Ortadoğu rekabetinde İsrail-İran çatışması

Mustafa Peköz - Ortadoğu Uzmanı

Tel Aviv, “Tahran'ın nükleer silah yapmak için gizli bir faaliyet içinde olduğunu gösteren yaklaşık 50 bin sayfalık belgeyi ele geçirdiğini ve bunları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ile ve Almanya'ya gönderildiğini” açıkladı. Böylece İsrail, ‘nükleer anlaşmaya uymadığı’ gerekçesiyle Güvenlik Konseyi'nin İran'a yaptırım kararı alması talebinde bulundu.

Uluslararası kamuoyu, bu tür belge ve bilgilerin güvenirliği konusunda ciddi kaygılar taşıyor. Geçmişte Irak Lideri Saddam'ın kimyasal silahlara sahip olduğuna dair küresel güçlerin istihbarat örgütleri tarafından hazırlanan raporlar gerekçe gösterilerek Irak'a operasyon yapıldı. Yıllar sonra İngiltere Başbakanı Tony Blair ise söz konusu belgelerin sahte olduğunu açıkladı. Bu nedenle İran'a yönelik çok yönlü yaptırımların uygulanması için gerekçe yaratmaya çalışan İsrail'in sunduğu belgelerin güvenilirliğinden ciddi kuşku duymak gerekir. Özellikle İran'a yönelik operasyonlara karşı çıkan Rusya, Çin, Fransa, Almanya ve hatta İngiltere, söz konusu belgelere kuşkuyla yaklaşmaktadırlar. Aynı şekilde Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK), İran'ın “atom bombası üretmek üzere nükleer program yürüttüğüne dair 2009 yılından bu yana inandırıcı kanıtlar bulunmadığı”nı duyurdu. Bir başka ifadeyle İsrail'in 'nükleer belgeler elimizde' açıklaması gerekçe gösterilerek, İran ile yapılan 'nükleer anlaşmanın' iptali veya yeniden düzenlenmesi gibi bir girişim söz konusu olmayacaktır.

İsrail diğerlerini ikna edebilecek mi?
İran, İsrail için askeri olarak hiç bir şekilde tehlike oluşturmuyor. İran'ın elinde harekete geçirebilecek nükleer silahlar bulunmuyor. Konvansiyonel silah bakımından sanıldığı gibi kendi savaş teknolojisini yaratabilmiş değil. Hava savunmasını Rusya'nın verdiği S 300'lerle sağlıyor. Tersine İsrail oldukça gelişmiş nükleer silahlara sahip olup, konvansiyonel silahlarda dünya çapında gelişmiş askeri teknoloji üreten bir kaç ülkeden biridir. İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemeye çalışan ve BMGK’yi göreve çağıran İsrail, elindeki nükleer silahların oranı hakkında ise BMGK’ye bilgi vermeyi reddediyor. UAEK'nin İsrail'in nükleer kapasitesin araştırılmasına da izin vermiyor. İsrail yönetimi, bugüne kadar nükleer silahlar konusunda sorulan hiçbir soruya yanıt vermiş değil. Bir bakıma BMGK’yi ciddiye almıyor, nükleer bomba kapasitesi hakkında tek bir kelime açıklama yapmıyor ama aynı İsrail, İran'ın nükleer silah elde etmek için nükleer programına devam ettiği iddiasıyla BMGK üyelerine şikâyette bulunuyor.

ABD, Güvenlik Konseyi'nin diğer üyelerini ve Almanya'yı ikna etmesi oldukça zor görünüyor. Trump, yüksek bir olasılıkla anlaşmadan tek taraflı olarak çekilecek ve alınan karara uymayacağını açıklayacaktır. ABD'nin belirlediği Ortadoğu stratejisinin merkezine İran'ı oturtması, bu stratejinin küresel ölçekte destek görmemesine yol açacak ve Washington ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacaktır.


Fransa ve Almanya, İran'ın nükleer silah programını gizlice geliştirdiğine inanmıyor. İsrail'in talebini formalite olarak inceleyecektir. Rusya ve Çin ise böylesi gizli bir araştırmanın yapıldığını hiçbir şekilde inandırıcı bulmuyor. Bu nedenle ABD, 'nükleer anlaşamadan' çekilebilir ama diğer ülkeler aksi yönde yana tutum alacakları için anlaşmanın uluslararası geçerliliği devam edecektir.

ABD’nin hedefleri
Peki ABD ne yapmak istiyor? Böylesi bir karar İran'ın uluslararası ilişkilerde pozisyonunda bir değişiklik yaratır mı?

Bölgesel yayılmacılığını etkiler mi?

Yemen üzerinden Aden Körfezi’ni kontrol etmeyi, Suriye üzerinden Akdeniz'de fiilen jeo politik bir güç olmayı, Hizbullah üzerinde Lübnan'ı denetim altına alarak İsrail'e de fiilen sınır olmayı, Hamas ile Filistin'i kontrol edip Mısır ve Ürdün'ün jeo-politik komşusu olmayı hedefleyen ve bu alanda ciddi adımlar atan bir İran gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ayrıca Körfez devletçiklerinde politik dengeleri değiştirecek ciddi düzeyde Şii nüfusunun varlığı, önümüzdeki birkaç yıl içinde körfez rejimlerinin değişmesine paralel olarak İran'ın hâkimiyet alanının gelişmesine dair çok sayıda veri bulunuyor. İsrail başta olmak üzere Körfez ülkelerin güvenliğini oldukça önemseyen ABD yönetimi, İran'ın bölgesel yayılmacılığını ciddi bir tehlike olarak görüyor.

Bölgesel düzeyde meydana gelen değişimler dikkate alındığında Bush'un 2001'de ‘Şeytan’ devlet olarak tanımladığı İran’ın, sanıldığı gibi 2018'de Afganistan, Irak, Libya ve Suriye gibi işgal edilmesi söz konusu olmayacaktır. Daha çok askeri varlığına darbe vurulması, ekonomik gücünün kırılması, bölgede artan etkinliğinin sınırlandırılmasına yönelik politikalar ön plana çıkacaktır. İsrail de İran üzerinde yeni bir bölgesel savaşın çıkma koşullarının oldukça zor olduğunu biliyor. Amaç İsrail'in güvenliği için bir tehlike olarak görülen İran'ın özellikle Irak-Suriye-Lübnan hattındaki jeopolitik yayılmacılığını durdurmaktır.

Trump'ın ABD tarafından imzalanan 'nükleer anlaşma'dan çekilmesi, İran'ın küresel düzeydeki ilişkilerini ciddi oranda etkilemez ancak bölgesel yayılmacılığını etkiler ve hâkimiyet alanlarındaki gelişmeyi sınırlandırabilir. Özellikle İran'ın iç politik ve toplumsal ilişkilerdeki sorunları nedeniyle de geri adım atması olasılık olarak mümkündür.

ABD, İran'ın Ortadoğu'da artan askeri ve politik etki alanını kısa vadede frenleme, orta vadede ciddi oranda durdurma ve uzun vadede kendi içine döndürme politikasını uygulamaya çalışacaktır. İran'ın Yemen, Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin'deki askeri ve politik etkisini kırmak ABD'nin öncelikli hedeflerinden biri olacaktır.

ABD'nin İran'a karşı olası bir askeri saldırısı ne Rusya ve Çin, ne de AB tarafından desteklenir. Tersine ABD'nin küresel güç dengeleri içerisinde yalnız kalmasına yol açar. Rusya-Çin-AB üçlüsünün İran ile kurdukları ekonomik-askeri merkezli politik çıkarları bulunuyor ve bu çıkarların darbe almasına izin vermezler. Özellikle AB'nin desteğini almamış herhangi bir saldırı, ABD'nin bölgesel çıkarlarını da çok ciddi oranda etkiler. Bu nedenle İsrail-Suudi Arabistan-Mısır gibi Ortadoğu üçlüsünün desteği ve çıkarları nedeniyle İran'a karşı doğrudan konvansiyonel bir savaşın başlatılması son derece zor görünmesine rağmen, Körfez merkezli olarak İran'ın Ortadoğu stratejisinde belirli sınırlamalar gündeme gelecektir.

Rusya, iki ülkeyi dengelemek istiyor
Burada dikkat çekmek istediğim bir başka önemli nokta da şudur: İran ile İsrail birbirlerini hedef alan ve zıt kutupta görünen iki devlet profili çizmelerine rağmen, politik arka plan diplomatik ilişkilerin böyle olmadığı görülüyor. Örneğin 25-26 Nisan 2018 tarihinde Rusya Milli Güvenlik Konseyi tarafından düzenlenen dokuzuncu ‘Yüksek Güvenlik Temsilcileri Toplantısı’na 118 ülkeden istihbarat ve güvenlik yetkilisi katıldı, Konsey Sekreteri Nikolay Patruşev etkinlik sırasında İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tuğamiral Ali Şamkani ve İsrail Milli Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Eitan Ben-David ile yaptığı özel görüşmelerle İran-İsrail ilişkileri masaya yatırıldı. Aynı toplantıda Rusya-İsrail-İran istihbarat yöneticilerinin üçlü bir görüşme yaptıkları da gündeme geldi. Görüşmelere aracılık yapan Rusya, İran'ın Suriye'deki konumlanışının İsrail'in güvenliği için bir tehlike oluşturmayacağı güvencesi vererek bir askeri-politik denge korumaya çalışıyor. Örneğin İsrail'in 8 Nisan 2018 tarihinde Suriye'nin T4 üssüne yaptığı füze saldırısı sonucu yedi İranlı askerin intikamının alınması için Tahran'ın adım atmasını engelleyen gücün Rusya olduğu biliniyor. Böylelikle Rusya, Suriye merkezli bölgesel stratejisinin başarılı olması için İran-İsrail dengesinin son derece önemli olduğunun farkındadır.
Kısacası; İsrail'in “İran'ın nükleer silahlanma programını devam ettirdiği” yönündeki iddiası, ABD tarafından doğrudan kabul edilecektir. İngiltere daha dengeli bir yanıt verecek gibi görünüyor. Fransa ve Almanya, İran'ın nükleer silah programını gizlice geliştirdiğine inanmıyor. İsrail'in talebini formalite olarak inceleyecektir. Rusya ve Çin ise böylesi gizli bir araştırmanın yapıldığını hiçbir şekilde inandırıcı bulmuyor. Bu nedenle ABD, 'nükleer anlaşamadan' çekilebilir ama diğer ülkeler aksi yönde yana tutum alacakları için anlaşmanın uluslararası geçerliliği devam edecektir.

ABD; İsrail ve Suudi Arabistan'ın baskısına rağmen İran ile doğrudan bir konvansiyonel savaşa girmez. Hava operasyonları da yapmaz. Bu üçlünün ortak hedefi; İran'ın yayılmacılığını sınırlamak ve özellikle Irak-Suriye-Lübnan hattında artma eğilimi içinde olan askeri-politik gücünü sınırlandırmaktır. Bundan da nispeten başarılı olacaklardır.

En Çok Okunan Haberler