MHP’li seçmenin sadece 3’te 1’i ‘evet’ diyecektir

MELTEM YILMAZ - @meltemmmylmz

Gazeteci- yazar Kemal Can, Türkiye’deki milliyetçi harekete ilişkin önemli çalışmalar yapmış bir isim. “Devlet ve Kuzgun”, “Türkiye’de sivil toplum ve milliyetçilik”, “Devlet, Ocak, Dergah” kitaplarıyla MHP’nin dününü anlatan Kemal Can’la, MHP’nin bugünü ve yarınını konuştuk.

»Kitaplarınızda MHP’nin ortaya çıkışı, gelişimi ve geçirdiği süreçleri detaylı bir şekilde anlatmıştınız. Peki bugüne geldiğimizde, karşımıza nasıl bir MHP çıkıyor?

MHP’nin kuruluşundan bugüne geldiğimizde, partinin örgütsel anlamda önemli değişiklikler geçirmekle birlikte, dayandığı temel motifler, sınıfsal, toplumsal ve kültürel arka planı açısından taban tabana zıtlık gösterdiğini söyleyemeyiz. 90’lar ve 2000’ler sürecinde, kuruluşunda olmayan yeni kesimlerle de buluşmuştu, özellikle kıyı bölgelerinde ve büyük kentlerde. Tabii bunun birkaç nedeni vardı. Birincisi, 80’lerde Türkiye’nin geçirdiği yapısal dönüşümle ilgiliydi, özellikle neoliberal politikaların yarattığı mobilizasyon sonucu kıyı bölgelerine olan göçle birlikte siyasal ve kültürel hatların da hareket etmiş olması, MHP’nin oralarda da toplumsal bir kök bulmaya başlamasını sağladı. Ama asıl büyük ivmeyi 90’larda Kürt meselesiyle birlikte popüler milliyetçilikle buldu. Önce tribünlerde başlayan sonra popüler kültüre yansıyan ve “modaya” da dönüşen bir pop milliyetçi dalga ile MHP’nin 2-3 katına varan oy arışı sağlandı. Bugüne geldiğimizde ise MHP’nin iktidar ortaklığının, daha çok Kürt meselesiyle bağlantılı olarak kök bulduğunu görüyoruz.

»Akşener’in başını çektiği parti içi muhalefetin oluşumundan başlayarak, Anayasa değişikliği sürecine kadar varan, MHP içindeki tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

MHP içerisinde, Meral Akşener’in sürüklediği tartışmanın nüveleri daha önce var olmakla birlikte, aslında 7 Haziran 2015 seçiminden sonra netleşti. Seçimler sonrasında MHP açısından şöyle bir durum ortaya çıktı: Ya bir iktidar alternatifi olacaktı ya da iktidar ortağı olacaktı. Bahçeli iktidar ortağı olarak devam etmeyi seçen çizgiyi, Akşener, yani muhalefet de iktidar alternatifi olarak devam etmeyi seçen çizgiyi temsil ediyor. Dolayısıyla ideolojik bir farktan söz edemeyiz, daha çok iktidar stratejisini nasıl kurduklarıyla ilgili. 15 Temmuz’dan sonra da, Bahçeli bütün muhalefet bloğunu FETÖ ile ilişkilendirerek tasfiye etme işini çok kolay bir şekilde gerçekleştirebildi.

Milliyetçilik resmi moda

»Az önce milliyetçiliğin moda oluşundan söz ettiniz. Peki bugün milliyetçiliği kültür endüstrisinden halen cazip kılan unsur nedir?

Açıkçası bugün milliyetçiliğin modadan çok resmi moda olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü AKP’nin, 2014- 2015 dönemindeki yeni iktidar stratejisiyle birlikte, milliyetçiliği bir iktidar koruma refleksi olarak devralmasıyla, milliyetçi söylemlerin en güçlü sembolleri olan Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığı, bütün dünyanın Türk’ün kötülüğü için çalıştığı temaları, artık resmi tez olarak, devlet politikası olarak kullanılıyor. Dolayısıyla şimdi milliyetçiliği hem popülerleştirme, hem de neredeyse bunun dışında kalan her şeyi de düşmanlaştırma şeklinde daha sert bir dönemden geçiyoruz.

‘Düşman’ söylemleri yaygınlaşıyor

»Bu söylemler milliyetçiliğin sanıldığı kadar karşılıyor mu ve milliyetçi cephede beklenen etkiyi yaratıyor mu?

Buluyor çünkü Türkiye’deki milliyetçiliğin kuruluş köküne ve ideolojik kaynaklarına baktığımızda, ilk Türkçülük, milliyetçilik akımlarının baş göstermesini Osmanlı’nın dağılma süreci olarak görüyoruz. Dolayısıyla milliyetçiliğin kuruluş kodları büyük ölçüde bu travmayla ilişkili. Büyümeci, aksiyonel, proaktif batı milliyetçiliği gibi değil, daha çok reaksiyoner bir milliyetçilik. Dolayısıyla hem dış politika hem de içerdeki sorunlarda politikacıların kriz anlarında en kolay yardıma çağırdıkları ideolojik aygıt bu tip düşman söylemleri.

»Şu anlamda soruyorum: Geçmişteki gibi, “Komünizm tehdidi”nin olmadığı, tersine asıl tehdidin Müslüman dünyadan, cihatçı örgütlerden geldiği bir ortamda yaratılan ‘dış düşman’ algısı geçerliliğini nasıl koruyor?

Özel olarak İslam dünyasından gelen bir tehdit varlığına ilişkin, IŞİD dahil, resmi dilde ve milliyetçi söylem içerisinde ana tehdit başlıklarından biri olarak sayılmıyor. Belki mezhepsel bir kökü var, yani Sünni olmayan her şeyin düşmanlaştırılması şeklinde. 70’lerde komünizm tehdit unsuru olarak kullanılıyordu evet, şimdi ise ağırlıklı olarak Kürt meselesi ve biraz milliyetçilik dozu ağır basan bir yalan anti emperyalizm söylemleriyle geçiştiriliyor. Yani Batı karşıtlığı üzerinden kurulan bir söylem var.

»Bugün MHP’nin AKP’ye teslimiyetinin, kitlesinde yarattığı hissiyatı nasıl yorumluyorsunuz? Bu reaksiyon referandum sonuçlarına yansıyacak mı?

Bahçeli’nin bu tercihi MHP’nin bazı kesimlerinde bir reaksiyon yaratıyor, evet. Özellikle 90’larda popülerleşme ile birlikte daha seküler kesimlerde kök bulmuş 2. ve 3. Kuşak MHP’lilerde daha fazla reaksiyon yarattı. MHP seçmeninin Bahçeli’nin tavrına çok uyumlu sandık performansı göstereceğini sanmıyorum. Ama MHP’nin bu tercihi dolayısıyla yok olacağı o kadar da kesin değil. Çünkü MHP daha önce de, 70’lerde, 90’larda büyük güçlü sağ kitle partilerinin yakınında durarak ve onların bazen açık bazen örtülü iktidar ortağı olarak hem kendini korudu hem de büyüdü.

»Öyleyse, MHP’nin referandum sürecinde AKP’nin yanında durarak kendini yok edeceği şeklindeki değerlendirmeler, MHP’yi tanımamaktan mı kaynaklanıyor?

Bu yorumlar bir analizin sonucu olmaktan çok, bir isteği telaffuz etme anlamına geliyor. Çünkü 7 Haziran’dan önce mecliste bambaşka bir tablo, bambaşka bir muhalefet bloğu görmüştük.

»Sizce o muhalefet bloğu işler ve sürdürülebilir miydi?

AKP’nin Kürt politikasıyla ilgili yaptığı manevradan sonra işlemesi imkansızdı. Zira MHP’nin muhalefet bloğunda kalmasını sağlayan, AKP’nin Kürt politikasıydı. AKP’nin kendi sağında bir muhalefet boşluğu vardı ve AKP politikasını değiştirerek aslında, kendi sağında bir muhalefet alanı bırakmadı. AKP açısından MHP’yi iktidar ortaklığına alma ihtiyacı oy ihtiyacından değil, kendi sağını muhalefete kapatma ihtiyacından kaynaklanıyor. Kutuplaşma siyasetinde hattı çok net ayırıp kendi sağını tamamen temizlemek... Bazı yorumlarda, “AKP neden MHP’yi içine alsın ki, zaten tek başına iktidar” deniliyor ama öyle değil. Evet çünkü bunun moral bir karşılığı var.

»Tersinden bakarsak?

MHP açısından AKP’nin Kürt politikasını tamamen değiştirdiği bir yerde muhalefet bloğunda kalması çok radikal bir hamle gerektiriyordu. O hamleyi de yapması Bahçeli’den beklenmezdi. Çünkü MHP’nin aslında mecburi muhalefet hattında duran bir pozisyonu vardı. Şimdi AKP’ye yakınlaştığı için oy kaybettiği düşünülse de muhalefet bloğundayken de oy kaybettiği konuşuluyordu.

En fazla yüzde 4…

»Peki, MHP’nin muhalefet bloğundaki durumuyla bugünkü iktidar ortağı pozisyonu arasında bir karşılaştırma yaptığınızda, milliyetçi hareketin içinde parti mensubiyeti ve aidiyet hissi açısından, nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

Onu kestirebilmek zor. Ama şu açık: eğer anketleri dikkate alırsak MHP’nin hâlâ kendini baraj üstünde tutabileceği oyu elinde tuttuğunu gösteriyor. AKP kurulduğundan bu yana kendi hinterlandında 4- 5 partiyi, ki büyük kitle partileri aslında bunlar, yuttu. Ama MHP hâlâ varlığını devam ettiriyor.

»Bunu neye bağlıyorsunuz?

Milliyetçi hareketin, geleneksel olarak İslamcılıkla mesafeli kadrolarının içindeki kitlenin, büyük sağ koalisyonunu tek partide oluşturmakla ilgili bir direnç yaratıyor olmasından kaynaklanıyor. Bir diğer neden de Türkiye’deki toplumsal kültürel ve ideolojik hatlar iki büyük partili bir siyasi tabloyu mümkün kılmıyor. Çok fazla fay hattı olduğu için daha kompakt siyasi talepler söz konusu

»MHP açısından referandum sonuçlarını nasıl öngörüyorsunuz? MHP’nin ne kadarından evet çıkar?

Benim tahminim MHP’nin oyu şu an ne kadarsa, onun ancak 3’te 1’ini ‘evet’ olarak sandığa taşıyabilir. Bu da 4 puana tekabül eder. Dolayısıyla referandum sonucunu belirleyecek olan, AKP’nin kendi seçmenini motive edip evet için sandığa götürüp götüremeyeceğidir. Referandumdan çıkacak genel sonuç ise, süreçle çok alakalı. 7 Haziran- 1 Kasım arasındaki performansla seçmen bir tür rehin alarak ‘evet’e mecbur hale getirilebilir. İster kampanya imkanlarıyla ister terörize ederek. 12 Eylül Anayasası’nın referandumunda büyük bir çoğunlukla evet oyu vermeyi gibi, “lanet olsun ne istiyorsa onu alsın yeter ki biz huzur bulalım” düşüncesiyle wvet oyu verilebilir.

AKP milliyetçiliği bırakmayacak

»Ama şimdi de, tam olarak öyle bir psikoloji yok mu sizce?

Evet var ama AKP’nin bunu ne kadar abarttığı ve hayır bloğunun kampanyayı nasıl sürdüreceği de çok önemli. Kandil operasyonu beklentisi, Irak’ta da bir Fırat Kalkanı dillendiriliyor, sertleşen bir dış politika krizi seçmende nasıl bir reaksiyon yaratır, göreceğiz. Şu an çok ‘evet’e yakın durmayan MHP seçmenini de bir başka refleksle harekete geçirmek mümkün olur mu arayışları olur mu bilmiyoruz.

»MHP’nin 3’te 1 oranında oy çıkması parti içindeki bölünmeye nasıl yansır?

Çok etkisi olmaz. Çünkü Meclis’teki oylamada da 10 milletvekili hayır oyu verdi MHP’den. Daha önceki pek çok seçimde de MHP seçmeni çeşitli politik atmosferlerde farklı refleksler gösterdi. Cumhurbaşkanı seçimlerinde de keza. Dolayısıyla seçmenin, Genel Merkez’in tavrına uyumlu davranıp davranmadığı politik dalgalanalar yaratmıyor MHP içinde, çünkü parti buna alışık. Bu referandumdan hayır çıkması halinde, asıl politik tartışmayı AKP üzerinde oluşturur, MHP üzerinde değil.

»Ama bugüne kadar bir rejim değişikliği olarak adlandırılabilecek bir seçimden söz etmedik.

İşte bu yüzden, bunun çok ciddi bir rejim meselesi olduğunu anlatmak başka bir şey, cazip milliyetçi sloganlarla sağılık yaparak hayır çıkarmaya çalışmak başka bir şey. Şimdi anladığım kadarıyla CHP’nin MHP seçmenini de hedef alan bir hayır kampanyası da planlıyor. AKP zaten çok milliyetçi bir kampanya üzerinden yürütecek kampanyayı.

»AKP varlığını sürdürebilmek için milliyetçiliği elden bırakmayacak diyorsunuz. Zira şu anki AKP’yi hâlâ bir “dönem” olarak görmek isteyenler var…

Sünni Türk İslam algısı, AKP’nin ve Erdoğan’ın zihin dünyasına daha yakın bir algı. O algıda memleketin Türk ve Müslüman’dan ibaret, kalanların da ya gittiği ya sesinin kestiği bir dünya tasarımı var. Şu anda milliyetçilik söylemini geçici olarak devralan bir Erdoğan yok, onu bir tür zaten içinde olan bir şeyi açığa çıkartması. Yani bir gömlek değişimi yok, aslında üstündeki fazlalıkları çıkarması durumu söz konusu. Bu zihin dünyası, Türk İslam sentezinin de üstüne giydirilmeye çalışılan gövdenin temelini taşıyor. Dolayısıyla AB projesi olarak başlayan bir parti nasıl milliyetçi oldu demek boşa çıkan bir soru. İktidarını korumak isteyen Erdoğan için çözüm süreci iyi bir araç değil, milliyetçilik iyi bir araç. Şu anda AKP’nin ihtiyaç duyduğu şey, daha fazla sertlik, baskı ve milliyetçilik.

***

‘Erdoğanist’ olanlar Ülkücülere benzemiyor

»Bugün çeşitli Neo Osmanlıcı dernekler altında örgütlenen ve kendini “Erdoğanist gençlik” olarak tanımlayan kitle, ‘kentli ülkücü militanlığın’ yerini alıyor diyebilir miyiz?

Çok benzemiyorlar. İki nedenle. Ülkücü hareketin gençlik örgütlenmesi bizzat Alparslan Türkeş’in tasarımı olan bir örgütlenmedir ve daha çok kadro yetiştirme; yani hem sokak hâkimiyetini artırma hem de devlet bürokrasisinde kadrolaşmada anlamında ve politik alanda yüksek kadroları yetiştirecek bir okul olarak tasarlandı. AKP’nin gençlik örgütlenmeleri ise iktidarın imkânlarıyla ilişki kuran ve kültürel ideolojik kökleri son derece zayıf bir yapılanma olmasının yanı sıra, örgüt aidiyeti açısından da sadece güç ve iktidar imkânlarına bağlı bir yapıya benziyor. Zaten AKP de iktidar odaklı bir parti olduğu için ideolojik köklerini hayli zayıflatmış durumda.

En Çok Okunan Haberler