Ne var gülecek?

Deniz Doğan

Kırgınım, saçılmış bir nar gibiyim .(*)

Bütün derinliğimi bir bavula tıkıştırmışım. Etrafımdakiler de el atınca doldurduk abur cubur ne varsa. Öyle olma böyle ol, inceden alma kabasından al, şiir okuyup da ne yapacaksın, romanla karın mı doyar, yazıyorsun da n’oluyor? Bir zaman geçti şiştim, kapanmıyordu içim. Nasıl oyuk bir dişe hava değer, öyle.

Böyle böyle yıllar geçti. Sığ görünerek derin bir içle yaşadım.

Sonra bir şey oldu. Hep olur. Günleri şaşırtan, olur olmaz daldıran, hay senin şapşallığına dedirten bir şey. Sayesinde bütün rezervlerim çalışmaya başladı. Kalbimin günde pompaladığı kan, bütün dünyayı dolaştı. Hormonlarım misler gibi kokmaya başladı. Mani okusam nem kapıyordum.

Hâliyle inceden aldım, yine şiire düştüm, ne kitaplar başında sabahladım ve yine yazdım.

Bitmiş bir şey yoktu. Ne olduğu belirsiz bir şey vardı. Tanımıyordum, düşmemiştim hiç. Aklım da kulak asmıyordu bana. Niyeyse olur olmaz gülüyordum. Yağmurlu günün ahmağı, hem de güle oynaya ıslanan ahmağı, bendim.

Bendim her şeyden ilham apartan. Uçan kuştan nasibim kaldı, sokak şarkıcılarında avazım. Sonra sonra anladım.

Aşkmış gelen. Ne komik, sanki sade bana gelmiş de meteor gibi dünyama çarpmış. Öyle olurmuş insan.

Parçaparça dağılırmış. Hasar tespitine girecek değildim. Girsem ne, almıştı bir kere dizginleri eline.

Düpedüz aşktı.

İçim tıklım tıkışken inanmazdım onun gadrine uğrayanlara. İnanmaz ama inanmaya meylederdim. Gelir bir masal gibi anlatırlardı. Hangi başa ne dertler, hangi yarelere ne güller açmış. Dağ ama dağ dediğin de mağrur dememiş bağrını delmişler, çöl ama çöl dediğin serap dememiş kavrulmuşlar. Murada ermeyenler, erip de yetinemeyenler... Masalmış işte, ah etmediğim bir masal. Etmeliymişim meğer.

Aşk olmasa eti kemiğiyle bana yolladığı faniye el eder miydim. İşte tutuşan elleriydi, işte sevişen gözleri. O bahaneymiş aslında. Yine de vardır bir bildiği dedim kandım. Kanmazdım. Aşk olmasa!

Kanınca başladım aklımı caydırmaya. Benim masalım dedim bir aşklama ki sorma. İrtifa kazandı kalbim sonra. Şiire düştüm, mahsur kaldım. Ziyan olmaya ramak kala bıraktım aşkı, yolladığına yazıldım. Bir an geldi de geçti cisminin yanında aşk bahaneleşti.

Sendin o biricik bahanem.

Şimdi buradasın: Karşımda.

Boynunda bir fular. Gri renklerin içinde çırpınıp duruyor turuncu. Tutulduğum adam bu mu? Gözüne düşüyorum, karanlıkta gördüğüm göz değil bu. Kırık bilye gibi parlıyor. Usanmadan gözümü dikip bakmışlığım var. Bir sigara yaktığında tutuşuna yazıldığım, tepeden tırnağa pozuna tav olmuşluğum. Yazayım diyorum, boşluğa gidiyor bakışlarım. Yoksa bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmış kalbi başka ne durdurabilir. Bir şiir belki.

Bir duman alıyor sigaradan ortaya savuruyor. Unutmuş beni. Dumana belenmiş martılar kirli denizin üstüne çökmüş. Bir lokma simit atınca çığlığı basıyorlar. Bir çığlık bitimi neyin var diyor karşımdaki. Aşk var diyemiyorum.

Kelimeler, onların can verdiği cümleler, cümlelerin yaslandığı anlamlar... Ne desem yalan. Bir yalanın içinde ne kadar nefes alabilir ki insan, ne kadar susabilir. Onca mektup aramızda, onca şiir, onca söz. Zoruma gidiyor.

Sana diyorum diye bağırıyor. İrkiliyorum. İyiyim, yok bir şeyim diyorum. Yüzümden topluyor dökülenleri. Kirpiğime bakıyor, dudağımı büktüm mü, nefesim hızlandı mı, göz bebeğim üstünde mi? O da yazar işte topluyor kendince. Ben ne oluyorum peki?

Bir sigara versene dedim. Sesimden havalandı martılar. Bir iç çektim bozdum pozunu. Gözlerini belirte belirte sigaraya mı başladın dedi.

Omuzlarım büküldü hiç dedim, canım istedi birden.

O çarpık gülüşüyle cıks cıks etti. Paketi sürükledi önüme. Poker mi oynuyor bu benimle. Artist! Hani resti çeker de hepsine deyip bütün kazandığını öne sürersin. Öyle bir muamele çekti pakete. Güldüm. Çarpık gülüşünü topladı hemen. Ciddileşti. Neye gülüyormuşum. Hiç dedim. Ne diyeceğim. Paketten bir sigara çektim dibini bir iki masaya vurdum. Artistlik böyle olur oğlum! Hem böyle yapınca boşluk kalmıyormuş. Her şey çok dolu da! Sigara dudağımda, aynı anda uzandık çakmağa. Komedi! Bırak dedim çekip aldım çakmağı. Kendim yakarım.

Bozuldu.

Ben de pek taze sayılmam. Fıkra geldi aklıma. Gelir, münasebetsiz. Salya sümük ağlayacağım yoksa. Balıkçı çağırıyor canlı balık canlı balık. Yaşlı kadın: Taze mi bunlar? Canlı balık canlı balık. Taze mi? Canlı diyoruz ya! Ben de canlıyım ama taze miyim!

Nerden esti şimdi bu fıkra. Bağıra çağıra gülmek istiyorum. Bunca gülüşün sonu iyi değil. Gülüyorum başımı kendime yaslayarak. Burun kanatları titriyor. Sigarayı eze eze çekiyor.

Ne varmış gülecek

Kırgınım saçılmış bir nar gibiyim.

Bütün derinlikler sığ, sözcüklerin hepsi iğreti.*

Gülmekten ölüyorum.

(*) Behçet AYSAN,
Bir Eflatun Ölüm

En Çok Okunan Haberler