“O zat benim memurumdu!”

17 Şubat 2011 tarihinde Türkiye’nin Kongo’da bulunan Kinşasa Büyükelçiliği’nde bir diplomatımız intihar ederek aramızdan ayrıldı.

Osman TuncelGalatasaray Lisesi’nden değerli bir kardeşimdi…

• • •

Kıbrıs Gazisi bir babanın tek oğlu…

Galatasaray Lisesi’nin iftihar ettiği öğrencilerinden biri…

Boğaziçi Üniversitesi mezunuydu ve Mülkiye’de yüksek lisans yaparken Dışişleri Bakanlığı’nda göreve başlamıştı…

2. Kâtip olarak görev yapıyordu Dışişleri Bakanlığı’nda.

Bir arkadaşının ifadeleriyle, “aydınlık, parlak ve entelektüel” genç bir diplomattı.

Bir gün birden büyükelçilikte intihar ettiğini öğrendik.

Çok ama çok üzüldük…

• • •

Dışişleri Bakanlığı sözde bir soruşturma başlattı intiharla ilgili.

Birkaç gün sonra soruşturma sonrası şöyle bir bilgi yayımlandı:

“17 Şubat’ta Kinşasa’daki büyükelçilikte bulunan odasına giren Tuncel, kapıyı kilitledi. Ardından da odadan silah sesi duyuldu. Elçilik görevlileri, kapıyı açarak içeri girdiklerinde Tuncel’in yaralı olduğunu görerek, hastaneye götürdü. Ameliyata alınan Tuncel, bir saat sonra hayatını kaybetti.”

• • •

Bugün 1 Şubat 2018. Osman’ı kaybedişimizden bugüne yaklaşık 7 yıl geçmiş. Bakanlık konuyla ilgili hala gerçekçi bir açıklama yapmadı.

Babası Kıbrıs Gazisi, Emekli Hava Pilot Yarbay Ziver Tuncel, “Oğlum intihar edebilecek biri değildi. Eminim ki, onuru incinmese intihar etmezdi” demişti. Annesi oğlunun ölümüne dayanamayıp bir yıl sonra hayatını kaybetti. Babası da birkaç yıl yaşayabildi bu acıyla.

Osman yakın arkadaşlarına, Kinşasa’da amirleri tarafından sistematik bir “mobbing”emaruz kaldığından yakınıyordu. Hatta bu taciz öyle boyutlara varmıştı ki, altlı üstlü konutlarda oturan Büyükelçi, Osman’ın ve eşinin yaşadığı evin sularını bile kesmeye varan baskı ve caydırma yöntemleri uygulamıştı.

Osman, Atatürkçü ve Cumhuriyet değerlerine bağlı, aydınlık bir Türk genciydi. Yaşasaydı, cesareti ve aklıyla diplomasi tarihimizin sayılı diplomatları arasına girebilirdi. Nitekim eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, “Osman Tuncel’i Galatasaray Lisesi’nde müdür olduğum dönemden itibaren tanıyorum. Çok parlak bir beyindi. Araştıran, yazan ve düşünen...” şeklinde tanımlıyordu genç diplomatı.

2011 yılında başlatılan soruşturmayla ilgili kamuoyuna hiçbir şey yansımadı.

Böyle aydınlık bir diplomata AKP hükümeti sahip çıkmak istemedi…

Belki de sevindiler!

Onlara göre laik demokratik Cumhuriyet’e sadık olan bir diplomata sahip çıkmak gereksiz olabilirdi.

Üstelik geleceğin kontrol edilemeyecek yurtsever “monşerlerinden” biri daha eksilmişti.…

• • •

Oysa Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu daha birkaç gün önce CHP Genel Başkan Yardımcısı ve eski diplomat Öztürk Yılmaz’ı eleştirirken “O zat benim memurumdu” demişti, memurlarına sahip çıkabiliyormuş gibi.

Yılmaz, 11 Haziran 2014’te Türkiye’nin Musul Başkonsolosu olarak görevliyken Başkonsolosluk binası IŞİD tarafından sarıldığında, hükümetin “çatışmayın” talimatıyla konsolosluk personeliyle beraber esir alınmış ve ancak 101 gün sonra IŞİD’in elinden kurtulabilmişti.

• • •

O dönemde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ydu. IŞİD’i şöyle tanımlıyordu:

IŞİD dediğimiz yapı radikal, terörize bir yapı olarak görülebilir ama oraya katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar ve öfkeler, büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu.”

Rehine süreci içinde IŞİD’le garip bir ilişki ağı kurulduğu doğrultusunda türlü iddialar ortaya atıldığını da unutmadık...

• • •

Yılmaz ve beraberindeki 48 kişinin IŞİD tarafından esir tutulduğu günlerde Çavuşoğlu Dışişleri Bakanlığı koltuğuna yeni oturmuştu.

O sıralar AKP hükümeti ile IŞİD’in arası çok iyiydi.

Teröristlere “birkaç öfkeli genç” diyen hükümet, bugün o “gençlerin” esir tuttuğu diplomata ve partisine “terörist” yakıştırması yapmaktan çekinmiyor.

• • •

Bugün Afrin’de Özgür Suriye Ordusu’yla birlikte operasyon yapan, onlara “Milli Ordu” diyen ve operasyonda ölen ÖSO mensuplarını kendi şehitlerimizle birlikte şehit sayan AKP hükümetine sormak lazım: “Arkasına sığınmaya başladığınız ÖSO’ya gün gelip terörist demeye başladığınızda kendinizi bugünlerden nasıl sıyıracaksınız?

Yine ‘kandırıldım’ mı diyeceksiniz?

• • •

Yılmaz, AKP’nin terörist diyemediği IŞİD’in elindeki esaretinden kurtulduktan 1 yıl sonra CHP Ardahan Milletvekili oldu.

Dün kahraman dedikleri Yılmaz’a “Benim memurumdu” diyerek aşağılamaya çalışıyorlar…

Oysa o gün diplomatına sahip çıkamayan hükümet, IŞİD’e sahip çıkmakla meşguldü.

• • •

“ÖSO’ya dikkat edin, Yarın başınıza iş açacaksınız” dediği için AKP Genel Başkanı Erdoğan CHP’li Yılmaz’a; “Ulan ahlaksız! Sen sıcak yatağında yatarken ÖSO Mehmed’imle senin kol kanat gerdiğin teröristleri yok ediyor” sözünü pervasızca söyleyebiliyor!..

Yani hükümet yine gayri meşru örgütlere sahip çıkmaya devam ediyor, kendi vatandaşlarını ve demokrasisini tehlikeye atmak pahasına.

• • •

İşin garip yönü Türkiye bir yandan Rusya ve İran’la Esad’ın koltuğunu koruyacağını söylüyor. Diğer yandan Esad’a karşı kurulan Özgür Suriye Ordusu ile birlikte hareket ediyor.

Bu garip çelişkinin yarın ülkemizi büyük sıkıntılar sokacağı şimdiden görülebiliyor...

• • •

Öte yandan Çavuşoğlu ve önceki AKP’li bakanlar tarafından Dışişleri Bakanlığı’na giren en az 450 meslek memuru, FETÖ’cü oldukları gerekçesiyle ihraç edildi.

Onlara işveren ve el üstünde tutan bakanlar gerçek yurtsever diplomatlara sahip çıkmadılar. Tıpkı gencecik diplomat Osman Tuncel’e olduğu gibi…

O diplomatlar dün, FETÖ’cü olmadığı için, tacizlere maruz kalarak intihar yolunu seçtiler, bugün ise doğru söyledikleri için “terörist” olmakla suçlanıyorlar...

• • •

Geçtiğimiz gün Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi yöneticileri “savaş bir halk sağlığı sorunudur” sözü üzerine gözaltına alındılar.

Görevleri insanları yaşatmak olan, bu doğrultuda yemin eden doktorlar doğal olarak savaşın vahşetine dikkat çekmek adına bir bildiri yayınlamışlardı...

İnsanların ölmesini istemeyen ve “hemen barış gelsin” diyen doktorları bile gözaltına almaktan çekinmeyen zihniyet, yalnızca hukuk devleti ve adil yargı sisteminin kaldırılmasına değil, yaşam hakkını da yok edilmesine neden olan ahlaksız bir faşist düzene hizmet ettiğinin farkında değil…

Bugün Türkiye’de barışı istemeyenler suçlu, savaşı isteyenler onurlu olarak kabul ediliyor. Bu da içinde bulunduğumuz ahlaki çöküntüyü açıkça ortaya koyuyor.

Görülen o ki; demokrasi, eşitlik, hak, hukuk ve adaleti ortadan kaldırınca yurttaşların cefası ve daha da artacaktır!

CHP kurultayı bu nedenle daha da büyük önem kazanıyor, Türkiye’nin dikkati CHP’nin üzerinde, biline!

En Çok Okunan Haberler