Nükleer korku

Ortadoğu geçtiğimiz hafta bölge dengelerini derinden etkileyecek tarihi önemde bir olaya tanıklık etti. ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya ve Almanya ile İran arasında İsviçre’nin Lozan kentinde dokuz gün aralıksız yürütülen ‘nükleer müzarekeler’ sonrasında uzlaşmaya varıldı. Anlaşma uyarınca İran’a on yıl boyunca nükleer silah yapmasını engelleyecek bazı kısıtlamalar getirilecek. Buna karşın İran’ın nükleer programı nedeniyle uygulanan uluslararası yaptırımlar aşamalı olarak kaldırılacak.

Lozan mutabakatı önemli bir eşik olsa da henüz hiçbir şey bitmiş değil. İran ve 5+1 ülkeleri arasında varılan ‘siyasi çerçeve anlaşması’, tüm şartlar yerine getirilirse 30 Haziran’da nihai anlaşmaya evirilecek.  İran, iki binli yılların başlarında başladığı yüksek düzeyde uranyum zenginleştirme faaliyetleri yüzünden başına açılan belalardan kurtulma yolunda önemli bir engeli geçti. Otuz yılı aşkın bir süredir ağır ekonomik ve siyasi yaptırımların kıskacındaki İranlılar ambargonun kademeli olarak da olsa kaldırılacak olmasından dolayı sokaklara döküldü.

• • •

Çerçeve anlaşma İran’ı uluslararası sisteme entegre edebilecek bir anahtar. Bu entegrasyon Ortadoğu ve Avrasya’da yeni ittifakların doğmasını beraberinde getirebilir. İran’ın bölgede hızla artan etkinliği bu anlaşma ile taçlanmış oldu. Irak’ta ayyuka çıkan Washington-Tahran işbirliğinin bölgenin diğer kriz merkezlerinde de hayata geçirilmesi, bölgede bugüne kadar inşa edilen tüm denklemleri temelinden sarsacak sonuçlara yol açabilir. Tahran, Afganistan’dan Akdeniz kıyılarına, Hazar Denizi’nden Basra Körfezi’ne Ortadoğu’nun en önemli oyuncularından biri durumuna gelecek.

• • •

ABD öncülüğündeki Batı dünyası ile sorunlarını bir nebze de olsa giderme şansını yakalayan İran, bu uzlaşının verdiği rahatlıkla artık daha fazla bölgesel sorunlarda inisiyatif alabilecek konuma geldi. Irak, Suriye, Lübnan, Yemen’de nüfuzunu tahkim edebilir, ekonomik yüklerinden kurtulup bölgede ve de küresel denklemde gücüne güç katabilir. Anlaşma başarılı sonuç verirse İran bundan en kazançlı çıkacak olan taraf olacak. On yıl sonra anlaşma süresini doldurduğunda önemli bir nükleer altyapıya sahip olmaya devam edecek ve ekonomisini felce uğratan yaptırımların kaldırılmasıyla büyük bir nefes alacak. Şimdilik bu anlaşma diplomasi açısından her iki tarafa da kazanımlar sağlıyor.

• • •

Anlaşma taraflar arasında büyük memnuniyetle karşılansa da bundan rahatsız olanlar da yok değil. İran’ın muhafazakârları, ABD’nin neoconları, İsrail ve Suudi Arabistan rahatsız. Her iki ülke İran’ın askeri ve ekonomik açıdan çökertilmesini beklerken, Tahran nükleer programını sürdürme ve ekonomik yaptırımlardan kurtulma imkânını elde etti. Tel Aviv ve Riyad, anlaşmanın sağlanmaması için ABD yönetimine yoğun baskı yaptı. İki ülke bundan sonra da nihai anlaşmanın sağlanmaması için ellerinden geleni ardına koymayacak. İran’daki muhafazakârlar ise çok fazla taviz verildiğinden şikâyetçi.

• • •

Nükleer meselede esas sorulması gereken soru şu: Neden herhangi bir ülkenin değil de İran’ın nükleer faaliyeti bu kadar sorun teşkil ediyor? Bugün nükleer silaha sahip sekiz ülke var. Bunlardan sadece beşi Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşma’ya (NPT) taraf: ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin. Söz konusu ülkeler, aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri. Nükleer ligin diğer ülkeleri antlaşmayı onaylamayan Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore. İsrail’in de nükleer bir güç olduğu herkesin malumu.

• • •

Sorunun yanıtı şurada. Tüm kötücüllüğüne rağmen nükleer önemli bir caydırıcılık aracı ve de statü sembolü. Bu silaha sahip olanlar bir anlamda dokunulmazlığa erişiyor. İran’ın nükleer silaha sahip olması; Brezilya, Mısır, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin nükleere yönelmesine neden olabilir. Brezilya, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin bu yönlü bir girişimde bulunduğu biliniyor. Bütün korku da bundan kaynaklı. Nükleer ayrıcalığın bir başka ülkenin eline geçmemesi. Koparılan onca gürültünün arkasında bu kaygılar var.

En Çok Okunan Haberler
  • Atıf Yılmaz’ın Osman Şahin öyküsünden uyarladığı Adak’ın (1979) başında, köylü karakterlerden birinin röportaj sırasında
  • Biraz da dilden konuşalım... Bıkkınlık veren “siyasal gündem”den başımızı kaldırıp “Dil
  • Geçenlerde bir gazetede DEHB tedavisinde kullanılan ilaçların bir yılda yüzbinlerce kutu yazıldığına (aşırı kullanıldığına)
  • İçerdekiler için bir tutkudur, firar etmek. Daha çok idamlıkların, müebbetliklerin hakkı gibi dursa da, üç-beş ay yatacakların