“Mübarek cuma” azarı

“Fetva makamı olsam, Cuma vaazları imanınıza zarar verir fetvası verirdim.” Bu sözler modern dindar dostum Pakistanlı Ali’ye ait. Ali, burada tanıdığım en sakin tabiatlı ve ince ruhlu insan. Bir şeye sinirlendiğini belli etmeyi bile karşısındakine saygısızlık olarak görür ve onu inciteceğinden korkar. On yıldan fazladır tanışıyoruz ama onu ilk defa birkaç hafta önce bir Cuma günü öfkeli gördüm.

Hak etmediği bir muameleye maruz kalmış bir insanın o içerlemiş hali vardı üstünde. Ali, Cuma gününü önemser ve daha da sakin ve sevecen biri olur. O yüzden, bu “mübarek gün”de öfkeli olmasına şaşırdım.
Onu öfkelendiren şey, dinlediği Cuma vaazı. İmam/vaiz, Müslüman ailelerin kız çocuklarının diğer dinlerden olanlarla (özellikle erkeklerle) arkadaşlık etmesi, yakınlık kurmasına İslami nasihat kılığında mide bulandırıcı laflar etmiş. İki kızı olan Ali vaazı dinlemeye tahammül edememiş ve camiyi bir daha uğramamak üzere terk etmiş. “İslam dünyasında ibadethane işlevi gören cami neredeyse kalmadı. Artık hepsi şurasından veya burasından İslamcı gericiliğin propaganda merkezi haline geldi. Neredeyse her vaaz mutlaka siyasi mesaj içeren bir siyasi nutuk. Mübarek günde camiden günah yüklenip geliyorum. Bu adamların söylediklerine kulak veren, camide onların arkasında saf tutan bir Müslüman günah işler. Bunlar karanlık ruhlu, kötü insanlar” dedi.

Ali, yıllar önce Pakistan’da tanık olduklarına birkaç yıldır buralarda da tanık olmaya başladığını söyledi ve şunları anlattı: “Cemaati azarlayan, aşağılayan vaazları yirmi yıl önce Pakistan’da ilk defa yobaz mollalardan duymaya başladım. Cemaati aşağılaya aşağılaya sonunda aşağıladıkları gibi bir aptallaşmış cemaat yarattılar. Şimdi ülkedeki bütün camilerde aynı şey yapılıyor. Her Cuma vaazında, kibir dolu bir sesle Müslümanların ne kadar beceriksiz, dinini anlamaktan aciz, imanı zayıf, bir dindar gibi yaşamayı beceremeyen ahmaklar, imanı batı kültürüyle zehirlenmiş ve zayıflatılmış akılsızlar vs olduğunu anlatıp cemaati paylıyorlar, aşağılıyorlar. Batı uygarlığına küfretmek ve Müslümanların Batı karşısında birlik olamayı beceremediğinden yakınmak her Cuma vaazının spesiyali. Cemaat içinde ‘Bu akıl düşmanlığıyla bütün İslam âlemi Batı’ya karşı birlik olsa ne yazar’ diye düşünen, soran bir kişi bile olduğunu sanmıyorum. Bunu soranlar artık camiden de cemaatten de uzaklaştılar. İslam gericilerin eline düşüp siyasallaşınca, dine yakın duranların sayısı azalırken dinden uzaklaşanların oranı arttı.”

Dinin günah saydığı kibrin din Diyanet erbabına neden bu kadar yaygın olduğuna dair soruma Ali’nin cevabı, “Hiçbir yerde yazmayan ve erişilmesi mümkün olmayan bilgiye sahip olduklarını sanıyorlar; yani öbür dünyanın bilgisine. Bu konuda o kadar ayrıntılı bilgi sahibi oldukları iddiasındalar ki, öbür dünyayı elleriyle koymuş gibi bulacaklarını sanırsın. Oysa ‘erişilmesi mümkün olmayan’ bu nevi malumat ya insanın hayal dünyasının ürünü bir uydurmadır ya da düpedüz yalandır” oldu.

Bu ağır kibri memleketteki din Diyanet erbabında da gözlerdim. TV’lerde boy gösteren tarikatçı tayfa ve Diyanet camiasına biraz dikkat eden biri ne demek istediğimi anlar. Özellikle Cuma günleri ses sisteminden cami dışına yayılan o ağır kibir yüklü sesi (vaaz) duyan bir yabancı, cemaate “Atom altı parçacık araştırmaları” veya “Nükleer fizik problemleri”nden bahsedildiğini sanabilir. Oysa yaptıkları şey, (1) alttan alta bir İslamcı-gerici iktidar propagandası ve (2) cemaati paylama fasılları arasında altı yaş çocuğu zekâsına hitap eden meseller anlatmak. Yani, Ali’nin bahsettiği Pakistan’daki o vaazların bir benzeri.

Ali’ye göre, “İslamcı ilkellerin (İslam) müktesebatı Cro-Magnon insanının (40 bin yıl yaşında) aklına hitap ediyor. Günümüzün modern toplumunda bir karşılığı yok. Bu müktesebatla uygar dünya karşısında ezildikçe, buldukları tek çıkış yolu ya ‘(Batı uygarlığından daha üstün) Büyük İslam medeniyeti’ gibi bir hayal dünyası medeniyetine sığınmak ya da ‘Her şeyin gizli bilgisini içeren ve Müslümanların bunları keşfetmesini bekleyen mucize kitap Kuran’ gibi kendileri uydurup İslama yamadıkları bir yalana sarılmak”.

Ali’yi dinlemek bazen insanı yoruyor. Burada biraz duralım ve büyük filozof ve ilahiyatçı (yani her konuda malumat sahibi) Spinoza büyüğümüze kulak verelim: “Bakın sevgili kardeşlerim! Kutsal kitapta hata olduğunu iddia etmek noktasında, madem ki bunun tanrıya saygısızlık olduğunu söylüyorlar, o zaman kutsal kitaba kendi fantezilerini sokuşturmak suretiyle yalan üretenlere ne dememiz gerekiyor…”

En Çok Okunan Haberler