Meksika’da seçimler: Sabrın sonu Obrador

Bir kez daha siyasetin azim, sabır, kararlılık istediğini gördük. Dün pes etmeyenlerin, havlu atmayanların, kadere küsmeyenlerin sonunda amacına ulaşacağına yeniden tanık olduk. Nerede mi? Meksika’da. Artık Latin Amerika’nın ikinci büyük ülkesinin solcu bir başkanı var.

Kısaca Amlo diye de çağrılan Andreas Manuel Lopez Obrador’a göre, 2018 başkanlık seçimlerinde elde ettiği zafer Meksika’nın 1821’de bağımsızlığını ilan etmesinden, 1857-1860 arasındaki Reform Savaşı’ndan, 1910’daki Meksika devriminden sonra ülkenin tarihindeki dördüncü dönüm noktasına denk geliyor.

Obrador 2006 ve 2012 yıllarında seçimi kaybetmesinin arkasından kurduğu Morena partisiyle ipi göğüsledi. Çok şükür, 2002’de tam dördüncü girişiminde başkanlık koltuğuna oturan Brezilya eski devlet başkanı Lula da Silva’nın rekorunu kıramadı, ancak ne denli inatçı bir politikacı olduğunu kanıtladı.

2006’dan bu yana inatçı direniş
Obrador 2006 yılında, seçimleri çok az bir farklı PAN partisinden Felipe Calderon’a kaybettiği duyurulunca sonuçlara itiraz etmiş, Mexico City’nin ünlü meydanı Zocalo’da kamp kurarak haftalarca protestolarını sürdürmüştü. 12 yıl önce zaferi çalınan Amlo bu kez sandıkları daha iyi örgütledi ve yüzde 50’yi aşan bir oyla hedefe yürüdü.

Obrador 2000 ile 2005 arasında Mexico City’nin belediye başkanlığını yürütür. Yolsuzluklara batmış bir ülkede, “satın alınamayan” dürüst lider imajını bu sorumlu görevde de korumayı başarır. Ülkenin çevresiyle birlikte nüfusu 20 milyona yaklaşan başkentine, “metrobüs” getirerek trafik sorununun kamusal taşımacılıkla çözümünde büyük bir adım atar. Sömürgecilik döneminden kalma binaların bulunduğu şehrin eski merkezini çöplükten turizm, merkezine dönüştürür. İmar işlerinde istihdam sağlarken semt sakinlerine öncelik tanıdığı için yerel halkın rızasını kazanır. Çığır açan icraatı ise, 70 yaşını aşmış tüm yurttaşlara (sonra 68’e indirilir) emeklilik maaşı bağlaması olur. Aylık ödeme düşük kalsa da, yoksulluğun diz boyu sürdüğü, gelir dağılımı çok bozuk bir ülkede “altta kalanlara” bir nefes alma fırsatı sağlayarak, geniş kitlelerin gönlünü kazanır.

Obrador’un programatik ekseni
Sağ kesimler, merkez medya Obrador’u aşırı sol, Venezuella eski devlet başkanı Hugo Chavez özentisi ateşli bir figür olarak gösterme gayretinde. O ise ittifaklarını genişletip, köşeli yanlarını törpüleyerek kendine daha ılımlı bir imaj çizmeye çalışıyor. Aslında Amlo kitap kurdu, doğa aşığı, mesai saatleri dışında sosyalleşmeyi tercih etmeyen sakin bir kişiliğe sahip.

1929’dan beri Meksika’yı yöneten sağ partiler büyük bir “meşruiyet krizi” içerisinde. Son 6 yılda, diğer bir ifadeyle önceki başkan Nieto’nun döneminde ülkede 100 binden fazla insan öldürüldü. Yolsuzluk alıp başını gitmiş durumda. Ülkede “soldan yana” bir değişim kaçınılmaz görünüyor. Ancak, finansal piyasaları ürkütmemek, dış politikada fazla şahin görünmemek için Obrador’un fazla “defansif” bir hata çekildiği gözleniyor.

Söylemleri; tarımda sübvansiyonları yaygınlaştırma, emekli maaşlarını artırma, öğrenci burslarını zenginleştirme vaatlerinde yoğunlaşıyor. Bunlar 127 milyon nüfuslu, hala %42’si yoksulluk sınırının altında bulunan bir ülke için cazip açılımlar. Meksikalıları “kriminal ve tecavüzcü” diye damgalayan Donald Trump’a salvoları, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı (NAFTA) gözden geçirmeye söz vermesi de, gururu kırılmış sade yurttaş nezdinde özellikle karşılık buluyor.

Ne var ki, ülkedeki güç ve mülkiyet ilişkilerini sorgulamaktan, sınıf eksenli bir eksenden özellikle kaçınması dikkat çekiyor. Piyasaların güvenini sağlamaya yönelik, “elini merkez bankasından çekmeye, Meksika pezosunu dalgalanmaya bırakmaya, sosyal harcamalar için kamu borcuna yüklenmemeye, bankaları ve sanayi kuruluşlarını ulusallaştırmaya yeltenmmeeye” yönelik neoliberal klişeleri Obrador da tekrarlıyor. Enerji reformu diye pazarlanan “petrolün özelleştirilmesi” programına da itiraz etmiyor.

Tüm bu çekincelere karşın, Obrador’un seçim zaferi hem Meksika halkında bir değişim-yenilenme duygusu yaratmak, hem de Türkiye gibi uzak coğrafyalarda dahi sola ilişkin umutları yeşertmek açısından önemli. Morena partisinin meclis ve senatoda çoğunluğu sağlaması halinde ise Amlo’nun eli güçlenecek, ülkeyi yönetmesi kolaylaşacak.

Meksika Başkanlık Sistemi
Hatırlanırsa, RTE Meksika’yı ziyareti ertesinde “Meksika usulü başkanlık modelinin” bize uygun olduğunu söylemişti. Çünkü burada tüm yetkiler başkanda toplanıyor. Adeta, yasama-yürütme-yargının sinir merkezi başkandan geçiyor. Zaten bakanlar, anayasa mahkemesi başkanı, ordu komutanları bizzat başkan tarafından atanıyor. Ülkenin Anayasası 1910 Köylü Devriminden sonra 1917’de yürürlüğe girmiş. Obrador da, “100 yıllık parantezi kapatmaktan”, ülkeyi daha demokratik bir anayasaya kavuşturmaktan söz etmiyor.

Gelgelelim Meksika’da, bize şimdi lüks gibi görünen kurallar da bulunuyor. Seçimlerde hile yapmayı engelleyen sıkı düzenlemeler var. Partilere devlet yardımı eşit düzeyde yapılıyor, partilerin seçim finansmanı kendi imkânlarıyla sağlanıyor. Adayların medyaya eşit erişimi konusunda da titizlik gösteriliyor. Şimdi geldik en önemli noktaya: Meksika’da başkan bir kereliğine seçiliyor…

Muharrem İnce bu yazıyı okur mu, bilemem. 24 Haziran sonrası moralsizlik ikliminde, İnce dahil tüm muhalefet kesimlerinin Meksika örneğini yakından incelemesinde yarar var…

Kişisel bir not: Benim için Meksika seçimlerinin özel bir önemi bulunuyor. 2003 doğumlu oğlum Cem ne yazık ki AKP iktidarından başka bir yönetim göremedi. Hiç olmazsa şimdi, Puebla’da doğan ve Meksika vatandaşı olan 10 yaşındaki yeğenim Deniz’in “sol bir hava solumak” şansı bulunuyor…

En Çok Okunan Haberler