Prof. Dr. M. Murat Erdoğan: Göç politikanız olmazsa çatışma kaçınılmaz olur

Emre Sugel Ankara

Suriye’de sekizinci yılına giren küresel boyutlu iç savaşta yaklaşık 550 bin kişi yaşamını yitirirken, 6.6 milyon kişi ülkelerini terk etti. Evlerinden ve yaşamlarından koparak Türkiye’ye gelen Suriyeli sayısı ise 3.5 milyonu aştı. Türkiye’de doğan Suriyeli bebek sayısı 350 binin üzerinde. 1 milyon Suriyeli çalışıyor ve sığınmacı oldukları ülkede büyüyen yeni bir nesil var. Yaşam, siyaseti beklemeksizin yoluna devam ediyor.

Suriyeli sığınmacılar ve Türkiye gerçeğine yönelik BirGün’ün sorularını yanıtlayan Türk-Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı/Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. M. Murat Erdoğan, zamanın giderek daraldığını söylüyor.

»İktidarın şu ana dek bu yönde izlemiş olduğu politikalar ve Suriyelilerin entegrasyonu hakkında neler düşünüyorsunuz?
Türkiye’de Temmuz 2018 verilerine göre 3 milyon 570 bin Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Oysa Türkiye’de 2011 yılında yani Suriyeliler gelmeye başlamadan önce toplamda 58 bin sığınmacı vardı. Suriyeliler gelmeye başladıktan sonra diğerleriyle birlikte toplamda sığınmacı sayısı 4.1 veya 4.2 milyona çıkmış durumda. Bu olağanüstü bir sayıdır. Bir ülkede bu bağlamda toplumsal olayların çıkması, uyum süreçleri vs. gibi durumlar, sığınmacıların sayılarıyla çok büyük bir ölçüde bağlantılıdır. Pek tabii sayı büyüdüğünde toplumların reaksiyonları ve endişeleri artmaktadır.

Bu bağlamda Türkiye’de son 6-7 yılda sığınmacılarla ilgili yaşananları “mucize” olarak değerlendirmek mümkün.

Toplumsal alanda olağanüstü başarılı sayılabilecek bir süreç yaşıyoruz. Bu başarının kaynağı hükümet ya da devletten daha çok Türk toplumunun bütün endişelerine rağmen sığınmacılarla arasında kurmuş olduğu yüksek empati yetisi ve büyük fedakarlığı olduğunu düşünüyorum. Öte yandan devletin ve hükümetin kapsamlı bir uyum stratejisi geliştirdiğini ise düşünmüyorum. Çünkü uyum stratejisi geliştirmek her zaman çok tercih edilen bir şey değil. Uyum politikası riskli bir şeydir. Uyum politikası yaparsanız, buradaki sığınmacıların kalıcı olmasını teşvik bile etmiş olabilirsiniz. Çünkü uyum politikasında kapsamlı ve sistematik bir şekilde dil öğreteceksiniz, iş bulacaksınız, eğitim ve sağlık hizmeti vereceksiniz.

Nihayetinde birçok ülke uyum politikası vermemek için direnir. Sosyolojik gerçeklik bize gösteriyor ki Suriyeli sığınmacılar ülkemizde gidici değil kalıcı olmuşlardır. İşte tam da bu noktada gerçeklikle yüzleşmek ve kendi huzurumuz için de uyum politikalarına yönelmek gerekiyor.

Uyum politikalarının önemi
»Suriyelilerin yasal statüleri nasıl olmalı? Burada mülteci ve sığınmacı kavramı arasındaki ayrıma nasıl açıklık getirebiliriz? Uyum politikalarında ne tür adımlar atılmalı?
Türkiye 1951’de mültecilerin statüsünü belirleyen Cenevre Antlaşması ve bunun ilavesi olarak 1967’de imzalanan New York protokolüne taraf bir ülkedir. Ancak Türkiye mülteciliği yalnızca Avrupa’dan gelenlere tanımaktadır, bunun dışındakilere mülteci statüsü vermemektedir. Oysa mültecilik kişiye ve kişinin durumuna bağlıdır, ülkesine bağlı olamaz. Türkiye ise aksine bu konuda coğrafi bir çekince koymuştur. Bu çerçevede Türkiye’de Suriyeli sığınmacıların statüleri “geçici koruma” şeklinde tanımlanmıştır. Uluslararası hukuka uygun olsa ve mesela Balkan savaşında da AB tarafından uygulansa da adı üstünde “geçici” olan bir uluslararası koruma sağlanmaktadır. Oysa 6-7 sene sürdürülebilir bir geçici koruma olamaz. Avrupa’dan gelmedikleri için mülteci de diyemiyoruz. Haliyle bu insanlara sosyolojik anlamda sığınmacı kavramını kullanıyoruz. Bir yere sığınmışlar bu insanlar. Süreç içerisinde ne olacakları belli değil. Nihai statüleri belli değil. Belirsiz bir durumdalar.

Bir insanın uyum politikası bakımından en çok ihtiyaç duyduğu şeylerin başında statüsü gelir. Geçici koruma kavramı ile uyum politikasını bağdaştırmak ise olanaksızdır. Bu sebeple geçici koruma kavramı sürdürülebilir değildir ve daha gerçekçi bir şekilde açıklığa kavuşturulması gerekir. Bana kalırsa Türkiye’deki Suriyelilere artık orta ve uzun vadede ikamet izinleri verilmelidir. Bu insanlar Türkiye’de çalışıyorlar o zaman hukuka uygun bir şekilde çalışsınlar, vergilerini ödeyebilsinler, hukuka uygun bir şekilde iş kurabilsinler, ev satın alabilsinler vs...

Toplumda endişe yaygın
»Suriyelilerin PYD’den arındırılan bölgelere yerleştirilmesi çözüm olarak sunuluyor. Siz bu ifadeleri nasıl yorumluyorsunuz?
Gerek Erdoğan gerekse İnce bu tarz söylemleri dile getirirken toplumdan gelen tepki ve bunalmışlık sinyallerine dayanarak ifadelerini geliştirdiler. Ancak 3.5 milyon insanı zorla geri gönderemeyiz. Gönüllü geri dönüşü teşvik etmeliyiz ama bu da artık çok sınırlı kalacak. Bir akademisyen olarak en çok eleştirdiğim nokta, Suriyeli sığınmacılarla ilgili tüm politikaların ve her şeyin geçicilik üzerine bina ediliyor oluşudur. Halen politikacılar sığınmacıları göndereceklerine inanıyor. Toplumda günün birinde bunların gideceklerini umut etmeye çalışıyor.

Suriyelilere vatandaşlık verme politikasının yaşanan sorunların çözümüne ne gibi bir katkısı olabilir? Seçimlerden önce de gündemde olan bir konuydu.

Resmi açıklamalar çok yapılmıyor fakat gayri resmi ayaküstü yapılan açıklamalara bakarsak yaklaşık 80 bin ile 100 bin arası Suriyeliye vatandaşlık verildi. Seçimler göz önünde bulundurulacak olursa bunların içinde 60-70 bin civarı oy kullanabilecek olan var. Ancak son seçimlerde yaklaşık 60 milyon oy vardı. Yani Suriyeliler halihazırda sonucu etkilemedi fakat ilerleyen zamanlarda etkileyebilirler.

Aslına bakarsanız vatandaşlık, uyum politikalarının son safhasıdır ve önemlidir. Biz de Suriyelileri sürekli olarak geçici koruma altında tutamayız. Eninde sonunda başka statüler vereceğiz ve nihayetinde vatandaşlık vermek durumunda da kalacağız. Bu konularda seçici davranmak, toplumu ikna etmek ve eğer bir yerden başlayacaksak belki de Türkiye’de doğan çocuklardan başlamamız gerekmektedir. Daha önce ifade ettiğim gibi Türkiye’de doğan Suriyeli sığınmacıların çocuklarının sayısı 350 bin ve bunların herhangi bir ülkeye vatandaşlığı yok. Peki, ne olacak bu çocuklar?

»Suriye Ordusu’nun ülkenin güneydoğusuna gerçekleştirmiş olduğu operasyonlardan sonra 270 bin Suriyeli evlerini terk etti. Türkiye’ye gelebilecek olası yeni sığınmacı akını hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
Türkiye’de şu an sığınmacıların geri gönderilmesi yönünde toplumda bu kadar yüksek bir beklenti varken iktidarın bu saatten sonra istisnai olarak küçük gruplar hariç, yeniden sığınmacı alacağını asla beklemiyorum. Türk hükümeti son 2 yılda 565 km duvar ördü Suriye sınırına. Bunun sebebi yeni sığınmacı akınlarına karşı kendisini korumaktır. Türkiye’nin çok istisna durumlar dışında (hastalık, yaralanma vs. gibi) ya da çok özel gruplar dışında kitlesel olarak yeni sığınmacılar alacağını düşünmüyorum. Türkiye’de şu an Suriyeliler ve diğerleriyle birlikte toplamda 4 milyonun üzerinde sığınmacı veya mülteci var. Uluslararası kamuoyu ise bu hususta Türkiye ile yeterli seviyede işbirliği yapmadı ve yükü paylaşmadı. Son yaşanan gelişmelerin ardından olası 270 bin kişilik Suriyeli sığınmacı akınıyla ilgili bu insanları da kabul edin diyemezler. Bu konuda Türkiye’nin yapacağı şey, yine bu tür sığınmacı akınları söz konusu olduğunda Suriye topraklarında sığınmacıları karşılamak şeklinde olacaktır. Türkiye hem kapasitesi, hem uluslararası dayanışmada yaşanan büyük eksikler hem de toplumdan gelen tepkileri dikkate alarak yeni sığınmacı akınlarına izin vermemek için elinden geleni yapacaktır. Bu bakımdan asla yeni sığınmacı akınlarına kapılarını açmamalıdır. Ayrıca Suriye kaynaklı yaşanan sığınmacı akınları genel olarak şunu göstermiştir ki, uluslararası arenada “geri kabul anlaşmaları” da “açık kapı politikaları” da artık kriz içindedir.

Şunu da ilave etmek gerekmektedir ki, Türkiye’deki Suriyeliler konusunda toplumun büyük ölçüdeki haklı endişe ve tepkileri dikkate alınmalıdır. Popülist olmadan ama topluma duyarlı politikalar geliştirilemezse, çatışma kaçınılmaz olur.

***

Uyum politikaları sorunlu

»Uyum politikaları sizce düzgün biçimde işletiliyor mu?
Uyum politikaları konusunda iki önemli sorun göze çarpıyor. Bunlardan birincisi devletin stratejik kararsızlığı. Devlet diyor ki bunlar geçici ve geri gidecekler. Bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu, İnce de söylüyor, diğerleri de söylüyor. Haliyle geçici olarak baktığın 3.5 milyon insana nasıl kalıcı önlemler alabilirsin? Alamazsın. Bir diğer sorun ise toplumumuzun aslında kendi huzuru için artık kaçınılmaz olan uyum politikalarının gerekliliğine yönelik ikna edilmemiş oluşudur.

Şu an Türkiye’de toplam doğan Suriyeli bebek sayısı 350 bini aştı. Günde ortalama 395 Suriyeli bebek Türkiye’de dünyaya geliyor. Sadece 2019 yılında ülkemizde doğacak Suriyeli bebek sayısı 140 binin üzerinde. 1 milyondan fazla Suriyeli şu an Türkiye’de çalışıyor. 600 binden fazla çocuk okula gidiyor. Tüm bu şartlar altında Suriyeli sığınmacıların çok ciddi bir bölümünün, bana kalırsa en az yüzde 80’nin Türkiye’de kalıcı olduğu gerçeğiyle yüzleşilmeli.

En Çok Okunan Haberler