’ın o yıllarda kahramanı olduğunu anlatıyor söyleşilerinde…

Maçtan sonraki basın toplantısında, şimdi çok eskide kalmış zamanların okul müdürünü andıran Louis van Gaal takımının yediği gole kadar fena oynamadığını, ancak golden sonra dağıldığını söylüyordu. Bir gazetecinin, “İki sene önce Tottenham’ın teklifini kabul etmediğinize pişman mısınız?” sorusuna hiddetleniyor, United’ın, Tottenham’dan daha büyük kulüp olduğunu vurguluyordu…

• • •

Ve o maçtan üç gün sonra, bu kez Federasyon Kupası yarı final maçında evinde yenemediği West Ham karşısında 35.100 taraftarın doldurduğu o eski statta son kupa maçına çıkıyordu mutsuz Van Gaal’ın öğrencileri. İki takımın da pozisyon bulmakta zorlandığı, hafta sonunda Arsenal’i üç golle uğurlamış Andy Carroll’un Smalling’in yakın markajından kurtulmayı başaramadığı ilk yarı golsüz kapanıyordu. Upton Park Stadı’nın semalarında, ender görülen gökkuşağının parladığı ikinci yarının başında Marcus Rashford’un enfes golüyle öne geçiyordu United. 67’de Fellaini’nin ikinci golü turu getirdi derken West Ham uyanıyor ama Tomkins’in 70’da kaydettiği gol turu kurtarmaya yetmiyordu. Bu sonuçla 2011 senesinden beri Federasyon Kupasında ilk kez yarı finalde yer alacak o futbol şehrinin takımı. Maç sonu basın toplantısında Rashford’a övgülerini sıraladı Van Gaal. Yeri gelmişken, şubat ayında ilk kez ilk 11’de yer almış 39 numara, bu maça kadar forma giydiği 11 maçta 6 golü var. 18 yaşındaki bir golcü için yabana atılmayacak başlangıç. Premier Lig müdavimleri ilerleyen zamanlarda adını sıkça duyacaktır, yazın bir kenara…

En Çok Okunan Haberler