Metal işçileri kırmızı çizgileri yeşile çevirdi

Kırmızı çizgi ve kırmızı ışık bir eşiktir. Günlük hayatta yasağı ve tehlikeyi anlatır. Aşılması tehlikeli, geçilmesi yasak olanlar kırmızı ile ifade edilir. Kuşkusuz söz konusu olan insan yaşamının korunması ise kırmızıda durmak, kırmızıya uymak lazım. Ancak toplumsal yaşamda kırmızılar sosyal ve sınıfsal bir içerik de taşır. Toplumsal ilişkilerde kırmızılar herkes için aynı anlama gelmez. İşçiye gösterilen kırmızı, sermaye için yeşil anlamına gelir. Tıpkı metal toplu iş sözleşmesi sürecinde olduğu gibi.

Metal grup toplu pazarlık sürecinde MESS ve hükümet, işçilerin karşısına kırmızı çizgiler ve kırmızı ışıklarla çıktı. Önce Türkiye’nin önde gelen sermaye örgütlerinden biri olan MESS kırmızı çizgilerini ilan etti. Bu kırmızı çizgiler toplu iş sözleşmesinin üç yıllık olması, devamsızlığın ikramiyelerden kesilmesi ve kıdem zammının reddedilmesi şeklinde idi. MESS ayrıca sendikaların talep ettiği yüzde 30 ile 38 arasındaki zam talebini de kabul edilemez buluyordu. MESS kırmızı çizgilerini çizerken “bunlar olmazsa olmaz” demek istiyordu. Nitekim MESS’in ilk ücret teklifi de yüzde 3,2 olmuştu.

Metal toplu iş sözleşmesi sürecinde işçilere bir ikinci kırmızı da hükümetten geldi. Hükümet hiçbir inandırıcı gerekçe göstermeden 130 bin işçinin grevini daha başlamasına on gün varken, “milli güvenliği bozucu” bularak erteledi (yasakladı). MESS’in kırımızı çizgileri üstüne hükümetin kırmızı ışıkları eklendi. “Grev yasak” dendi. “İşçilerin hak araması milli güvenliği bozuyor” dendi. Grevlerin yasaklanması işçiye kırmızı, işverene ise yeşil ışık anlamına geliyordu.

Metal fırtınanın artçı etkisi
Metal grup toplu iş sözleşmesinin kaderi kırmızı çizgilere ve kırmızı ışıklara karşı verilen mücadele ile şekillendi. Metal işçileri 2015’te estirdikleri “metal fırtına” ile çalışma şartlarından, ücretlerden ve sektörde hâkim “makbul” sendikal zihniyetten memnun olmadıklarını güçlü bir şekilde ortaya koydular, Türk Metal Sendikası’na yönelik büyük bir öfke patlaması yaşandı. Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük kendiliğinden işçi eylemlerinden biri olan metal fırtına, sektördeki sendikal statükoyu derinden etkiledi. Türk Metal’in son dönem toplu sözleşme taslağını hazırlarken daha önceki dönemlerde görülmedik biçimde üyelerine danışması ve yüzde 38 civarında bir ücret talebiyle masaya oturması bu sürecin artçı etkisi olarak okunmalıdır.

Öte yandan metal sektöründe yaşanan yüksek işçi devri nedeniyle ortalama ücretlerin ciddi biçimde düşmesi, sektörde kâr ve ihracat patlaması yaşanırken 2 bin lira civarındaki ortalama ücretler metal işçilerinde büyük bir öfke birikimi ve beklenti yarattı. Bu öfke, birikim ve beklenti, 1989/1990 Bahar Eylemleri ile karşılaştırılabilir. 12 Eylül sürecinde ücretleri ve hakları bastırılan kamu işçileri, Bahar Eylemleri ile patlamıştı. Yılların “makbul” sendikacısı Şevket Yılmaz genel grev ilan etmek durumunda kalmıştı. Ve sonuçta hükümet çok ciddi ücret artışları öngören toplu iş sözleşmelerine imza atmak zorunda kalmıştı.

Birleşik Metal’in grev yasağına karşı dik duruşu
Sezar’ın hakkı Sezar’a! Metal grup toplu pazarlığında tayin edici etkenlerden biri DİSK üyesi Birleşik Metal-İş Sendikası tarafından ısrarla takip edilen mücadeleci sendikal hattıdır. Daha önceki metal toplu iş sözleşmeleri sürecinde metal işçilerinin bütününe sirayet edemeyen bu hat, bu dönem metal işçileri arasında yaygın bir kabul gördü. Metal sektöründeki mücadele deneyimi ve birikimi son toplu iş sözleşmesi sürecine yansıdı. Metal işçileri farklı sendikalarda olsalar da mücadele fikrini paylaştılar ve bunu hayata geçirdiler. “Güneş çarığı, çarık ayağı sıkar” özdeyişi bir kez daha kanıtlanmış oldu. Grev erteleme kararları karşısında ilk kez bir sendikanın bu denli net ve kararlı bir tutum takınarak “grev yasağı tanımayacağız ve greve çıkacağız” demesinin dönüm noktası olduğunun altını çizmek gerek. Birleşik Metal’in bu tutumu metal işçileri arasında cesaret yarattı. Grev yasaklama kararı ile grevin tabutuna çakılan son çivi karşısında gösterilen bu kararlı tutum toplu sözleşmenin seyrinde çok önemli bir rol oynadı.

Mücadele ve cesaretin bulaşıcı bir etkisi olduğunu unutmamak lazım. Metal işçilerin bir bölümü hakları için mücadele ederken, yasağa karşı greve giderken, diğerlerinin bunu seyredeceğini sanmak sosyal gelişmeleri anlamamak olur. Türk Metal yukarıda sayılan faktörlerin de etkisiyle bu dönem metal grup toplu iş sözleşmesi sürecinde MESS’in kırmızı çizgilerine karşı sokak eylemleri yanında iş bırakma eylemlerine de başvurdu. Grev erteleme kararı karşısında işyerlerinde tepki göstereceklerini açıkladı.

Cesaret bulaşıcıdır
MESS yılların deneyimi ile elindeki düşük ücret teklifi, kırmızı çizgi ve grev yasağı kartlarını tek tek açarken bir yandan da işçilerin kabaran öfkesinin kırmızı çizgileri ve kırmızı ışıkları aşmak üzere olduğunu gördü. Daha önceki toplu iş sözleşmesi süreçlerindeki başarısız hattı nedeniyle iki genel sekreter değiştirmek zorunda kalan MESS, bu kez gelmekte olanı önceden gördü ve kırmızı çizgilerinden vazgeçti. Grev yasaklamasına rağmen sendikaların taleplerini büyük ölçüde karşılayan bir toplu sözleşmeye imza attı. Metal işçisinin direnci kırmızı ışıkları yeşile çevirdi. Metal işçisinin topyekûn mücadele ihtimali sermaye cephesinde ciddi bir tedirginlik yarattı. Kırmızı ışıkta tek başına geçerseniz kaza olur, ceza gelir. Ancak kırmızı ışıkta topluca geçerseniz trafik durur, ne kaza ne ceza olur. Metal işçileri kırmızı ışığı, kırmızı çizgiyi topluca geçti.

Metal grup toplu iş sözleşmesi, Türkiye sendikacılığı için büyük derslerle doludur. Metal işçileri sadece kendi haklarına ve kaderlerine sahip çıkmadı. Grev yasakları karşısında izlenmesi gereken yolu, hak aramada izlenmesi gereken yolu, sendikal hareketin tümüne bir kez daha gösterdi. Bu yolu ister “zor oyunu bozar”, ister “hak verilmez alınır”, ister Mecelle’nin meşhur “zaruret memnu (yasak) olanı mubah/meşru kılar” ilkesiyle tarif edelim sonuç aynıdır: Örgütlü birleşik güç yenilmez! Meşruluk ve haklılık yasalardan üstündür. Hiçbir kural ve yasak toplumsal gerçeğin ve talebin üstünü örtemez. Haklı olanlar kırmızı çizgileri aşar ve kırmızı ışıkları geçer.

2015 yılı grup toplu sözleşmesi ve ardından gelen metal fırtınasının artçı etkisi olan 2018 metal grup sözleşmesi mücadelesinin sektördeki sendikacılığı nasıl etkileyeceğini zaman gösterecek. Umarız bu sonuç kerameti kendinden menkul şahsi bir başarı olarak algılanmaz ve sektörde sarsılan sendikal statükoyu ve “makbul” sendikacılığı ihya etmek için bir manivela olarak kullanılmaz.

2018 grup toplu iş sözleşmesi süreci, mücadeleci sendikal hattın tescil edilmesidir. Grev yasakları ve hak gaspları karşısında izlenmesi gereken sendikal hattın hayat tarafından doğrulanmasıdır. Makbul sendikacılığın miadının dolduğunun, mücadeleci sendikacılığın vaktinin geldiğinin kanıtıdır.

Ve elbette bu sonuç amasız ve fakatsız metal işçilerinin zaferidir. Alkışlar onlara!…

En Çok Okunan Haberler