Parti konferansları

Konferans sezonu devam ediyor. İşçi Partisi’nden sonra bu hafta da Muhafazakarları izledik. İki parti arasındaki atışmaları görmek eğlendirici.
İki konferansta da ortak nokta bir liderlik yarışı olmaması. Alttan alta gerilimler tahmin edilse de yüzeye yansıyan bir çatışma görülmedi. Muhabirler ve yorumcular yakaladıkları kilit isimleri bu yönde sorularla sıkıştırdılar ama sonuç alamadılar.
İşçi Partisi daha bir özüne dönmüş imajı verdi. Ancak şu ‘Yeni İşçi Partisi’ lafını bırakıp harbiden eski İşçi Partisi olmayı becerebilseler beni bile ikna edecekler.
İki parti içinde parti ve lider pazarlamanın ikinci plana düştüğünü görmek de güzel. Seçmen şimdi gerçek siyaset farklarına bakarak tercih yapabilir belki.
Her iki parti de ahlaki yozlaşma konusunu ön plana çıkardı. Toplumsal proje açısından İşçi Partisi sosyal yardımları daha sıkı denetleyeceğini belirtirken Muhafazkarlar kontrol ve yardım alanların sayısını ciddi anlamda azaltma sözü verdiler.
Muhafazakarlar ya bizim bilmediğimiz bir şey biliyorlar ya da seçim kazanma niyetleri yok. Seçim vaatleri kimseyi mutlu edecek nitelikte değil. Örneğin emeklilik yaşını artıracağız ve seçilirsek şu an 53 yaşın altında olan herkes 65 yerine 66 yaşında emekli olacak! Vergi indirimlerini kaldıracağız. Çalışan ailelere vergi iadelerini kısıtlayacağız. Üst gelir grubu yüzde 50 vergi oranını azaltmayacağız. Kamu görevlilerinin sayısını azaltacağız ve üst gelir limiti koyacağız!
Bütün bunlara bakınca geleneksel sağ liberal bir partiden bekleyeceğiniz hiçbir şey bu menüde yok. Vergi indirimi yok aksine artış var! Onun dışında liberal sol bir partinin önerebileceği hiçbir şeyi de öneremiyorlar. Yani sosyal yardımlar artacak gibi vaatler de yok.
Ayrıca Londra belediye başkanı Boris Johnson dışında espri yapan ya da az buçuk sevimli görünen kimse yoktu. Sonuçta seçmen biraz umut, biraz sempati ve güleryüz peşinde. Bu açıdan da İşçi Partisi bir adım önde göründü. Gordon Brown’ın sıkıcılığına rağmen genel olarak konferans daha olumlu bir hava yarattı.
Bir de daha ikincil bir mesele ama muhafazakarların konuşmalarına ve konuşmacılarına bakan pekçok Britanyalı biraz yabancı hissetmiştir kendisini. Sonuçta ekonomik kriz herkesi biraz yoksullaştırdı ve işsizlik ve işten çıkarmalar Demoklesin kılıcı gibi tepemizde iken kürsüde bir takım bakımlı adamlar ve kadınlar ahkam kesiyor. Bunları sokakta görmüyorsunuz. Bunların gelir ve mal varlıkları milyon sterlinlerle ölçülürken siz ayda 1000 sterlin kazanabilecek iş bulamıyorsunuz. Yabancılık kol geziyor muhafazakarlarla sade vatandaş arasında. Parti başkanı mal varlığını açıklamaya dahi cesaret edemiyor ama tahminler 30 milyon sterlinin üzerinde olduğu yönünde! Saati 6 Sterlinin altında çalışan muslukçu Jo nasıl buna oy verecek şimdi?
Bunun ötesinde bir de Avrupa Birliği meselesi var. Aylardır referandum yapacağız ve AB anayasasını reddedeceğiz diyen muhafazakarlar artık bunu da diyemiyorlar.
Söyleyebildikleri tek şey belki referandum olabilir ama diğer AB ülkeleri o zamana dek anayasayı onaylamazsa! Yani bu referandum işi yalan olmuş.
Bu seçimlerde göç meselesi pek su yüzüne çıkmayabilir. İki konferans da bu konuda pek bir şey söylemedi. Ama zorunlu kimlik kartı uygulamasının sadece göçmenler için uygulanacağı neredeyse kesinleşti. Yani kendi vatandaşına suçlu muamelesi yapmak ayıp ama başkasına serbest.
Sonuç olarak benim anladığım ve hissettiğim şu ki İşçi Partisi bu kez bana bir adım önde göründü. İnsanların da özüne dönmüş bir İşçi Partisi’ni kendilerine daha yakın bulacaklarını düşünüyorum. Daha upuzun 7 ay var ancak bu programlar ve havalarla iki parti arasında bir yarışta seçim bölgesi avantajına sahip olan İşçi Partisi’nin dördüncü döneme doğru yol aldığını düşünüyorum. Bu tahminimi Mayıs ayında bana hatırlatan biri olur herhalde.
İşçi Partisi konferansından tam olarak anlayamadığım tek mesaj İskoçya ve Galler’de ayrılıkçılığa izin vermeyeceğiz iddiası oldu. Bunu biraz daha araştıracağım. Öğrenirsem sizinle de paylaşırım.
İyi pazarlar ve bol şanslar.

En Çok Okunan Haberler