Neymiş bu yapısal reformlar?

Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günler’ isimli kritik günlerden geçildiği söyleniyor yine ancak Dolar’dan söz etmek henüz yasaklanmadı. Damat Bey’in sunum performansı ile ilgili de hâlâ değerlendirme yapılabiliyor sanırım.

‘Yapısal reformlar, yapısal reformlar, neymiş bu yapısal reformlar?’ sorusuyla yola çıkan ekonomi yönetimimiz, Güler Hanım ve Hüsnü Bey’den de aldığı onayla orta vadeli programını açıkladı. Vadesi gelen borçlar nasıl ödenecek şimdilik bu bir sır. Ünlü ekonomist ve gelecek vaadeden konuşmacı Berat Albayrak, yüzünde önleyemediği gülüşü ve birkaç saat içinde akıttığı litrelerce ter arasında powerpoint programıyla süsledi konuşmasını. Sabahın sabit karanlığı projesinin mimarı Bakan Bey, siyasetle ilgilenmese aslında ailesine ait bir şirkette pekâlâ bir CEO olarak da görev yapabileceğini bir kez daha gösterdi.

Neyse ki ailesine ve ülkesine duyduğu sevgi sayesinde bir fedakarlık yapmış ve hem hazinenin hem de maliyenin sorumluluğunu üstlenmişti bu genç adam. Şimdi ülke olarak hepimizin görevi O’na destek olmaktı! Sağcısı solcusu muhalefet partileriyle, muhafazakarı libareli iş dünyasıyla, kayınpederiyle eniştesiyle, omuz atmaca oynayıp neşeye neşe katan bakanıyla oturduğu yerde parasına para katanıyla, gönül gönüle güçlü Türkiye için el ele verip dünyayı titretmeliydik.

Bir şey yapmalıydık ama ne? Ülkemize yani devletimize yani hükümetimize yani Cumhurbaşkanımıza ve Devlet Bahçeli’ye yüzde yüz sahip çıkıp, ‘dik dur, eğilme’ diye meydanları inletmeli, ekonomi politikasını eleştiren hainleri içeri atmalı, Yenikapı’da miting yapıp Kılıçdaroğlu Kemal Bey ve yeni parti yönetiminin dahi katılmasına izin vermeli ve ülkemize açılan ‘ekonomik savaş’ta cepheye şaaak diye deste deste Dolar sürmeliydik belki de.

Doları olmayanın zaten bu saldırılar karşısında kaygılanmasına gerek yoktu. Onlar, doğalgaz ve elektrik faturasını hep Türk Lirası üzerinden yatırıyorlardı ne de olsa! Hem aç kalsak da gururumuzdan ödün vermez, alayına rest çeker yine bildiğimizi okurduk. Cumhuriyet hükümetlerinin zamanında binbir zorlukla yapmış olduğu fabrikaları örneğin şeker üretenleri Amerikan şirketlerine satmak gururumuzu incitmedi, tarlamıza ektiğimiz tohumu Amerika’nın kardeşi İsrail’den almak gururumuzu incitmedi ama bir bu papaz bir de bu Trump bizi aldattı işte ne yaparsınız?

Bu Trump, ABD elçiliğini Kudüs’e taşıma kararı aldığında da ‘sabrımızı taşırma’ diye çok bağırdık ama demek ağzının payını verme zamanı şimdi gelmiş. Şaak diye mühürü vurabiliriz mesela bu Trump’un Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği’nde yaptırdığı 37 bin metrekarelik yeni elçilik binası inşaatına. Sahi iyi fikir. Hem dünyanın kıskandığı Külliye-i İhtişam’ımızın yanıbaşında ne işi var ABD elçiliğinin? Al işte restse rest.

Hem zaten Atatürk Orman Çiftliği’nde ne orman kaldı ne çiftlik. 1927 yılında dönemin Amerikan büyükelçisini Çiftlik’te gezdiren Atatürk, gururla göstermemiş miydi büyük baş hayvanları, 7000 koyunu, bataklıkta büyütülen 1 milyona yakın ağacı, onlarca makinayla yapılan örnek ziraati?

Savaştan çıkıp üreten güçlü Türkiye’nin ihtişamını? Biz o Çiftlik’te üretilen sütle yapılan dondurmanın tadını bilen son nesil, yeterince fedakarlık yaptık. ‘Üretim yapılan fabrikaları satmayın’ dedik bedel ödedik, ‘tarımı bitiriyorsunuz’ dedik bedel ödedik, ‘ Atatürk’le ve O’nun medeniyet projesiyle hesaplaşma arzunuzu dizginleyin’ dedik bedel ödedik, ‘dolarla hayvan ithal edecek hale geldik, yaylalarda yerli hayvanlar otlasın, derelerde balıklar oynasın, birkaç yandaş müteahhit değil hepimiz kazanalım.

Barışarak kazanalım’ dedik bedel ödedik, ‘kentsel dönüşüm depreme karşı dayanıklı bina yapmak demektir, rant kapısı değildir’ dedik bedel ödedik.

Kimimiz işinden kimimiz özgürlüğünden edildi ve en kötüsü ‘beğenmiyorsan git bu ülkeden’ denile denile göç ettirildi en yetenekli ve yetişmiş insan gücümüz. Şimdi hepimiz aynı gemideyiz diyorlar. Fedakarlık ve destek istiyorlar.

Değiliz kardeşim değiliz. Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla boğuşarak yol alan Bandırma Vapuru’ndayız biz ve sağ salim kıyıya çıkınca anti Emperyalist mücadele nasıl örgütlenir ve aynı anda cehaletle nasıl mücadele edilir onu dünyaya yeniden göstereceğiz.

Sizinki olsa olsa milyar dolarlık lüks bir yattır. Onda da bizim işimiz yok zaten. Ekonomiyi dış müdahalelere bu denli açık hale siz getirdiniz, bir zahmet faturayı da siz ödeyiniz. Güler Hanım, Hüsnü Bey, bakın burası çok önemli: Faturayı da hepiniz beraber ödeyiniz! Powerpoint son sayfa: Beni okuduğunuz için teşekkür ederim. Alkış ve ikramlar…

En Çok Okunan Haberler