Nereye gidiyorsun, daha tiran devirecektik?

Bu ülke senin değil mi diyorsun, yüzde 60 aptal mı diyorsun? Yapma… “İlk üç gün ben de destekledim” moralin bozuktu dinledim ama artık yapma… Moral tarafında belli aksilikler olabilir ama bilinç tarafında öyle olmasın yapma… Bu “tarafında” lafını da çok sevdim… Döviz tarafında, endeks tarafında, IT tarafında, satış tarafında, reklam tarafında… Bunu kullanınca bir olgunluk, bir prezentıbıllık, bir kalifiyelik geliyor insana…

İyi de ne oldu sandık tarafında? 4 yıl daha kibir, dört yıl daha küfür, dört yıl daha başımızda tehdit, aşağılanma, çapulcu, dinsiz lafları… Ülkeyi kurana, sahip çıkana, değiştirmeye çabalayana, istediği gibi yaşayana, kadın olana, Kürt olana, laik olana, doğaya, kuşa... Hakaretin biri bin para… İyi de ne olacaktı acaba?

Şöyle bir diktatör var mıdır ya? Seçimleri kaybedip, “Bu sene iyi hazırlanamadım seneye daha iyi hazırlanırım, hatta şimdi yatayım saati sabaha kurar, erken kalkar çalışırım” diyen? Diktatör, diktatör olduğu için seçim kaybetmez. Yalan üzerine kurulu iktidarı yayabilecek televizyonları, paralı yazarları, manipülasyon yapacak gestapoları, korkutacak sopaları… Ve onlar da haşmetlileri kazanana kadar bitmez?

Kazanmak zorundalar, kitlelerini kışkırtmak zorundalar, bizi aşağılamak zorundalar. Biz aşağıda olacağız ki rey verenler kendini yukarıda hissedecek. Kamplaştıracak ki gözler kör edilecek. Yoksullaştıracak ki muhtaç edecek. Eziyet edecek ki kudretli gözükecek… Sokakların ve hanelerin mutlak hakimi hep o olacak ki tek gözükecek.

O zaman geri alamaz mıyız? Alırız da neyi? Sokak deyince akla ne geliyor? “Çıkalım dışarı, motolof atalım” ya da çatapat, taş-sopa” bu mu geliyor? Gelmesin… Sokak dediğin şey yaşam alanlarımız, mahallelerimiz, bize ait, kimliğimiz olan yer… İkincisi de bize çizilen çerçevenin ya da tıkıldığımız yerin dışı olan her şey… Belirlenen hizalamaların, siyaset sınırlarının, çizilen çerçevenin dışarısında olacak bir şey… 5 yılda bir rey vermek yerine mevcudiyetini koruduğun ve sahip çıktığın yani sen olan şey.

Oy da verdik, yine veririz… Ama biliriz ki bu oyun bizim değil. Bu sistem bizim değil... Bu ülkeyse bizim... Gidecek yerimiz de yok. O yüzden oyunun, sistemin içerisinde kalarak AKP-Saray rejiminin geriletilmesi de yıkılması da mümkün değil. O sokaklarda, o Galata’da ya da herhangi bir yerinde bir memleketin, bizi dövemedikleri, hakir göremedikleri gün, bizim onlara benzemeyen adaletimizle, vicdanımızla da zilleti gördükleri gün, bir şeyler değişecek işte.

Gözümüzün önünde paraları çaldılar deviremedik. Gözümüzün önünde 5 ayda yüzlerce arkadaşımızı bizden kopardılar oturup izledik. Ne zaman Gezi desek Haziran desek devrimcilik desek ağzımıza oy pusulasıyla vurdu birileri, lafımızı yedik. Artık yeter. Bu düzen alt üst edilmedikçe daha çok sandık kurulur daha çok seçim geçer.

Gitmek yok çünkü sende yürek var. Gitsen bile bizlere bırakabileceğin dost eli var. Bırak dönenler dönsün… Dünyanın döndüğüne yüzde 90 inanmadı diye dünya durmadı. Dönenler de oldu ama karanlık çağ az olanların gerçeğe sahip çıkmasıyla yıkıldı. Hem biz onlardan ne bekledik ki? Yanımızdayken de çıkarları için yanımızda olduklarını bilmedik mi? Onlar mı kıracak şimdi direncimizi? Şu tuttuğun gazetenin her sayfasında canla alınan risk ve ödenen bedel sana yetmedi mi?

Aziz Nesin paylaşmak güzel ama bir de Anıtı Dikilen Sinek kitabı var. Paylaşmak ister misin? Uçma inadıyla cama çarpa çarpa anıtı dikilenler var. Hatırlamak ister misin? “Bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi”ne Varna’dan seslenip hasretiyle yananlar da var okumak ister misin? Çocuklarımız için yürüyeceğimiz ağaçlı bir yol var. Yürümek ister misin? Karpuz taze bitti ama gençliğimizi çalan tiranların gittiği günü görmek için… Kalmak ister misin?

En Çok Okunan Haberler