Medyasferde berbat bir gece

Senfonik bir uzunçalar seçmiştik, uzun sürsün diye. Plağı pikaba yerleştirip halıya uzandık. Çok geçmeden plak takılmaz mı? Aynı olan hep geri geliyor. Ha bitti, ha bitecek diye umutlanıyoruz ama hep yeniden başlıyor. Zaman geçmiyor sanki, tek bir anın içinde yaşıyoruz. Niyetimiz çok sesli müzik dinlemekti ama sürekli tekrar eden kasvetli ve giderek dayanılmaz hâle gelen tek sesi dinliyoruz.

Henüz dinlemeye başlamıştık. Kaostan düzene geçişin anlatıldığı giriş bölümünü dinliyorduk ki kreşendonun neşeli ve güçlü sesleri işitilmeye başladığı sırada pikabın iğnesi aralardaki karanlık, kasvetli seslere takılı kaldı. Yaşama isteğini çoğaltan sesler tam yükselirken lanet olası iğne kasvete takıldı. Kreşendo ile birlikte seslerin çokluğuna ulaşacaktık, hevesimiz kursağımızda kaldı. Şimdi boğucu seslerin yivinde dönüp duruyoruz. İşin tuhafı aklımıza yerimizden kalkıp iğneyi takıldığı yerden kurtarmak gelmiyor. Halıya uzanmış tavanı seyrediyoruz. Tavandan inecek birilerinin bu berbat sesten bizi kurtarmasını bekliyoruz. Kudretsiziz, çünkü kurtarıcılara inanıyoruz; tragedyalarda olanlara; tavandan indirilecek “deus ex machina”, yani makine-tanrıya; gelip bizi açmazdan kurtaracak olanlara. Makine-tanrı bizi kurtarabilir mi? Makine-tanrılar mekaniktir, mekanik tekrarlar üretirler sadece. Her makine-tanrının takıldığı bir yer vardır mutlaka, aynı olanın durmadan geri geldiği yer. Oysa biz çok sesli müziğin akmasını, seslerin çoğalmasını ve güçlenmesini istiyoruz.

Mekanik tekrar ritimden farklıdır. “Mekanik tekrar bir önceki anı yeniden üreterek iş görür. Ritim ise hem süreci başlatan ölçüyü muhafaza eder, hem de bu sürecin değişiklerle, yani ölçünün çeşitliliği ve çoğulluğuyla yeniden başlamasını. ‘Aynı’ özdeş bir şekilde tekrarlamaksızın, fakat aynıyı başkalığa, hatta başkalaşmaya, yani farklılığa tabi kılarak” (Lefebvre, Ritimanaliz, Sel). Makine-tanrılar hayatın farklılaşan, başkalaşan ritimlerini kesintiye uğratarak iş görürler. Toplumsal ve kozmik ritimler başka bir şeye doğru evrildiğinde, bizler başkalaşmaya yüz tuttuğumuzda tavandan indirilirler ve plak takılır. Çokluk kendi ritmini, çoklu ritmi yakalamıştır. Ve olayların akışı bir yerde düğümlendiğinde çokluk kendi ritmiyle düğümü çözecek ve yoluna devam edecektir ama izin verilmez. Tam bu sırada tavandan makine-tanrı indirilir. Ve sesler çeşitlenip çoğalmış, kreşendonun güçlü, neşeli sesleri yükselmiş iken plak kasvetli, boğucu bir havada takılı kalır ve makine-tanrının mekanik tekrarlarını işitiriz sadece. Ve tüm sesler bastırılmıştır; sadece tek bir ses vardır, diktatörün mekanik sesi.

Zaman, çıkınında sakladığı gizil kuvvetleri, yeni biçimleri durmadan açığa çıkaran bir süreçtir. Hep aynı an durmadan geri geliyorsa, klişe tekrar ediyorsa bir tuhaflık var. Demek ki birileri mekânın zaman ayarlarıyla oynamış; birileri zamanı şimdide durdurmuş. Bir karabasan; çünkü içinde yaşadığımız şimdi bir kâbusu andırıyor. Uzandığımız yerden kalkmaya çalışıyor ama bir türlü kalkamıyor ve göğsümüze tüm ağırlığıyla abanan karabasandan ve mekanik sesinden kurtulamıyoruz. İçerideyiz çünkü, içeriye hayatın ritimleri sokulmuyor. Medya küresine hapsedildik. Yeni ve farklı olanı, hayatın çoklu ritimlerini bağrında taşıyan, değişimine gebe zaman, dışarıda kalmıştır. Gitmemek üzere geldiler ve hayatın ritimlerini bastırarak yerleşiyorlar her yere. Medyasferin gecesinde yaşıyoruz, medya küresinde. Medyasfer: Gazeteleri, dergileri, televizyonu, radyoyu, reklamları, basın bildirilerini, internet yayıncılığını; yani yazılı, görsel, sesli, dijital ne varsa, tüm yayınları içeren yapay bir ekoloji. Biyosferle, yani yaşam küresiyle bağlantımız kesilmiş. Sadece medyasferde çınlayan mekanik sesi işitiyoruz. Kabustan bir türlü uyanamıyoruz. Uyanacak bir sabahımız yok, gecemiz var sadece.

Yoksun kaldığımız, hayatın ritimleridir. Hayatı henüz ele geçiremediler. Biyosferi bastırmaya çalışsalar da yaşam her seferinde geri geliyor, hem de tüm şiddetiyle. Bedenlerimiz, Lefebvre’nin deyişiyle “ritimler paketi”dir; toplumsal ve kozmik ritimlerin kesiştiği ve çoklu ritimlerle titreşen kuvvetler yumağı. Plak dinlemeyi bırakın, kalkın uzandığınız yerden! Plaklar, “Sahibinin Sesi”dir, aynı olanın sürekli tekrar ettiği döngüler. Dışarı çıkın ya da bedenlerinize girin, toplumsal ve kozmik ritimlerin içine. Hayatın ritimleri yeni olana, sabahlara gebe. Bekleme odalarında boş yere umutlanmayın! Doğuracak olanlar, bekleme odalarında bekleyenlerdir. Ya biz doğuracağız ya da kâbus hep yeniden başlayacak.

En Çok Okunan Haberler