Premier Lig seyir defteri; zirveye bir bakış…

Premier Lig’de 2016-2017 sezonunun yarıdan fazlasının tamamlandığı zamanlarda zirvede yer alan takımların hal ve gidişine bakalım bu hafta; çıkıştakileri, düşüştekileri, geride bıraktığımız ocak ayının yaramadıklarını ve birkaç satırda da olsa yıldızı parlayanları hatırlayalım…

Zirvede Conte’nin Chelsea’si, oynadığı 23 maçın 18’ini kazanmış, üstelik ligin en az gol yiyen takımı. Lig üçüncüsü Tottenham gibi üçlü savunmayla, 3-4-3 dizilişinde oynuyorlar. Cahill, Luiz ve Azpilicueta’nin önünde iki defansif orta saha Kante ve Matic ligin en fazla top çalan ikilisi. 1,94 boyundaki Matic duran toplarda savunmasına yardım ederken, takımın zayıf yanı hava toplarında zaman zaman sıkıntı yaşaması. Geçtiğimiz haftalarda Dele Alli’nin iki kafa golüne mani olamayıp sahadan yenik ayrıldıkları Tottenham maçı sonrası teknik direktörleri Conte’ye üçlü savunma düzeninde ısrar edip etmeyeceğini, rakibe göre önlem alıp almayacağını sormuştum. “Üçlü savunmayla kazandığımız onca maçtan sonra bu soruyu sormamıştınız, şimdi sormanızı manidar buluyorum!” demişti gülümseyerek. Ancak her diziliş gibi üçlü savunmanın da aksayan yanları vardı ve Alli o maçta bu gerçeği hatırlatmıştı. Takımın bu sezon topa sahip olma ortalaması yüzde 54,1 ama topu kaptıkları anlarda çok çabuk çıkıyorlar; ileri üçlüsünde yer alan Costa ve Hazard 24 gol ve 8 asistle oynuyor. O süratli ikilinin arkasındaki kanat oyuncuları Moses ve Alonso geniş alanlarda çok etkili. 1990 doğumlu Moses Nijerya’da dünyaya gözlerini açmış. Çok zor geçmiş çocukluk yılları, anne ve babasını cinayet sonucu kaybettikten sonra 11 yaşında İngiltere’ye evlatlık olarak gelmiş. 2012 senesinde Wigan Athletic’den Chelsea’ye transfer olmuş, sonraki üç sezonu Liverpool, Stoke City ve West Ham’da kiralık olarak geçirmiş. Bu sezon yıldızı parlayanlardan, haliyle Conte övgüyle bahsediyor öğrencisinden…

Madem günümüzün futbol modası üçlü savunmadan dem vurduk Kuzey Londra’nın dişli takımını da hatırlamadan geçmeyelim. Chelsea benzeri üçlü savunmayla oynayan Tottenham’ın en büyük artısı çok koşan ve ligin en genç 11’ine sahip olması. Yaş ortalaması 25,2 olan takımın en etkili oyuncuları kanat bekleri Rose ve Walker, ikisi de süratli, saldırgan ve güçlü. Hani derler ya, insan bu ikiliyi izlerken yoruluyor. Gol sayıları lider Chelsea’ye yakın olsa da, Alli ve Kane’nin yokluğunda rakip savunmanın arkasına sarkabilen oyuncu eksiklikleri, haliyle gol yollarında sıkıntı yaşadıkları aşikâr. Şampiyonluğu kovaladıkları 2015-2016 sezonunda gençlikleri ve tecrübesizliklerine yenik düşmüşler, son haftalarda kaybettikleri puanlarla ligi üçüncü sırada bitirmişlerdi. Teknik direktörleri Pochettino bu sezon takımının daha deneyimli olduğunu söylüyor, aynı hataları yapmayacaklarına inanıyor…

Ocak ayının yaramadığı takım Liverpool, evinde oynadığı son beş maçın üçünü kaybetti, bu yazının yazıldığı saatlerde ligde 4. sırada. Chelsea maçı öncesinde Jurgen Klopp takımın bu sezon ilk altıda yer alan rakipleri karşısında maç kaybetmediğini hatırlatarak, Chelsea’yi yendikleri takdirde yeni bir başlangıç umudunu dile getiriyordu. Ama olmadı, iyi mücadele ettikleri maçta Chelsea’den ancak bir puan alabildiler ve aradaki 10 puan farkı kapatamadılar.

Lig ikincisi Arsenal’de Alexis Sanchez 15 gol 7 asistle Costa’dan sonra ligin en golcü oyuncusu. Hafta içi 60.035 taraftarın önünde oynanan maçta Watford karşısında ilk 15 dakikada iki farkla geriye düştü, yüzde 70 topa sahip olduğu ilk yarıda sağda Gabriel, solda Monreal’in kanatları iyi kullanamamasının bedelini ödedi. Bellerin’i yedek kulübesine çekip, ofansif yanı ve sürati olmayan Gabriel’i savunmanın sağında oynatmanın mutlaka kendince bir gerekçesi vardır. Ama sanırım bir önceki maçta hat-trick yapmış Walcott’u ilk 11’de başlatmadığına pişmandır. İkinci yarıda Giroud’un yerine giren Walcott oyuna hareket getirdi ama 58’de Sanchez’in asistiyle gelen Iwobi’nin golü puan almaya yetmedi. Arsenal o maçta rakip kaleyi 19 kez kaleyi yokladı ancak Wenger’in basın toplantısında söylediği gibi takımı bu maça mental olarak iyi hazırlanmamıştı.

Şubat ayının ilk cumartesisinde Arsenal bu kez sezonun ilk yarısında üç golle geçtiği Chelsea karşısında. Cezası nedeniyle tribünde oturan Wenger’in takımı bu statta oynadığı son dört maçı kaybetmiş, kalesinde gördüğü 12 gole karşı sadece 1 gol bulabilmiş. Chelsea bu sezon evinde oynadığı 14 maçın 13’ünü kazanmış, tek mağlubiyeti Liverpool karşısında. Hull City’den (10) sonra kalesinde en fazla penaltı gören takım Arsenal (7), 4-2-3-1 dizilişinde başlıyor maça, gol umudu bu maçta da Sanchez. 41.490 taraftarın önünde 13. dakikada golü buluyor ev sahibi, Costa’nın direkten dönen kafa vuruşunu Bellerin’e yüklenerek tamamlayan Alonso. 53’de maçın adamı Hazard orta sahadan kaptığı topla Arsenal savunmasını adeta delerek takımının ikinci golünü kaydediyor. Wenger’in maç sonu basın toplantısında söylediği gibi, o gol Arsenal’in direncini düşürüyor. 85’de Fabregas farkı üçe çıkarırken, son saniyelerde Giroud’un teselli golü sonucu belirliyor. Futbolun değişmez gerçeğidir, iyi forvetler maç kazandırır, iyi savunmalar kupaları. Arsenal savunmasının bir maçta daha rakibe cömert davrandığı maçı Chelsea 3-1 kazanırken, rakibine 12 puan fark atıyor…

En Çok Okunan Haberler