ÖDP: Krizin sorumlusu vurguncu finans kapital ve AKP politikalarıdır!

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) döviz kurundaki sert yükselişe dair bir açıklama yayımladı. Türkiye ekonomisinin derin bir krizde olduğu belirtilen açıklamada, "16 yıldır söylediğimiz gibi, bugün gelinen nokta AKP politikalarının bir sonucudur. Dünyada doların bol, döviz kredilerinin ucuz olduğu dönemde sınırsızca ve sorumsuzca borçlanılmış, elde edilen kaynaklar ise, istihdam ve döviz geliri getirmeyen, yeterince katma değer üretmeyen inşaat-gayrimenkul gibi rant faaliyetlerinde kullanılmıştır" ifadeleri kullanıldı.

Krizin yükünü emekçilere çıkaran uygulamalara birlikte direnilmesi gerektiğinden bahsedilen açıklamada, "Ücretlerin düşürülmesine, sosyal programların kesilmesine, işten çıkarmalara izin vermemek zorundayız. Halkın kendi arasında krize karşı dayanışma bağlarını güçlendirmek, üretici ve tüketici kooperatiflerini yaygınlaştırmak, tarımda ve diğer alanlarda tekelleri aradan çıkarmak zorundayız. Krize karşı direniş kanalarını açık tutmak ve kalıcılaştırmak bu ülkenin solcularına ve devrimcilerine düşen önemli görevler arasındadır" denildi.

ÖDP'den yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

Krizin Sorumlusu Vurguncu Finans Kapital ve AKP Politikalarıdır!

Krize Karşı Emeğin Direnişini ve Dayanışmasını Örelim!

Türkiye, ekonomisi derin bir krizin içindedir. 16 yıldır ülkemizi adım adım krize sürükleyen AKP’nin uyguladığı neoliberal politikalar bugün sürdürülemez bir noktaya gelmiş, ülkemizi telafisi zor ekonomik krize taşımıştır.

Türkiye, yüksek işsizliğin yanında yüksek enflasyon ve yüksek faiz ile milli gelirde daralma sürecine girmiştir. Dış borçlar 466 milyar doları aşmış, cari açık milli gelirin yüzde 6’sına ulaşmış, enflasyon yüzde 15’i geçmiş, faiz yüzde 25’lere yaklaşmıştır. İç ve dış gelişmelere oldukça kırılgan hale getirilen ekonomimizde Türk Lirası tek bir günde yüzde 25 değer kaybeder hale gelmiştir. Ekonomimiz halkımızın birikimleri ve gelirlerini eriterek milyarlarca dolar kazanan spekülatörlerin çıkarlarına terk edilmiştir.

"GELİNEN NOKTA AKP POLİTİKALARININ BİR SONUCUDUR"

16 yıldır söylediğimiz gibi, bugün gelinen nokta AKP politikalarının bir sonucudur. Dünyada doların bol, döviz kredilerinin ucuz olduğu dönemde sınırsızca ve sorumsuzca borçlanılmış, elde edilen kaynaklar ise, istihdam ve döviz geliri getirmeyen, yeterince katma değer üretmeyen inşaat-gayrimenkul gibi rant faaliyetlerinde kullanılmıştır. Ucuz döviz sayesinde üretimde ve tüketimde ithalat bağımlılığı artmış, ülke öz kaynakları büyük çapta tahrip edilmiştir. Küresel ekonomide ucuz dolar dönemi sona erdirildiğinde ise Türkiye, dünya ölçeğinde en borçlu ve en kırılgan ülke olarak yerini almıştır.

“Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” diyen Erdoğan, kendisinin de uygulayıcısı olduğu neoliberal projenin kurallarını çiğnemeye başlamıştır. Bir dönem dost geçindiği piyasalarla kavgaya girmiştir ve faturaları ağır bir biçimde önüne konmaktadır. Yolsuzluklar, kuralsızlıklar, keyfiyet, liyakati hiçe sayan keyfi uygulamaların adı olan Cumhurbaşkanlığı Başkanlık Sistemi ile mevcut kurumsal yapılar tahrip edilmiştir.

Ne iş ne aş bırakan AKP politikalarının yol açtığı kriz, her krizde olduğu gibi, yine halkın birikimleri üzerinden aşılmaya çalışılıyor. IMF tarafından 2001 krizinin bir çözümü olarak sunulan ve AKP’nin aksatmadan uyguladığı mali disiplin namı-ı diğer “kemer sıkma” politikalarının dozajının artması bugünkü krizin bir çözümü olarak sunuluyor. Döviz kurundaki artıştan doğan zarar, zamlar aracılığı ile doğrudan halkın omuzlarına yüklenirken, ücretler ve birikimler enflasyona karşı korumasız bırakılıyor.

Son günlerde ekonomide yaşananları ABD’ye veya esrarengiz dış güçlere havale eden açıklamalarla krizin manipüle edilmeye çalışıldığı açıktır. Kaldı ki, sorumlu tutulan kreditörlerdir ve AKP döneminde en fazla borç alınan kesimdir.

"ULUSLARARASI FİNANS SERMAYESİ KRİZİN SORUMLULARININ BAŞINDADIR"

Ülkemizin muhtaç bırakıldığı uluslararası finans sermayesi krizin sorumlularının başında gelmektedir.

Özel sektörün borçlarının 2001’deki gibi kamu tarafından garanti edilmemesi gerekir. Yükün borçlular ve alacaklılar arasında paylaşılmasından başka çözüm yoktur.

Gelinen noktada ne Erdoğan’ı“anti-emperyalist” bir figür gibi görerek“aynı gemideyiz" aldatmacasına kapılmak, ne de Merkez Bankası bağımsızlığı söylemiyle öne çıkan neoliberal itikada davet etmek doğrudur. Türkiye’nin ihtiyacı, gelir ve servet dağılımı bozukluklarına işaret eden, laik eğitimi ve parasız sağlığı savunan, kamucu, ekolojist bir programa dayanan üretim ekonomisidir.

"İŞTEN ÇIKARMALARA İZİN VERMEMEK ZORUNDAYIZ"

Krizin yükünü emekçilere çıkaran uygulamalara birlikte direnmek, ücretlerin düşürülmesine, sosyal programların kesilmesine, işten çıkarmalara izin vermemek zorundayız.

Halkın kendi arasında krize karşı dayanışma bağlarını güçlendirmek, üretici ve tüketici kooperatiflerini yaygınlaştırmak, tarımda ve diğer alanlarda tekelleri aradan çıkarmak zorundayız.

Krize karşı direniş kanalarını açık tutmak ve kalıcılaştırmak bu ülkenin solcularına ve devrimcilerine düşen önemli görevler arasındadır.

En Çok Okunan Haberler