Müzik endüstrisi batıyor mu?

İngilizlerin son yıllardaki en popüler müzisyeni Adele’in yeni albümünün yayınlandığı şu dönemde, albümün nasıl bir içeriğe sahip olduğundan ziyade nasıl satış rekorları kıracağı daha çok konuşuluyor. Acaba İngiltere’de Oasis’in 1997 yılında Be Here Now’la, Take That’in de 2010 yılında Progress’le bir haftada ulaştığı rekor niteliğindeki yarım milyonluk albüm satışlarını Adele de yakalayabilecek mi? Muhtemelen siz bu yazıyı okurken Adele’in kariyerindeki üçüncü albümü 25, bu rekorları kırmış olacak. Özellikle son yıllarda sürekli olarak battığı vurgulanan ama nedense bir türlü batamayan müzik endüstrisinin bu seneki altın yumurtlayan tavuğu ve ‘kurtarıcısı’ Adele. Peki müzik endüstrisi gerçekten batıyor mu? Adele’in onu kurtarmasına gerçekten ihtiyacımız var mı? Bu haftaki müzik gündemine ve adete uyarak ben de endüstrinin durumundan –yerim yettiğince- bahsetmek istedim.

Bugünkü krizi anlamak için müzik endüstrisinde geçmişte potansiyel kriz olarak algılanan şeylere de bakmak gerekiyor. Zira müzik endüstrisi geçtiğimiz yüz yıl boyunca defalarca krize girdi. Ama geri dönüp incelediğinizde bu krizlerin birileri tarafından her zaman fırsata dönüştürüldüğünü, teknolojik ve artistik açıdan ise ilham verici olduğunu görüyoruz.

Radyoyu düşünün mesela. Yaygınlaştığı dönemde müzik endüstrisine ciddi bir darbe vurabileceğinden korkuluyordu. Düşünsenize, müzik havada bedava uçuşuyordu. Bugün konuştuğumuz, müziğin değeri, müziğe ücretsiz ulaşma tartışması yüzyılın başında da, farklı şekillerde yaşanıyordu. Ama bu krizin neticesinde radyolar kendi yıldızlarını yaratmaya ve albüm satışlarını körüklemeye başladılar. Üstelik telif hakları düzenlemeleri ile müzisyenler ve müzik endüstrisi de radyolarda çalınan şarkılardan da gelir kazanır hale geldi.

Walkman’lerden sonra
1960’larda ise endüstriyi şüpheye düşüren bir başka teknolojik gelişme yaşandı. Kasetler ortaya çıktı. İnsanlar albümleri kopyalama kabiliyetini kazandı. 1980’lerde Sony’nin Walkman’i piyasaya sürmesiyle toptan bir devrim yaşandı. Müziği nasıl tükettiğimiz, müzikle ilişkimiz baştan sona değişti. Ceplerimizde istediğimiz albümleri, hatta ‘playlist’leri taşımaya başladık. Ama bu kopyalamalara rağmen müzik endüstrisi büyümeye devam etti.

1990’lardaysa CD formatı iyice yaygınlaşıp plakları ve kasetleri tehdit etmeye başladı. Ama kasetten üç kat daha fazla olan fiyatı ve taşınabilir CD çalarların yaygınlaşması ile müzik endüstrisi –gelir açısından da- büyümeye devam etti. 1999’da ise müzik endüstrisi, daha doğrusu albüm satışları 26.6 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştı. Tam da bu yıllarda MP3 kavramı ve Napster hayatımıza girdi ve albüm satışları düşmeye başladı. İşte bizim son 15 yıldır konuştuğumuz o ‘kriz’ burada başlıyor.

Canlı müzik piyasası
Nedir o kriz? Yaşanan kriz albüm satışlarıyla ilgili. 1999’dan bu yana tüm dünyadaki albüm satışları 26.6 milyar dolardan 15 milyar dolarlık bir seviyeye geriledi. Bu ciddi gelir kaybını endüstri hâlâ geri kazanamadı. iTunes ve Pandora ile başlayan, Deezer ve Spotify gibi yenileriyle devam eden ‘download’ ve ‘streaming’ servisleri de yakın gelecekte bu gelirin tekrardan kazanılmasını sağlayamayacak gibi görünüyor. Dolayısıyla evet, satışlar açısından bir kriz var.

Ancak albüm satışlarında yaşanan bu gerilemenin aksine canlı müzik piyasası –gelirlerin tamamı müzisyenlere yansımasa da- ciddi bir hızla büyümeye devam ediyor. Sadece Kuzey Amerika’daki bilet satışları son 20 yılda 1 milyar dolardan, 6.2 milyar dolara yükselmiş durumda.

PricewaterhouseCoopers’un raporuna göre 2014’te dünyadaki canlı müzik piyasası 25 milyar dolara ulaştı. Ve önümüzdeki yıllar boyunca da albüm satışlarından kaybedilen gelir, canlı müzik gelirleri ile dengelenecek. MIDiA raporlarına göre 2000 yılında dünyadaki müzik gelirlerinin %60’ı albüm satışlarından elde edilirken, bu rakam 2013’te %36’ya düşmüş. Ancak yine MIDiA raporlarına göre toplam gelirin kendisi 55 milyar dolar civarında sabit kalmış. Dolayısıyla büyük resme baktığınızda (albüm satışlarının azaldığı elbette doğru ama) müzik endüstrisinin battığı pek de söylenemez. Yani Adele’in endüstriyi kurtarmasına pek de ihtiyacımız yok.

Son yüzyılda müzik endüstrisinin tehdit olarak algıladığı birçok şey zaman içerisinde müzikal ve teknolojik kazanımlara, hatta devrimlere dönüştü. Günümüzde de bu tipte bir değişim yaşanıyor. Siz bu değişime yeni hit şarkınızla mı, yoksa muhteşem müzik aplikasyonunuzla mı ortak olursunuz, orası size kalmış.

En Çok Okunan Haberler