Ordu’da yurttaşlar böyle dert yandı: Çocuklarımız işsiz geleceklerinden endişe duyuyoruz

Meltem Yılmaz - Mustafa Kemal Erdemol

Ordu

Bu topraklarda yaşayanlar Çernobil faciasının etkisinden halen kurtulabilmiş değil. Ne yazık ki Karadeniz’e ayak basınca, bu korkunç deneyimden hiçbir ders alınmadığı görülüyor. Dünyanın en vahşi yöntemi kabul edilmesine rağmen Ordu’da bir İngiliz şirket tarafından gerçekleştirilen siyanürle altın arama çalışmaları, yepyeni bir facianın kapılarını aralıyor.

Ordu’nun 2005’ten bu yana ölümcül bir sorunu var: Siyanürle altın arama. Dünyanın hemen her yerinde yasaklanan siyanürle altın arama çalışmaları, Fatsa Ünye arasındaki 10 kilometrekarelik alanda ve 7 kadar köyü kaplayan Masudlu beldesinde, köylünün isyanına rağmen devam ediyor. İlk sondajın 1992’de vurulduğu bölgede 2 yıldır siyanürle altın aranıyor. Zaten bu yüzden ağaçlar, toprak, hava, su, meyve, sebze ve özellikle fındık bozulmaya başlamış. Şimdi sırada insanlar var...



Tehlikenin farkında olan yurttaşlar, siyanürle altın arayan İngiliz şirketin muhtarları satın alarak köylünün direnmesini engellediğine dikkat çekiyor. Dahası, anlattıklarına göre, jandarma da şirketin yanında, halkın karşısında hareket ediyor.



Bölgede konuştuğumuz Metin Karaman adlı yurttaş, 2011 yılında maden ocağı yapılacağı yalanıyla ormanda ağaç kesimleri başladığında, şirketin köylüyü yol, istihdam ve hastane gibi olanaklarla kandırıp ikna etmeye çalıştığını, ancak hiçbir zaman siyanürden bahsetmediklerini söyledi. 2013 yılında köylülerin yavaş yavaş gerçeği idrak etmeye başladığını anlatan Karaman, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“2014 yılına geldiğimizde tüm köylü durumun ciddiyetinin farkındaydı. Bunun için binlerce insan toplandı, en sonunda 5 bin kişilik bir miting yaptık. Ancak bu mitingden sonra madenci şirket, madene en yakın bölgedeki insanları işe alarak mücadeleyi zayıflattı. 11 ay sonra da direniş çadırımız yakıldı. Dahası, muhtarlara büyük paralar verilerek, köylünü susması sağlandı.”
Karaman, geçimlerini zar zor kazandıkları fındıktan, geçmişte hiç tanık olmadıkları, tuhaf bir şekilde çürüme görüldüğünü belirterek, “Yalnız fındıkta da değil, fasulyede de lekeler oluşuyor. Mısır koçak bağlamıyor. Artık yemek yerken zehir yiyor gibi hissediyoruz” ifadelerini kullandı.

İşsizlik can yakıyor
Ordu’nun en ölümcül sorunu siyanürle altın arama çalışmaları olsa da kentin sıkıntıları bu kadarla sınırlı değil. Kentte istihdam yaratacak sahaların olmayışı, işsizliğin Türkiye ortalamasının en üst sıralarına tırmanmasına neden oluyor. Ordu, çeşitli türde meyvelerin en yoğun üretildiği illerden biri olmasına rağmen bu alanda sanayi kuruluşu yok. Kırsalda da durum farklı değil. Geçmişte geçim kaynağı fındıkçılık, bal üretimi gibi tarımsal faaliyetler olan kırsal kesim, bugün Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi, tarım politikalarının iflasının sonuçlarını en yakından, en acı biçimde yaşıyor. Cevat Atar adlı yurttaş, yaşadıkları zorlukları şu sözlerle anlatıyor:

“Bundan 15- 20 yıl öncesine kadar, maddi olarak en kötü halimiz bile, bugünle kıyasladığımızda çok iyiymiş. Bugün karnımızı doyurursak şükrediyoruz. Yalnızca biz değil, Ordu’nun geçmişte önde gelen ailelerine baktığımızda ne durumlara geldiklerini görüyoruz. Çocuklarımız işsiz, şehre göçen ailelerin çocukları da işsiz, bunalımda, çocuklarımızın geleceklerinden endişeliyiz ama elimiz kolumuz da bağlı, ne yapacağız bilmiyoruz.”

Kırsal kesimin en önemli sorunlarından biri de okullar atıl durumda olduğu için çocukların eğitim olanaklarının neredeyse olmaması. Göçün bir diğer nedeni de bu. Ancak sonuç değişmiyor. Zira yalnızca kırsalda değil, kent merkezinde de eğitimin karnesi bir hayli kötü.



Ordu’da taşımacılık eksikliği
Halihazırdaki fındık kanunu, Ordu’yu mağdur eden en önemli unsurların başında geliyor. Fındıkta tekelleşmenin küçük üreticiye çok ciddi darbe vurduğuna dikkat çeken yurttaşlar, fındık bahçelerinin miras yoluyla çok küçük parçalara bölünmesinin yanı sıra, fındık bahçeleri ile üreticilerin yaşlanmasının da, halihazırdaki olumsuz gidişatı tetiklediğini dile getiriyor.
Ticaret ve sanayiye yön veren en önemli unsurlardan birinin taşımacılık olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Ordu’nun limanı ve tren yollarının olmaması da, halkın tepkisini çekiyor. Yurttaşlar, hızlı tren projelerinin konuşulduğu günümüzde, batıda Samsun, güneyde Tokat ve Sivas’a kadar gelen demiryolunun Ordu’ya gelmemesini, kentin geri bırakılmışlığının önemli bir göstergesi olarak görüyor.

Orduluların dikkat çektiği bir diğer sorun da kent merkezi ve ilçelerdeki balıkçı barınaklarının kapasite yetersizliği. Bu kapasitelerin artırılması için uzun süredir talep var ancak yurttaşlar taleplerinin karşılanmadığını dile getiriyor.
Yurttaşlar ayrıca, Karadeniz’in bir gerçeği haline gelen kanser hastalığında, Ordu’nun Türkiye ortalamasının en üst sıralarında olmasına rağmen kanserle yeterli mücadeleyi sağlayacak donanımın olmadığını da sözlerine ekliyorlar. Son 10 yılda 6 bini aşkın insanın kansere yakalandığı, 3 bin 600’ü aşkın insanın kanserden vefat ettiği belirlenen kentte, siyanürle altın arama çalışmalarının bu sayıyı katbekat artıracağına inanılıyor.

***

Siyanür akarsulara, göllere karışıyor

Kamuoyu yıllar önce Bergama köylülerinin verdiği mücadele ile öğrendi siyanürle altın arama yöntemini. Oysa Türkiye’de Bergama’dan önce de bu yöntemle altın aranıyordu. Dünyada ise hayli eski bir geçmişi var. İlk olarak ABD’de 1867 yılında kullanıldı. “Altına Hücum” yıllarında bu değerli madene ulaşmak için en kestirme yol olarak bu yöntemi kullandı altın maden şirketleri.

Bir süre sonra pahalı olduğu gerekçesiyle vazgeçilen bu yönteme maden şirketleri zenginleştikçe 1950’li yıllarda yeniden başvuruldu. Yoksul ama altın açısından zengin ülkelere açılan maden tekelleri bu yöntemi acımasızca kullanmaya devam ediyorlar. Bugün Ordu köylüleri Stratex firmasının işte bu yöntemle maden araması sonucu meydana gelen sıkıntılarla boğuşuyorlar. Önceleri durumun farkında olmayan köylüler, zamanla çürüyen fındıklarının, bahçelerinde genetiği değişen diğer ürünlerinin bu yöntem nedeniyle zarar gördüğünü anladıklarında iş işten geçmişti.

Firma şimdi Ordu’nun güzel tepelerinde manzarayı da katlederek büyük bir çevre felaketine yol açtı. Kanser vakalarında artış gözlemleniyor. Stratex buraya gelmeden birkaç yıl önce yol, hastane yapınca “ayağımıza hizmet geldi” diye sevinen köylüler aslında bunun bir felaket hazırlığı olduğunu fark edemediler.

Siyanür havaya, suya kolay karışan bir madde. Borulardan sızıyor, doğaya karılıyor kolayca. Akarsulara, göllere ulaşıyor. Oralarda yaşayan canlıları da öldürüyor. Solunan havayla insan bedenine de giriyor.

1 ton cevherden altın çıkarmak için 500 gram siyanür kullanıldığı söyleniyor. Aynı miktarda altın için 3 ton suyun kirlenmesi gerekiyor. Yani astarı yüzünden pahalı bir uygulama bu.

Ordu üreticisi, köylüsü şimdi büyük bir mücadelenin içinde. Başta verilen desteğin azaldığı düşüncesindeler, ve artık her zamankinden fazla desteğe ihtiyaçları var.

En Çok Okunan Haberler