Omuz omuza verme zamanı

Bu topraklarda baskı, zulüm ve kıyım istisna değil kuraldır. Devlet aklı denilen şey, muktedire hangi araçlarla bu operasyonu yürüteceğinin ‘bilgisini’ verir. Bu ‘bilgi’ hukukun kime uygulanıp kime uygulanmayacağını, baskı ile ikna arasındaki sınırı belirler. Memleketin demokrat ve ilerici güçleri, makbul vatandaş için öyle ya da böyle işleyen ‘hukuk’tan hep eksik faydalanmıştır. Her defasında da yoğun bir itibarsızlaştırma kampanyasına muhatap olmuşlardır. Son dönemeçte Cumhuriyet’e ve HDP’ye yapılan operasyonlara bakınca bu tanıdık mekanizma ile tamamen yeni olan bir sürecin iç içe geçtiğini görüyoruz. Asıl ürkütücü olan işin bu ‘yeni’ kısmı. Siyasal İslam, bir devlet projesine dönüşüp tüm seküler güçleri tasfiye ederek demokratik cumhuriyetin yerine geçme hazırlığında.

İktidar bloku üç temel parçadan oluşuyor: Saray, AKP ve MHP. Bu bir koalisyon ama ne AKP ne de MHP, Saray’dan bağımsız hareket etme kabiliyetine sahip. Saray, AKP’yi doğrudan şekillendiren güç olduğundan ‘yumuşak karnını’ da en iyi o biliyor. Davutoğlu tasfiyesi sonrasında partide kendi özerk gücü olan bir ‘ikinci adam’ artık yok. Dolayısıyla mevcut stratejiyi belirlemek, doğrudan Saray’ın tasarrufunda. MHP’ye olan ihtiyaç ise referanduma kadar. Bir kez referandum kararı alınsın, MHP yönetimi sonradan çark etse bile kıymeti harbiyesi kalmayacak. Erken seçim sopası gösterilen MHP’nin ‘ikna’ edilmesi şüphesiz Kürtlere yönelen baskıyla doğru orantılı. HDP’ye yapılan operasyonun hemen öncesinde Bahçeli’nin Erdoğan ile buluşması tesadüf değildi. “Mini zirve” iktidar blokunun içeride ve dışarıda savaş kararını tescillediği bir buluşmaydı.

HDP’li vekillere gece yarısı operasyonu birçoğumuzun aklına 1991’de DEP’lilerin Meclis’ten polis zoruyla götürülmelerini getirdi. 2009 sonbaharında da mahkeme DTP’li vekiller için benzer bir karar vermişti ama o günlerde bu durum AKP’liler ve CHP’liler tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Bugün ne değişti? Bu sorunun cevabı net. HDP’li vekillerin gözaltına alınıp tutuklanması 7 Haziran’dan bu yana yaşanan sürecin doruk noktası olduğu kadar rejim değişimine giden yolun zorlanması. Bir sonraki aşamada Kürt siyasetinin tamamen tasfiye edilmesi için ikinci bir hamlenin geleceğini öngörmek falcılık değil. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına “anayasaya aykırı ama evet” diyerek yol veren CHP yönetimi ise basiretsizliklerinin bedelini esas benzer bir operasyon kendi başlarına geldiğinde ödeyecek.

Rejim değişikliğinin meydanlarda, televizyonlarda halka hitap ederek gerçekleşmeyeceğini çoktan gördüler. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında oluşan atmosfer, sonraki süreçte atılan antidemokratik adımlarla şüpheleri arttırdı. Şimdilerde iknaya değil fiili durumu kabullendirmeye yarayacak daha büyük bir hamleye ihtiyaç var. Tutuklamalar ve sınıra yapılan yığınak bu konuda bize ipucu sunuyor. Hem Suriye’de hem de Irak’ta yeni cephelerin açılması ve kara gücünün doğrudan seferber edilerek ‘savaş iklimine’ tümden girmemiz muhtemel. Toplumdaki panik, korku havası ile iktidar çeperinin zafer çığlıkları birbirine karıştığında rejim değişikliği için son hamle gelecek.

Buradan anlaşılıyor ki tüm muhalifler yok edilene kadar iktidar bloku operasyonlarına devam edecek. Başka türlü davrandığında mevcudiyetini sürdürmenin imkânsız olduğunu biliyor. Hâlihazırda son bir haftada Türkiye kasvetli ve ürkütücü bir distopya’ya dönüşmek yolunda epey mesafe kaydetti. Artık görünen köy kılavuz istemiyor. Meselemiz sadece demokrasi falan değil varlık-yokluk mücadelesi. ‘Etliye sütlüye dokunmayanlar’a ayrılan sürenin de yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Olup bitenleri tribünlerden izleyenler rahat koltuklarına veda etsin. Bugün internetinden feragat edenler yarın sokaklarda özgürce gezme hakkından olacak. Kürtlerin oylarının gaspının benzerini kendi oy verdikleri partinin kapısına kilit asıldığında anlayacaklar.

Üniversitelerde sol ve demokrat hocaların tasfiyesi, önce Kürt medyasına sonra Cumhuriyet’e yapılanlar, belediyelere kayyum atanması, HDP’lilerin tutuklanması aynı projenin farklı parçaları. Birine oh olsun deyip diğerine ah vah diye dövünerek birleşik bir mücadele hattı örülemez. Silivri’ye götürülen Cumhuriyet kadrosu ile F tipine konan HDP’li vekiller aslında aynı duvarların arkasındadır. Bugün “milli irade” adına demokrasinin, “milli güvenlik” adına hak ve özgürlüklerin rehin alınmasına karşı işyerlerinde, mahallelerde, meydanlarda birleşme, omuz omuza verme zamanı. Yarın çok ama çok geç olabilir.

En Çok Okunan Haberler